Jess Wells

Jess Wells

Yazar
6.7/10
3 Kişi
·
4
Okunma
·
2
Beğeni
·
87
Gösterim
Adı:
Jess Wells
Unvan:
Yazar
Doğum:
21 Ocak 1955
Jess Wells, dört romanın ve dört kısa öykü kitabının yazarıdır. San Francisco Sanat Konseyi Edebiyat Grantının sahibidir. Çalışmaları, üç düzineden fazla antoloji ve edebiyat derlemesine dahil edilmiştir ve Birleşik Krallık'ta yeniden basılmıştır ve İtalyanca'ya tercüme edilmiştir.
Kadınları ve Çocukları Koruma Derneği'nin ilgi alanı ise yalnızca varlıklı kadınların korunmasıydı. Kadınların şantajla, tecavüzle ve kaçırılmayla bu yola düşürülmesiyle ilgili yığınla kanıt bulunmasına karşın yardım eli uzatan yoktu.
Ahlak ekipleri kentin yoksul kesimi ve işçi sınıfları içinde çalışan düzenli bir casusluk sistemi haline geldi. "Erkek arkadaşıyla flört eden hiçbir genç kız gölgelerin arasından bir sivil polisin çıkıp onu muayeneye götürmeyeceğinden emin olamıyordu. "
Genelev, erkeklere sunduğu, daha fazla erkek ve kız çocuk sahibi olma kaygısından uzak cinsel hazlarla, servetin erkekler arasında kalmasını sağlayan bir sistemi -mirasın babadan oğula geçmesi- ve çekirdek aileyi de güçlendiriyordu. Bu arada zina şiddetle cezalandırılıyordu; kadınlar tarafından yapılan zinaya karşı yasalar -kısmen kadınların tecavüzcüden nefret edip erkeğin ailesine sadakatini koruyacağı gerekçesiyle- tecavüze karşı yasalardan daha acımasızdı; öte yanda, zina yapan kadın sadakatini kocasından âşığına devretmiş oluyordu. Ama çoğunlukla, bu tür yasalar bilinçli bir birleşmenin zorla tecavüzle kıyaslandığında çok daha şiddetli cezalandırılacağı konusunda kadınlara güçlü mesajlar iletiyordu. Tecavüzcü yalnızca para cezası ödemekle paçayı kurtarıyor, âşık ise aldatılan kocanın elleriyle ölüme gönderilebiliyordu.
1835'te yayınlanan bir broşürde ideal kadın şöyle tarif edilir: "O, hem sevecenliğini hem de hırçınlıklarını zarafetle taşır. Kocasının huyunu suyunu bilmek zorundadır, kısaca, erkeğin tüm arzularına gönülden baş eğmek bir eşte bulunan anlayışlılığın en belirgin işaretidir."
Genelevlerden kentlere akan paranın yanı sıra hükümete de pazarlardaki kadın satışlarından sınırsız para yağıyordu. Genç kızların ve kadınların satışı hemen her Avrupa kentinde yaygınlaşmıştı; pek çok ülkede kadın pazarları yasa ve yönetmeliklere bağlanmıştı... İngiltere'de, erkek tarihçilerin verilerine göre, ticaret büyük ölçüde sokaklardan kaldırılan -bu da yasaya aykırı değildi- kadınlara dayanıyor, bu kadınlar Londra'daki Southwark'ta alenen satılıyorlardı.
Bir bakireyi korumanın bedeli bir fahişe ise demekki bir daha asla bakireler olmayacağız. Asla ve asla iffetli davranmayacagız
Orta Çağ'da kentsel fahişeliğin örgütlenme nedeni, yoksulları kontrol altında tutmak, onları yiyeceksiz ya da toplum dışı bırakmanın da ötesinde alabildiğine ezmek, ama eğer bir yolu varsa sırtlarından para kazanmaktı. Cinsellik çekici bir pazardı ve satıcıları Avrupa kentlerini inşa ediyorlardı.
Kapılar müşteriler tarafından dışarıdan rahatlıkla açılırdı ama bu işi içeriden yapmak olanaksızdı; yalnızca görevli personelin anahtarı vardı... Fransa ve Belçika'da yasalara uygunluk bildirimi yapmış, kağıtları onaylanmış ve polis kayıtlarına belirli bir evin üyesi olarak geçmiş bir kadın, güç bela tutsaktan daha fazla bir şey sayılırdı. Ancak yoğun koruma altında dışarı çıkmasına izin verilir, sık sık da dövülürdü.
Victoria dönemi insanları için zührevi hastalık günahkarlık sonucuydu; hastaneler öncelikleri kadınları ahlaksal açıdan 'doğru yola' çekmek için çalıştı, tedavileri ikinci planda kaldı.
Kitabı anlatmaya nereden başlasam bilemiyorum. Kadınlarla yatıp kalkma isteğimiz, doyumsuz arzularımiz yüzünden başlayan bir işkence zulüm zalimlik maldan öteye değersizlik güryani içinde kalmış fahişelik yapan kadınlardan mi , asıl namussuz kalmış erkeğin kendini korumak için namus tabelasını yüklediği kadınları nasıl eleştirdigi ve hor gördüğünü mu bilemiyorum.

Neyse kitaba biraz gelecek olursak kitap fahişeligin ilk çıktığı yunan kültüründen başlıyor daha sonra getirdiği paralar doğrultusunda kilisenin elinde nasil artıgini , batıya nasıl yayıldıgi , kadınlara çektirilen eziyeti .hiç bir şekilde insan yerine konulmaması üzerine başlayıp gününüz dönemine kadar fahişelik , travesti , genelevi, teleevleri ele almış diyebiliriz.

İnsanlığından utanmak isteyen erkeklerin, Kendicinslerinin çektiği acılara gözyuman kadınların ve fahişelerin de insan olduğunu öğrenmek isteyenlerin okumasını tavsiye ediyorum.
Bu kitaba yapılacak incelemeye, mutlaka yazarının şu cümleleriyle başlamak ve kitapla ilgilenenlerin de bu cümle sonrasında kitabı okuyup okumama üzerine düşünmeleri lazım. "Ben bir tarihçi değilim ve bunun için de özür dilemem gerekmiyor. Geçmişe ipotek koyan akademik beyaz erkek tekelini sona erdirmek için her birimizin araştırmalar yapıp değişik biçimlerde öğrendiğimiz öyküleri, kişisel olaylara dayanan ve politik olanla harmanlayarak anlatmamız gerektiğine inandığımdan sıvandım bu işe."

Batı Avrupa'yı anlatmakta bu kitap. Ticari fuhuşun M.Ö. 504 Atina'ya kadar uzandığı gerçeğiyle başlar. Tıpkı bundan yalnız 50 yıl öncesinde "Kimi suçlar ispatlanamazdı," diye düşünmek gibi, bize ulaşmayan ne çiğlikler yaşandı kim bilir o yıllarda. Barbarlığı -ki kelime kökeni sakaldır esasen ama dilini anlamadıkları kişilere kullana kullana böyle kalmıştır- Doğu'ya yakıştıran Batı toplumunun ikiyüzlülüğünü ortaya serer. İngiltere'de 1882'de, Lordlar Kamarası fahişelerin haklarını savunanların baskısı ve fazla sert-insan haklarına aykırı yapılan cinsel muayene sebebiyle hazırladığı raporda cinsel ilişkiye rıza yaşını 16'ya yükseltmeyi teklif etmiş örneğin.

Bütün toplumlarda yıkılması gereken, reşitse ve akli dengesi yerindeyse kimsenin karışmaması gereken konularda kafa açan bolca örnek verir. Victoria Devri bu konularda uygulanan yasaklarıyla bilinirken arka planda en çok genelev bulunan ve hem devletin hem de kilisenin en çok para kazandığı dönemlerden biri mesela.

Kadınların acılarını sömürerek güç kazanmayacağız, kadınların acı çekmesine engel olup bütün insanlara insan olmaları sebebiyle değer vereceğiz. Elbette değer vermeye değerlerse. Son olarak: 17.yüzyılın şakası "kadının iffeti erkeğin en büyük uydurmacasıdır," doğru bir söyleyiştir. (syf 13.)

Yazarın biyografisi

Adı:
Jess Wells
Unvan:
Yazar
Doğum:
21 Ocak 1955
Jess Wells, dört romanın ve dört kısa öykü kitabının yazarıdır. San Francisco Sanat Konseyi Edebiyat Grantının sahibidir. Çalışmaları, üç düzineden fazla antoloji ve edebiyat derlemesine dahil edilmiştir ve Birleşik Krallık'ta yeniden basılmıştır ve İtalyanca'ya tercüme edilmiştir.

Yazar istatistikleri

  • 2 okur beğendi.
  • 4 okur okudu.
  • 9 okur okuyacak.