İkinci Dünya Savaşı sonrası İngiltere'de öne çıkan çağdaş oyun yazarları arasında belki de en tartışmalı isim John Whiting'dir. Dönemin genç yönetmenlerinden, oyuncularından gördüğü ilgiyi bir türlü eleştirmenler kanadından bulamayan yazar kimi zaman kendi köşesine çekilmiş, senaryolar, eleştiri yazıları yazmış, ama sonrasında yaptığı çıkışlarda da bildiğini okumaktan hiç vazgeçmemiştir: "Sanatın amacı kuşku yaratmak, sırf eğlendirmek için yazılan eserlerin amacı güven vermektir."
Whiting'in ustalığı en çok oyunlarındaki karakterlerin arasına gerdiği mesafelerle bireyin iletişimsel tıkanıklığını, kendinde kıstırılmışlığını gürültü patırtı çıkarmadan ama çırılçıplak bir şiddetle ortaya koymasında belirginleşir. Bir ucu Shakespeare'de bir ucu Marlowe'da titreşen bir yetkinlikle kurduğu "söz" zamanının da ötesine, genç ölümünün epey ötesine, bugünlere erişmiştir.
Alay edilmek için ne yaman bir yaratık insan. Yalnız bu iş için yaratılmış sanki. Burnu Kafdağı’nda, başarılarıyla gözü dönmüş, çanak tutuyor dersiniz. Varlığını sözde açıklayan bir takım uydurma şeylerin derinliğine gömülmüş, kendisine kahkahalarla gülündüğünü duymuyor bile. Karşısına geçip alay etseler, gözleri seni değil yalnız kendini görüyor.