Sıçanlar Towser'e ''Cellat'' adını taktı. (Vatikan sıçanlarının da bir mizah anlayışı vardır.) Towser asla gerçek anlamda bir sıçan yakalayamadı. Fakat onlar onu yaşlıları ve hastalarıyla, müzmin suçluları ve yozlaşmışlarıyla, nehri koruyan Roma sıçanlarıyla giriştikleri kavgalarda umutsuz bir şekilde yaralanmışlarıyla ve seçici iç üreme programlarının hatalarıyla, bacaksız, iki başlı canavarlarla ve buna benzer şeylerle beslediler. İlk önce onları öldürdüler sonra Towser'in önüne attılar. Towser'in bir gün işlerine yarayacağını düşündüler. Stratejik olarak, uzun vadede en iyisi Towser'in yerinde kalmasıydı. Vatikan sıçanları bir kediyi, bir krallığı beklercesine kolayca bekleyebilir. Bu alışkanlık onlarda, en iyi siyaset yavaş yavaş ve metotlu bir şekilde ilerlemek, yarışa kalkmış kalplerini disipline sokup daha yavaş ritimlere düşürmek, gözetlemek ve beklemek olduğu halde, sıçanca bir sabırsızlık gösterme, saldırma ve fırlama eğilimini, içgüdüsel davranma içgüdüsünü dengeleyici bir huy olarak kökleşmiştir. Bazen, çok ender olarak, şafak sökmeden önceki çok erken saatlerde içlerinden bir ikisi Belvedere’nin doğu duvarına tırmanır ve rakiplerinin şehrine bakar. Onlardan daha zayıf koloniler orda, nehrin karanlık sularının ötesinde onları beklemektedir. Seyreder, koklar ve seğirirlerken adrenalin ve glukokortikoidlerin tuhaf karışımları dolaşır arterlerinde. İleriye doğru koşup deşmek, ısırmak, öldürmek isterler ama yapmazlar bunu. Seyrederler.
Zafer disiplin ve kendine hakim olmakla kazanılır. Beklerler, tıpkı Towser’i ve ondan yararlanacakları günü bekledikleri gibi; çünkü o günün geleceği, Borgo’ya çıkacakları ve bütün şehre yayılarak, bastırılıp birikmiş öfkelerini ve kana susamışlıklarını serbest bırakacakları, yollarına çıkan her yabancı sıçanı gebertecekleri