Judith Bossert

Judith Bossert

Yazar
7.6/10
11 Kişi
·
30
Okunma
·
0
Beğeni
·
267
Gösterim
Soluk alır, ayağımızı yere basarız. Zihin yatışır. Artık geçmişe kaymaz, geleceğe doğru bir gezintiye çıkmaz. An’ı kaçırmaz, yargılamaz. Bu da zihni sakinleştirmektir.
Zihnimiz huzursuz. Ama huzursuzluğunun nedeni dış sesler ya da gürültü değil. Zihnimizi huzursuz eden biziz.
Üstümüzde taşıdığımız yükü zamanla öylesine kanıksadık ki, ego’muz sakin oturuş süresince
yara izlerini görüp iyileştirmeye çalışmamıza olasılıkla şiddetle karşı çıkacaktır. Bu sürecin
gözlemlenmesi bizi başlangıçta büyüleyebilir ama yine de bedensel ve ruhsal gerçek acılar
hissetmeye hazırlıklı olmalıyız. Bu durumda tüm "suçu’’ dışımızda arayıp Zen gibi bir şeyle bir daha
uğraşmayı istememe eğilimi belirebilir.
Bu da bir olasılıktır, ama bunu seçersek, yazık etmiş oluruz. Çünkü aslında o yola koyulduk bile.
Çalışmaktan şimdi cayarsak, herhangi başka bir zaman bizi yaşamımızın vahşi ormanından çıkaracak yeni bir
kapı, yeni bir açılım bulmamız gerekecektir. Çünkü bizi Zen’e başlamaya itmiş olan içimizdeki ses
artık bir daha susmayacaktır.
Bankei çok ünlü bir Japon Zen ustasıymış. Günün birinde, Samuray olmuş bir Zen öğrencisi gelip yakınmış ona;
"Efendim, iç dünyam öylesine denetimsiz ki. Zihnimi nasıl sakinleştirebilirim?"
"Çok tuhaf birşeyin varmış”, diye yanıtlamış Bankei, "göster bana yatışmak bilmez zihnini. Denetimsiz özünü getir bana. Çok ciddi bir sorunun var! Olağandışı birşey!”
"Bunu size şimdi gösteremem” demiş Samuray.
"Peki şimdi gösteremezsen ne zaman gösterebilirsin?” diye yeniden sormuş Bankei.
"Bilmiyorum. Hiç beklemediğim zamanlarda öyle oluyor”, diye yanıtlamış Samuray.
"O halde bu senin kendi gerçek doğan değil”, sonucuna varmış Bankei, "eğer olsaydı, huzursuz, denetimsiz zihnini bana her an gösterebilirdin. Ama bu böylece senin gerçek doğan olamaz. Doğduğunda ona sahip değildin, onu sana veren anan baban da değil. Git ve bunun üzerine düşün”
Bir Vinaya öğretmeni Zen ustasına sormuş; "Gündelik yaşamında Zen’i nasıl uygularsın?”
Yanıtlamış usta; "Acıktığımda yerim. Doyduğumda çanağımı yıkarım. Yorgunsam uyurum.”
Öğretmen, "Bunu herkes yapar”, diye karşılık vermiş; "herkes senin gibi Zen mi uyguluyor o
zaman?” "Hayır, aynı biçimde değil”, demiş usta. "Neden aynı biçimde değil?” diye sormuş
öğretmen. Usta gülümsemiş, "Başkaları acıktığında yemek yemez. Zihinleri bitmek tükenmek
bilmeyen düşüncelerle doludur. Onun için, aynı biçimde değil, diyorum."
Zihin sakinse yoğunlaşmış bir şekilde hareket ederiz. O anda ne yapıyorsak yalnızca onu yaparız.
Bu sırada hızlı, tedirgin, yavaş, sessiz ya da soluyarak mı nefes almakta olduğumuzun önemi yoktur.
Önemli olan, bunun farkına varmamız ve yargılamamamızdır. Hareketle bir oluruz. Bilinçli hissetme
sanatı, örneğin şundan başka birşey düşünmemektir: bulaşık fırçasını beyaz bir fincanda gezdiriyorum, kir çözülüyor, fincanın bir yanında zarar görmüş bir yer var ve su ellerime çok sıcak
geliyor. Bu işleri çoğu zaman çok sıkıcı buluruz.
Sabah olanları, bundan sonra yapacağımızı, çıkmak
istediğimiz gezintiyi düşünmeyi yeğleriz. Bulaşığı kurulamamıza yardım eden eşimizle bunları
konuşuruz. Ağızlarımız konuşur da konuşur, ellerimizse bambaşka birşeyle meşguldür: robotlar gibi
bulaşık yıkar ve kurularlar. Suyun çok sıcak olduğunu, fırçanın fincan üzerinde gezindiğini,
porselenin beyaz rengini, fincanın hasar görmüş bir yanı olduğunu algılamak yerine haftasonu için
planlar yapar, iş yerimizdeki sorunlardan sözederiz. Ama sorunlar geçmişe aittir. Anlattığımız, şu
anda olan değil, zihnimizde yinelediğimiz, canlandırdığımızdır. Zihnimiz tedirgin olur. Bölünmüş
bir şekilde hareket eder, yaptığımıza yoğunlaşmayız. Farkındalık gevşer ve fincan elimizden yere kayar.
Usta, seksen yaşında hala öğrencileriyle birlikte bahçede çalışmaktaymış. Toprağı çapalayıp tırpanlar,
ayrık otlarından gübre yapar, ağaçlardan meyve koparır, sebze toplarmış. Günün birinde keşişler
ustalarının ağır bahçe işi için artık çok yaşlandığına karar vermiş, araç gerecini saklamışlar. O gün
usta hiçbir şey yememiş. Ertesi gün de yememiş. Sonraki günler de yememeyi sürdürmüş. Keşişler
bir yanlış yaptıklarını anlayıp Hyaku- jo'ya bahçe gereçlerini geri getirmişler. Usta, o gün akşama
dek bahçede çalışmış, hiçbir şey olmamışçasına yemeğini her öğün iştahla yemiş ve ünü günümüze
gelen özdeyişi söylemiş; "İşsiz bir gün, aşsız birgündür.” Bu, biz çalışma düşkünü Avrupalılar'ın tek
bir serbest günü, tatili bile kendimizden esirgememiz gerektiği anlamına gelmiyor. Başka bir şey
söz konusu.
Zen, gündelik yaşam demektir. Zen meditasyonu her günkü yaşamdan soyutlanıp Zazen'e
indirgenemez. Gündelik yaşamımızın akışı içinde, her günkü işimizi sürdürürken çalışmaktır Zen;
sadece sabahlan ve akşamları bir başımıza sakin bir mekanda mindere oturmak değildir.
Denir ki, bizi Gerçeğe ulaştıran onbin kapı vardır, ama sonuç olarak aslında hiçbir kapı olmadığını görmek için tek bir kapıdan süzülmemiz gerekir.
Bankei çok ünlü bir Japon Zeri ustasıymış. Günün birinde, Samuray olmuş bir Zen öğrencisi gelip yakınmış ona; "Efendim, iç dünyam öylesine denetimsiz ki. Zihnimi nasıl sakinleştirebilirim?" "Çok tuhaf birşeyin varmış”, diye yanıtlamış Bankei, "göster bana yatışmak bilmez zihnini. Denetimsiz özünü getir bana. Çok ciddi bir sorunun var! Olağandışı birşey!” "Bunu size şimdi gösteremem” demiş Samuray. "Peki şimdi gösteremezsen ne zaman gösterebilirsin?” diye yeniden sormuş Bankei. "Bilmiyorum. Hiç beklemediğim zamanlarda öyle oluyor”, diye yanıtlamış Samuray. " O halde bu senin kendi gerçek doğan değil”, sonucuna varmış Bankei, "eğer olsaydı, huzursuz, denetimsiz zihnini bana her an gösterebilirdin. Ama bu böylece senin gerçek doğan olamaz. Doğduğunda ona sahip değildin, onu sana veren anan baban da değil. Git ve bunun üzerine düşün”.
An'ın iyi ya da kötü, mutluluk ya da mutsuzluk verici olması değildir yaşam. Yaşam, an'da önünüze açılan yolu yürümektir.
“Beppo sokağı adım adım süpürür.Sokağın sonuna bakmaz,işinin daha ne kadar süreceğini düşünmez,çünkü uzundur sokak.Süpürgesiyle bir yarım daire çizer,sonra bir yarım daire daha.Belki bugün bitmeyecektir işi.Sokağın alt ucuna dek yarın devam edecektir belki,o zaman da üst ucu yeniden kirlenecek,o ise öbür gün sokağı süpürmeye yeniden başlayacak.Ama söylediğine kulak verin:”Bak Momo”der sözgelimi,”bazen çok uzun bir sokak olur önünde.Öylesine uzun ki hiçbir zaman bitiremeyeceğini düşünürsün.”Bir süre susar,sonra devam eder;”Derken acele etmeye başlarsın.Gittikçe daha çok telaş edersin.Ama başını kaldırdıkça önünde uzayıp gidenin hiç de daha kısalmadığını görürsün.O zaman daha da sıkarsın kendini,korkuya kapılırsın,sonunda tıkanır kalırsın.Sokaksa hala önündedir.Böyle yapmamalı.”Bir süre düşünür.Sonra “sokağı hiçbir zaman bir kerede düşünmemeli,anlıyor musun?”der,”sadece bir adım,bir nefes,bir süpürge darbesi sonrasını düşünmelisin.Sonra bir sonrakini.”Yine durur ve eklemeden önce düşünür,”O zaman işini seversin,bu önemli,o zaman işini iyi yaparsın.İşte böyle olmalı.”
96 syf.
·13 günde·Beğendi·8/10
"Zen" bakış açısını merak edenlerin, önemseyenlerin seveceğini düşünüyorum. İnsanın iç dünyasına, kendine, ruhuna dönüşünü, bütünü kucaklamasının önemini oldukça akıcı şekilde anlatıyor.
Kitapta ayrıca örnekli olarak meditasyonla ilgili tavsiyeler var. "An'da Kalabilmek", kişinin kendini buluş serüveni, bir bütünün parçaları olduğumuzu hatırlatıyor bizlere...
Kitabı bitirdikten sonra yeniden düşündüm; kendimizi yaşayabiliyor muyuz acaba? Kendimizi ne kadar fark ediyoruz? Ne kadar kendi hayatımızın içindeyiz?
"Ben" olarak mı varız, yoksa başkalarının yarattığı "O" olarak mı?
96 syf.
·10/10
Zen ve zenin basitliğini anlatan oldukça keyifli bir kitap. Düşüncelerinizle hayatı çok karmaşıklaştırdığınızı düşündüğünüz anlarda ilaç gibi gelecek bir kitap. Her şeyi özetleyen mottosu ; otururken otur, yürürken yürü, çalışırken çalış.
96 syf.
Zen özel birşey değildir. Zen sizin dininizdir, benim dinimdir. Japonların dinidir Zen. Kızılderililerin, İslam’ın dinidir. Bir felsefedir Zen. Eflatun’un ve Schopenhauer'in felsefesidir. Zen, Japon Samurayların, Karl Marx'ın felsefesidir. Bedenimizdir Zen. Bedenimizin duruşu, bedenimizin çalışmasıdır, bilgisayarın tuşlarında gezinen parmaklarımızdır. Zen, bisiklete binerkenki ben'dir. Gülüşümüzdür Zen, ağlayışımız, nefretimiz, sevgimiz, yasımızdır. Zen davranışımız ve davranışımızın gözlemidir.Aydır Zen, ağaç ve güneş batışıdır, ilkbahar, yaz, güz ve kıştır. Zen, çiçekleri vazoya yerleştiren kadındır. Ustanın çay içişi, Koan’ına çalışan öğrencidir Zen. O halde Zen’in özü hiç de olağandışı birşey değildir. Zen, hergünkü yaşamın ta kendisidir, hergünkü yaşam ise bir yöntem değildir. Zen, herbirimizin kendince gerçekleştirdiği farkındalık eylemidir. Yine de, otururken, yürürken, yatarken ve ayakta dururken bedenimizin aldığı biçim, farkındalığın, zihin ve ruh huzurunun "giriş kapısıdır".

Yazarın biyografisi

Adı:
Judith Bossert
Unvan:
Yazar

Yazar istatistikleri

  • 30 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 11 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.