Judith Bossert

Judith Bossert

8.7/10
3 Kişi
·
8
Okunma
·
0
Beğeni
·
232
Gösterim
Adı:
Judith Bossert
Unvan:
Yazar
Bankei çok ünlü bir Japon Zen ustasıymış. Günün birinde, Samuray olmuş bir Zen öğrencisi gelip yakınmış ona;
"Efendim, iç dünyam öylesine denetimsiz ki. Zihnimi nasıl sakinleştirebilirim?"
"Çok tuhaf birşeyin varmış”, diye yanıtlamış Bankei, "göster bana yatışmak bilmez zihnini. Denetimsiz özünü getir bana. Çok ciddi bir sorunun var! Olağandışı birşey!”
"Bunu size şimdi gösteremem” demiş Samuray.
"Peki şimdi gösteremezsen ne zaman gösterebilirsin?” diye yeniden sormuş Bankei.
"Bilmiyorum. Hiç beklemediğim zamanlarda öyle oluyor”, diye yanıtlamış Samuray.
"O halde bu senin kendi gerçek doğan değil”, sonucuna varmış Bankei, "eğer olsaydı, huzursuz, denetimsiz zihnini bana her an gösterebilirdin. Ama bu böylece senin gerçek doğan olamaz. Doğduğunda ona sahip değildin, onu sana veren anan baban da değil. Git ve bunun üzerine düşün”
Onu geleneksel kurallar, dışardan dayatılan değerler içinde değil, ancak yoğun bir iç gözlemle ve gördüğüm, işittiğim, dokunduğum, kokladığım, ama hepsinden önce ruhumda oluşan herşeyi dingin bir biçimde kabul ederek bulabilirdim.
Zen, hergünkü yaşamın ta kendisidir, hergünkü yaşam ise bir yöntem değildir.
Judith Bossert
Sayfa 6 - Okyanus Yayınları - Çeviri: Seda Toksoy (e-pub)
Yaşamsal olan konservelenemez, zamana dayanıklı kılınamaz. Yaşam bir andan ötekine tazeliğinde yaşanmalıdır. Çünkü hiçbir an diğerine benzemez, tutulamaz, yinelemez.
Telefon çalıyor. Telefonu sakince çalmaya bırakarak bu sırada kendimizi gözlemlemek, buna dayanabiliyor muyuz, arayanın kim olduğuna karşı konmaz bir merak mı duyuyoruz, o anda yapmakta olduğumuz işe dikkatle devam edebiliyor muyuz; tepkimizi izlemek, bir Zen uygulamasıdır. Telefon çalarken nefes alalım, iki çalış arası sessizlikte verelim. Oynayalım bu oyunu.
Sakin oturuş sırasında içimizden her türlü düşünce, duygu ve hayalin yüzeye çıkacağını söylemiştik. Bunların kimi ilginç olabilir, kimi korkutucu, bazısı sıkıcı. Çalışma, içimizde beliren herşeyi yargısız ve değerlendirmeksizin gözlemlemektir. Düşünceler ya da duygular yüzeye çıkmaktadır! Hepsi bu! Sonra düşünce ve duygular kaybolur, derken yenileri belirir! Aynayı hiç ilgilendirmez önünden sizin mi, yoksa bir sineğin mi geçmekte olduğu. Aynaya da hareketsiz bir su yüzeyi, bulunulan anda ne olursa olduğu gibi kabul etmenin mükemmel sanatına sahiptir. Ayna, bu nedenle Zen öğrencilerine sürekli bir örnek olarak gösterilir. Burada herşeyden önce sözkonusu olan, şeyleri belirdikleri gibi almaktır; hiçbirşeyi kendi sınırlı görüşlerimize göre biçimlendirmemektlr.
Batılı ya bedenini geliştirmek, ya derece almak ya da rakibi yenmek gibi bir hedef peşinde spor yapıyor. Zen sanatı olarak spor yapacaksak bunu Zen ruhu ile yapmalıyız. Bu da önemli olanın sonuç değil süreç olması anlamına geliyor.
Sakin oturuş yoluyla bedenimizin algısını daha ince bir düzeye getirebilir, böylece bir hastalığı başlamadan önleyebiliriz. Bu çok önemlidir. Ama daha da önemlisi, sindirilmemiş eski deneyimlerin yavaşça "yumuşayarak’’ yüzeye çıkması ve sabun köpüğü gibi çözülebilmesidir.
Usta 80 yaşında hala öğrencileriyle birlikte bahçede çalışmaktaymış. Toprağı çapalayıp tırpanlar, ayrık otlarından gübre yapar, ağaçlardan meyve koparır, sebze toplarmış. Günün birinde keşişler ustalarının ağır bahçe işi için artık çok yaşlandığına karar vermiş, araç gerecini saklamışlar. O gün usta hiçbirşey yememiş. Ertesi gün de yememiş. Sonraki günler de yememeyi sürdürmüş. Keşişler bir yanlış yaptıklarını anlayıp Hyaku- jo'ya bahçe gereçlerini geri getirmişler. Usta o gün akşama dek bahçede çalışmış, hiçbir şey olmamışçasına yemeğini her öğün iştahla yemiş ve ünü günümüze gelen özdeyişi söylemiş; "İşsiz bir gün, aşsız birgündür.”
Judith Bossert
Sayfa 17 - Okyanus Yayınları - Çeviri: Seda Toksoy (e-pub)
Zen ve zenin basitliğini anlatan oldukça keyifli bir kitap. Düşüncelerinizle hayatı çok karmaşıklaştırdığınızı düşündüğünüz anlarda ilaç gibi gelecek bir kitap. Her şeyi özetleyen mottosu ; otururken otur, yürürken yürü, çalışırken çalış.
Zen özel birşey değildir. Zen sizin dininizdir, benim dinimdir. Japonların dinidir Zen. Kızılderililerin, İslam’ın dinidir. Bir felsefedir Zen. Eflatun’un ve Schopenhauer'in felsefesidir. Zen, Japon Samurayların, Karl Marx'ın felsefesidir. Bedenimizdir Zen. Bedenimizin duruşu, bedenimizin çalışmasıdır, bilgisayarın tuşlarında gezinen parmaklarımızdır. Zen, bisiklete binerkenki ben'dir. Gülüşümüzdür Zen, ağlayışımız, nefretimiz, sevgimiz, yasımızdır. Zen davranışımız ve davranışımızın gözlemidir.Aydır Zen, ağaç ve güneş batışıdır, ilkbahar, yaz, güz ve kıştır. Zen, çiçekleri vazoya yerleştiren kadındır. Ustanın çay içişi, Koan’ına çalışan öğrencidir Zen. O halde Zen’in özü hiç de olağandışı birşey değildir. Zen, hergünkü yaşamın ta kendisidir, hergünkü yaşam ise bir yöntem değildir. Zen, herbirimizin kendince gerçekleştirdiği farkındalık eylemidir. Yine de, otururken, yürürken, yatarken ve ayakta dururken bedenimizin aldığı biçim, farkındalığın, zihin ve ruh huzurunun "giriş kapısıdır".

Yazarın biyografisi

Adı:
Judith Bossert
Unvan:
Yazar

Yazar istatistikleri

  • 8 okur okudu.
  • 6 okur okuyacak.