1950 yılında Kepirtepe Köy Enstitüsü'ne girdi. Bu okulda Resim öğretmeni Selahattin Hüsnü Taran'dan desenin önemini kavradı. 1954 yılında İstanbul Öğretmen Okulu'nun resim seminerine girdi ve Malik Aksel'le tanıştı. Sanatın gereği olan sabrı, Malik Akselden öğrendi. Seminerin 2. ve 3. sınıflarında İlhami Demirci'den resimdeki yaratma heyecanını tadarken, kompozisyonda desenin önemini de anladı. Rengin, ritmin, hareketin birlikteliğinden oluşan kompozisyonların en seçkin örneklerini İlhami Demirci'nin ellerinde gördü.
1960 yılında Gazi Eğitim Enstitüsü'ne girdiğinde Refik Epikman'ın desendeki gücüne tanık oldu. Adnan Turani'den soyutun önemini, boyanın macerasını öğrendi. Şinasi Barutçu'da ve Nevide Gökaydın'da biçimsel güzellik sırlarını keşfetti. Sonra Anadolu'da öğretmenlik...
80'li yıllarda Aşık Veysel'in heykelini yaptı ve daha sonraki yıllarda bu heykel, Ankara'da korumaya alınacak 10 heykelden biri oldu. Eğitim Enstitüleri için estetik ders kitapları yanında sanata ilişkin yazılar yazmıştır.
"Haşmetmehap, size katılmakla birlikte şu uyarımı göz ardı etmemenizi umuyorum. Evet, Türkler yalnız kılıçla savaşır, zırh kullanmazlar, ilkel savaş aletlerini kaç yüzyıldır kullandıklarını bile bilmiyorum. Bildiğim tek şey varsa o da bu barbarların kazandıkları sayısız savaşlardır. Türkler savaş meydanlarına ölmek için çıkarlar. O yüzden atacağımız her adımı en ince ayrıntısına kadar düşünmeliyiz. Aksi halde..."