Erzurum da doğdum. Öğretmen bir anne ve öğretmen bir babanın dört çocuğundan en küçüğüyüm.
Lise hayatında kısa öyküler yazarken kendimi kurduğum gazetenin editörü olarak buldum. Kısa bir yayın hayatı olmasına karşılık yine de durmak istemedim. Ama önümde engeller var sanıyordum ve sürekli geri adım atıyordum.
2010 da geçirdiğim kazadan dolayı 9 gün yoğun bakımda yaşam mücadelesi vermişim. Vermişim çünkü ben o anları değil de perdenin ötesindeki başka bir dünyada hiçbir şey bilmeden geçirdim.
Komadan çıktıktan sonra düşündüğüm tek şey ölseydin geriye senden ne kalacaktı sorusunun cevabı oldu…
Yaşadığım o kazadan sonraki süreçte hayal alemimde gördüğüm deneyimlediğim ve anlam veremediğim şeyleri, mitleri, efsaneleri araştırmaya başladım. Önceleri öğrendiğim bilgileri yazma ihtiyacı hissederken sonradan fark ettim ki yazar kitabı yazmazmış. Kitap yazara yazdırırmış…
Sonunda kendimi Şafağın Koruyucuları Serisini yazarken buldum,
rahmetli babam Ahmet Hilmi Kızılarslanoğlu'nun anısına...
Babam çok güzel bir yüzüm olduğunu söylerdi. Meleklere beziyormuşum. Anneme benziyormuşum... Şimdi ise yüzüme bakmaya bile dayanamaz haldeyim. Meleklerin yüzüne bakılmaz mı?dedi küçük kız.