Irmgard Keun

Yalancı İpek Kız yazarı
Yazar
8.0/10
22 Kişi
414
Okunma
9
Beğeni
2.518
Görüntülenme

Hakkında

6 Şubat 1905’te günümüzde Berlin’e katılmış olan Charlottenburg kasabasında dünyaya geldi. Babası bir petrol şirketinde satıcı, annesi ev hanımıydı. 1913 yılında aile Köln’e taşındı. Keun, burada Mädchen-lyzeum Teschner isimli bir okula girdi. 1921 yılında ticaret okuluna başladı; stenografi ve daktilo dersleri aldı. Sekreter olarak çalışmaya başladığı sırada Köln’de oyunculuk derslerine gitti. Greifswald ve Hamburg kentlerinde sahneye çıksa da 1929 yılında oyunculuğu tamamen bıraktı ve Alfred Döblin’in tavsiyesiyle yazarlığa başladı. İlk romanı Gilgi, eine von uns (Gilgi: Bizden Biri, 1931) büyük beğeni topladı. İkinci kitabı Yalancı İpek Kız da (1932) yayımlanır yayımlanmaz çok satan bir roman oldu. Keun aynı yıl yazar ve yönetmen Johannes Tralow’la evlendi. 1933 yılında Keun’un eserleri Almanya’da yasaklandı: Kitaplarının tüm kopyaları toplatıldı ve mevcut baskılar yakıldı. Nazi rejimine uyum sağlayan kocasından uzaklaşan Keun, alkolizmini tedavi etmesi için gittiği Arnold Strauss adlı Berlinli bir Yahudi doktora âşık oldu. 1936’da “Zencilerin ve Yahudilerin peşinden git,” diyen kocasını terk ederek Belçika’ya gitti, burada iki yıl boyunca Avusturyalı romancı Joseph Roth ile birliktelik yaşadı. 1937’de Tralow’dan ayrıldı. Strauss ile ilişkisi devam ediyordu; New York’a kaçan Strauss’u ziyaret etti. Burada iki ay geçirdikten sonra Avrupa’ya, 1940’ta da Köln’e döndü ve Charlotte Tralow ismiyle yaşadı. Savaş yıllarını burada, intihar ettiğine dair yalan haberlerin de yardımıyla, gözlerden uzak geçirdi. 1950’de yayımlanan romanı Ferdinand, der Mann mit dem freundlichen Herzen (Ferdinand, Müşfik Yürekli Adam) ilgi görmedi. Keun, savaştan sonraki yıllarını alkolizmin pençesinde, yoksulluk içinde geçirdi. Scherzartikel (Şaka Konusu, 1951), Wenn wir alle gut wären (Hepimiz İyiyken, 1954) ve son romanı olacak Blühende Neurosen (Çiçekli Nevroz, 1962) belirdikleri gibi kayboldular. Keun, 1966’dan 1972’ye kadar Bonn Devlet Hastanesi’nin psikiyatri kliniğinde tedavi gördü. 1977’de Stern dergisinde yayımlanan bir makaleyle romanları tekrar keşfedildi ve yeni baskıları Keun’un para durumunu düzeltmesine yardımcı oldu. 1982 yılında akciğer kanserinden hayata gözlerini yumdu.
Ünvan:
Yazar
Doğum:
6 Şubat 1905
Ölüm:
5 Mayıs 1982

Okurlar

9 okur beğendi.
414 okur okudu.
7 okur okuyor.
154 okur okuyacak.
6 okur yarım bıraktı.

Okur demografisi

Kadın% 80.1
Erkek% 19.9
0-12 Yaş
13-17 Yaş
18-24 Yaş
25-34 Yaş
35-44 Yaş
45-54 Yaş
55-64 Yaş
65+ Yaş
Reklam

Alıntılar

Tümünü Gör
Yani ilk önce baba çocuğun korkmasını ister. Sonra çocuk okulda öğretmeninden korkar,kilisede sevgili Tanrı'sından korkar, askerde üstünden,iş yerinde amirinden korkar, polisten korkar,ölümden korkar. Sonunda bir millet korkuyla o kadar köleleştirilir, o kadar sakatlanır ki,korku içinde hizmet edebileceği bir hükümeti başa getirir.
Sayfa 81
“ Tanrı’dan korkmak mı? Niye? Tanrı’ya güvenmeye bir diyeceğim yok. Ama çocuğumun Tanrı’dan korkmasındansa kibrit kutularına ya da likör kadehlerine tapmasını tercih ederim. Dünyadaki bütün felaketlerin başı korkudur. Tanrının neden insanların ağzını bağlayıp ellerini kelepçeleyen, sonra da onları daire içinde koşturan modern bir diktatör olarak görülmesi gerektiğini anlamıyorum. Almanya’daki bütün o pislikler , insanlar orada ezelden beri korkuyla terbiye edildiği için ortaya çıkabildi. Çocuğun dünyaya gözlerini açtığı andan itibaren ana babasından korkması bekleniyor. Üstüne bir de saygı duyması isteniyor. Niçin? Ana babanı ya seversin ya da sevmezsin, seversen onlara saygı da duyarsın zaten; eğer sevmezsen anan baban senin gösterdiğin saygıyı ne yapsın. Yani ilk önce baba çocuğun korkmasın ister. Sonra çocuk okulda öğretmeninden korkar, kilisede sevgili tanrısından korkar, askerde üstünden, iş yerinde amirinden korkar, polisten korkar, hayattan korkar, ölümden korkar. Sonunda bir millet korkuyla o kadar köleleştirilir, o kadar sakatlanır ki, korku içinde hizmet edebileceği bir hükümeti başa getirir. Bu da yetmez, korku içinde yaşamaya meraklı olmayan milletlere tahammül edemediğinden onları da korkutmaya girişir. Önce Tanrı’yı bir diktatör haline getirdiler ama artık ona da ihtiyaçları kalmadı, çünkü şimdi daha büyük bir diktatörleri var. “
Alıntı
Reklam
Reklam