Jess Wells

Jess Wells

Yazar
7.2/10
9 Kişi
·
29
Okunma
·
3
Beğeni
·
147
Gösterim
Adı:
Jess Wells
Unvan:
Yazar
Doğum:
21 Ocak 1955
Jess Wells, dört romanın ve dört kısa öykü kitabının yazarıdır. San Francisco Sanat Konseyi Edebiyat Grantının sahibidir. Çalışmaları, üç düzineden fazla antoloji ve edebiyat derlemesine dahil edilmiştir ve Birleşik Krallık'ta yeniden basılmıştır ve İtalyanca'ya tercüme edilmiştir.
Yunanlı için kadın, kelimenin tam anlamıyla 'çocuk taşıyıcısı' anlamına geliyordu; devletin tek ilgi odağı genç ve erkek çocuklardı; bu yüzden pek çok kız hastalıklara, sakat doğanlar da toprak küplerde başkalarının acıma duygularına ya da ölüme terk edilmek üzere Taygetus Dağı eteklerine bırakılıyordu. Atinalı bir kıza yalnızca örgü örmek, dikiş dikmek ve yemek pişirmek öğretilirdi; bakım giderleri için ayrılan drahomasıyla babasının seçtiği bir adamla evlenir, böylece babadan kocaya geçerdi. Eğer bu kızcağız 'iffetsiz' bulunursa babası ya da erkek kardeşi onu bir geneleve satabilir, eğer kısırsa, kocası onu bir arkadaşına devredebilirdi. Kocası öldüğünde baba evine döner, miras kocasının erkek akrabalarına kalırdı. İşte bu kadın sırasıyla babasının, kocasının ve oğlunun vesayeti altında yaşamı boyunca hep önemsiz bir nesne olarak kaldı.
Fahişelik ve tecavüz korkutması erkekleri hep güçlü kılar çünkü onlar psikolojik tepkilerimizden sosyal konumumuza, şiddeti çevreleyen tüm mitlere kadar fahişelerle ilgili her şeyi sıkı denetim altında tutarlar. Tecavüz kurbanları ve fahişeler onların yasalarıyla savunmasız hale getirilmişlerdir. Erkekler her ikisini de "kirletilmiş" olarak değerlendirirler.
Genelev açılış öncesi hükümetten izin belgesi alan bir pronobosceion tarafından işletiliyordu. Pronobosceion bir yurttaş olarak tüm haklarını yitirir ama bol kazançlı bir iş ve kendi adına kayıtlı bir sürü genelev sahibi olurdu.
Kadınları ve Çocukları Koruma Derneği'nin ilgi alanı ise yalnızca varlıklı kadınların korunmasıydı. Kadınların şantajla, tecavüzle ve kaçırılmayla bu yola düşürülmesiyle ilgili yığınla kanıt bulunmasına karşın yardım eli uzatan yoktu.
Lujo Basserman (1969) fahişeliği, "kadına karşı girişilen tarafgirlikten kaynaklanan sömürü," olarak tanımlar ve "insanlık adına zararlı etkileri en az olan kurumlardan biridir," der. Bugünlerde hiç kimse fahişeleri politik baskı gruplarından daha tehlikeli saymıyor," diye devam eder.
Ticari fuhuşun -cinsel alışveriş- kökleri, Yunan ordusunun yapılanmasına parasal katkı sağlamak için devletçe işletilen bir kurum olarak yaklaşık İ. Ö. 504 Atina'sına uzanır.
Atina'daki ilk genelevde çalıştırılanlar Asyalı köleler, savaş mahkumları ve ailelerinden kaçırılmış ya da köle tacirlerince satın alınmış kadınlardı.
Tecavüz kurbanları ve fahişeler onların yasalarıyla savunmasız hale getirilmişlerdir. Erkekler her ikisini de ‘kirlenmiş’ olarak değerlendirirler.
128 syf.
·4 günde·Beğendi·7/10
Kitabı anlatmaya nereden başlasam bilemiyorum. Kadınlarla yatıp kalkma isteğimiz, doyumsuz arzularımiz yüzünden başlayan bir işkence zulüm zalimlik maldan öteye değersizlik güryani içinde kalmış fahişelik yapan kadınlardan mi , asıl namussuz kalmış erkeğin kendini korumak için namus tabelasını yüklediği kadınları nasıl eleştirdigi ve hor gördüğünü mu bilemiyorum.

Neyse kitaba biraz gelecek olursak kitap fahişeligin ilk çıktığı yunan kültüründen başlıyor daha sonra getirdiği paralar doğrultusunda kilisenin elinde nasil artıgini , batıya nasıl yayıldıgi , kadınlara çektirilen eziyeti .hiç bir şekilde insan yerine konulmaması üzerine başlayıp gününüz dönemine kadar fahişelik , travesti , genelevi, teleevleri ele almış diyebiliriz.

İnsanlığından utanmak isteyen erkeklerin, Kendicinslerinin çektiği acılara gözyuman kadınların ve fahişelerin de insan olduğunu öğrenmek isteyenlerin okumasını tavsiye ediyorum.
128 syf.
·2 günde·7/10
İkinci baskısında Türkan Saylan ve Engin Aydın'ın da ek yazıları ve röportajlarda bulunduğundan bu kurumun ülkemizdeki boyutundan da bir şekilde haberdar olunuyor.
Konunun bir şekilde iktidar ve dini kurumlarla ilişkilere kadar varmasını hayretle izliyorsunuz.
Diğer yandan kadın haklarıı kazanımlarının bir kısmının da yine bu kurum içinden çıkan aktivistlerce kazanılmış olduğunu da unutmamak lazım.
Kitapta bahsedilmemiş ancak Paris'te duymuştum "Paris metrosunda Cezayirli işçilerinki kadar Parisli fahişelerin de emekleri vardır" diye. Devlet tarafından çalıştırılan fahişeler gündüz çalışıp ücret ödenilen Cezayirli işçilerden parayı Parisli Fahişe'ler geri alınmasına gönderme yapılıyormuş. Kadının sömürüsüyle metro yapımı. İnsan haklarında en ileri yerlerdeki durum bu.
128 syf.
·7 günde
Bu kitaba yapılacak incelemeye, mutlaka yazarının şu cümleleriyle başlamak ve kitapla ilgilenenlerin de bu cümle sonrasında kitabı okuyup okumama üzerine düşünmeleri lazım. "Ben bir tarihçi değilim ve bunun için de özür dilemem gerekmiyor. Geçmişe ipotek koyan akademik beyaz erkek tekelini sona erdirmek için her birimizin araştırmalar yapıp değişik biçimlerde öğrendiğimiz öyküleri, kişisel olaylara dayanan ve politik olanla harmanlayarak anlatmamız gerektiğine inandığımdan sıvandım bu işe."

Batı Avrupa'yı anlatmakta bu kitap. Ticari fuhuşun M.Ö. 504 Atina'ya kadar uzandığı gerçeğiyle başlar. Tıpkı bundan yalnız 50 yıl öncesinde "Kimi suçlar ispatlanamazdı," diye düşünmek gibi, bize ulaşmayan ne çiğlikler yaşandı kim bilir o yıllarda. Barbarlığı -ki kelime kökeni sakaldır esasen ama dilini anlamadıkları kişilere kullana kullana böyle kalmıştır- Doğu'ya yakıştıran Batı toplumunun ikiyüzlülüğünü ortaya serer. İngiltere'de 1882'de, Lordlar Kamarası fahişelerin haklarını savunanların baskısı ve fazla sert-insan haklarına aykırı yapılan cinsel muayene sebebiyle hazırladığı raporda cinsel ilişkiye rıza yaşını 16'ya yükseltmeyi teklif etmiş örneğin.

Bütün toplumlarda yıkılması gereken, reşitse ve akli dengesi yerindeyse kimsenin karışmaması gereken konularda kafa açan bolca örnek verir. Victoria Devri bu konularda uygulanan yasaklarıyla bilinirken arka planda en çok genelev bulunan ve hem devletin hem de kilisenin en çok para kazandığı dönemlerden biri mesela.

Kadınların acılarını sömürerek güç kazanmayacağız, kadınların acı çekmesine engel olup bütün insanlara insan olmaları sebebiyle değer vereceğiz. Elbette değer vermeye değerlerse. Son olarak: 17.yüzyılın şakası "kadının iffeti erkeğin en büyük uydurmacasıdır," doğru bir söyleyiştir. (syf 13.)
128 syf.
İlginç bir kitap aslında. Bilimsel veriler kullanılmış. Fakat kitabı araştırmacı yazar yazmış. Bir akademisyen değil.
Kitap fahişelik üzerine kronolojik bir izlek sunmaya çalışıyor. Yapının bu "sapkın"lık adı verilen kısmında aslında fahişelik ve tecavüz korkutmasının erkekleri nasıl güçlü kıldığını da anlatan yazar, tecavüz kurbanları ve fahişelerin yasalarla nasıl savunmasız hale getirildiklerini olay ve olgularla açıklamaya çalışmış.

Yazarın biyografisi

Adı:
Jess Wells
Unvan:
Yazar
Doğum:
21 Ocak 1955
Jess Wells, dört romanın ve dört kısa öykü kitabının yazarıdır. San Francisco Sanat Konseyi Edebiyat Grantının sahibidir. Çalışmaları, üç düzineden fazla antoloji ve edebiyat derlemesine dahil edilmiştir ve Birleşik Krallık'ta yeniden basılmıştır ve İtalyanca'ya tercüme edilmiştir.

Yazar istatistikleri

  • 3 okur beğendi.
  • 29 okur okudu.
  • 34 okur okuyacak.