M. Said Ramazan el-Buti

M. Said Ramazan el-Buti

Yazar
9.1/10
42 Kişi
·
141
Okunma
·
10
Beğeni
·
541
Gösterim
Adı:
M. Said Ramazan el-Buti
Unvan:
Suriyeli İslam Alimi, Yazar
Doğum:
Suriye, 1929
Ölüm:
Suriye, 21 Mart 2013
Kürt asıllı Suriye'li, İslam alimi ve yazar. El Buti'nin; fıkıh, siyer, ve din usulü konularında 60'tan fazla eseri bulunuyor. El Buti'nin en önemli eseri Fıkıh El Sira. Buti'nin yazdığı kitaplar birçok İslam ülkesindeki üniversitelerde ders kitabı olarak okutuluyor. El Ezher Üniversitesi'nde doktora yapan El Buti, Şam Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde fıkıh derslerine giriyordu. El Buti ayrıca Suriye'nin en eski camii Emeviye Camii'nde cuma hutbelerini veriyordu. El-Buti 21 Mart 2013'te cuma hutbesi verdiği camide suikast sonucu 84 yaşında vefat etmiştir.
Onlar dadıcığım! Harika, berrak iki kadeh gibiydiler.
Fakat içinde parıldayan içki bizdik.
Gerçi aydınlatan en güzel lamba gibiydiler.
Fakat fitillerinden çıkan ışık bizdik.
Parlak ve gayet güzel iki ayna gibiydiler.
Fakat onlardan saçan güneş bizdik.
Aşk, bir gönül ateşidir. Nasihat ise onu söndüreceği yerde daha da alevlendirir...
M. Said Ramazan el-Buti
Sayfa 74 - Kent Işıkları
Eğer beni mazur görmeye niyetli değilsen,
En azından beni kaderimle yalnız bırak...
M. Said Ramazan el-Buti
Sayfa 31 - Kent Işıkları
Kimsenin kavuşma ve mutluluk ilacıyla merhamet etmediği yaralı kalplerini şiir ve duyguyla tedavi edeceğim...
M. Said Ramazan el-Buti
Sayfa 14 - Kent Işıkları
Mem u Zin; Leyla ile mecnun, Aslı ile Kerem'den ayrı bir kültür ve ayrı bir dil ile meydana gelmiş bir pınar olsa da aynı denize dökülen aynı tadı veren bir hikayedir.

Ülke sınırlarımız içinde yaşanmış kürt edebiyatının en önemli eserlerinden bir tanesidir. Eserin aslı Ahmed İ Hani'ye aittir, bu kitap bir özet niteliğindedir.

Her ne kadar bulunduğumuz coğrafyaya ait olsa da batının aynı konulu hikayelerinin gerisinde bırakılmıştır.

Kitaptan ayrıntılar dahil etmek istemedim,
Her okuyan kendi gönül kısmetinden nasiplensin...

Ayrılıkların kapısında değil,
Sevdiğinizin kapısında okumanız dileğiyle...

'' Kavuşmak kaderiniz olsun '' Dua ile...

'' Vesselam ''
Mem û zin...

1393 yılında Cizre'de yaşayan mem ve zin adlı gençlerin yaşadığı aşkı ele alan kitap,basit bir anlatım ile oluşturulmuş olup,bulunduğu zaman dilimi hakkında bizi bilgilendirmekte ve Kürt kültürüne ait izler taşımaktadır. İçerik olarak kitap,vuslata eremeyen mem ile zin aşkının manevi aşka dönüşmesini ele almaktadır. Yazarın mübalağa sanatına sıkça yer vermesiyle bazı olaylar,gerçeklikten uzaklaşmıştır.

Beğenmediğim kısmına gelince :(
Kitap başka bir kitabın özetiymiş izlenimi uyandırdı bende. Çünkü olaylar çok çabuk gelişiyor ve yazar tesadüflere(tevafuk)sıkça yer vemiş. Aynı zamanda kitabın önsözünde kitabın nasıl bitiğinden bahsedilmiş. Size tavsiyem ön bilgilendirmeleri okumayın, okumayınki sonunu merak edebilin. :)
Yerde yeşerip gökte olgunlaşan bir aşkın hikayesi....mem u zin
dramatik bir aşkın sonu, bu dünyada birbirlerine kavuşamayan iki aşığın serüveni
Öyküdeki karakterlerin birer metafor olarak kullanıldığını farketmek sıradan bir aşk öyküsü okuyor hissinden de uzak tutuyor. ihanet eden beko karakterine mesela, tüm hainlere öfke duyarak kızıyorsunuz.. gerçekten çok duygusal bir roman. son sayfalara geldiğinizde gözyaşlarınıza hakim olamayacaksınız...okumanızı tavsiye ederim
Birşeyi sevmek için, o şeyin senin olması gerekmiyor ahir zamanda..Bunu kanıtlıyor. Mem u Zin destanı..Sevda ezeli ve ebedidir, sevda tüm çirkin olan şeylere rağmen yaşar, mezarda bile yaşar...Beko ( Bekir ) kötüdür, kötülükler sevdayı sarar her çağda; ama sevda çelik gibidir, sevda umut gibidir, sevda hep direnir..Toprak olmak ölmek demek değildir, yeni güne kavuşmaktır toprak olmak, sonsuzluğa ulaşmaktır..Bu sevda destanı, ölümsüzlüğü kanıtlar.... Bu kitabın ilk önce filmini izledim. Film çok eski olduğu için, görüntü kalitesi biraz düşüktü. Ama muhteşem bir aşk ve dram filmi. Kitabını da bana tavsiye eden komşum " Kırık Kaleme " çok teşekkür ediyorum. Büyük bir zevkle okudum. Herkese tavsiye ederim...
İslam inancına göre; Hz. Adem'den son peygamber Hz. Muhammed s.a.v'e kadar gelen din'e İslam denir. Allah tarafından ilk indirilen sahifelerden, son kitap Kuran'a kadar akide değişmemiştir. Fakat günün şartlarına göre hukuk (şeriat) değişiklikler göstermiştir. Bu açıdan islam'ın akaidi tüm peygamberler için ortak ve değişmez esastır.

Daha önce Ömer Nesefi'nin İslam İnancının Temelleri isimli akaidini incelemiştim. Ömer Nesefi akaidin'de kesin nas olarak kabul edilen kaynaklardan deliller getirmiş, Kur'an hükümleri başta olmak üzere ve mutefekkün aleyh hadisler eşliğinde İslam akidesini açıklamıştır. Prof. Dr. Ramazan El-Buti akaidi ise bu konuda farklı bir yol izlemiştir. Ömer Nesefi gibi Kur'an hükümleriyle konuya yönelmesine rağmen akıl ve mantığı da kullanmıştır. Genel düşünsel delillerin yanı sıra, temel mantık ilkeleri de İslam'ın akaid felsefesini izahta etkin olarak rol almıştır.

Eser, akli delilleri kullanmasının yanı sıra günümüzdeki bazı popüler felsefeleri ve İddiaları da incelemiş, İslama uygun görülmeyen iddiaları akli delillerle red etmiştir. Bu açıdan akli görüşlere akli görüşlerle reddiye verilmiştir. Darwinizm, Lamarck'cı görüşler (Lamarksizm) gibi akımlar ayrı konu başlıkları içerisinde incelenmiştir.

Kitapta illet-i Gaiyye (nedensellik) ve İsa'yı nüzul kısmı çok başarılıdır. Yazar burada ilmini konuşturmuş diyebiliriz. Fakat içerik itibari ile klasik akaidlerdeki sadelik bu eserde bir miktar aşılmıştır. Bu sebeple eseri okumayı düşünenlerin daha önce bir akaid okumuş olması, konulara dair az da olsa bilgili bulunması gerekebilir.

Ramazan El-Buti'nin akaidi çok beğendiğim bir eserdir. Eser muhteviyyatını, konular günlük yaşamda karşınıza çıktığı takdirde hatırlatmaktadır. "Akılda kalıcı" bir yapısı vardır. Düşünsel açıklamalar gayet ilmi ve keyifli bir okuma sunmaktadır. Buna rağmen eserin yeni basımları yapılmamaktadır. Muhtemelen ikici el -bir ihtimal- bulunabilen bir kitaptır. Konuyla ilgilenenlerin okumasını tavsiye eder, keyifli okumalar dilerim.
Okuduğum en güzel romanlardan biri diyebilirim. Ben aslında aşk ve gerilim romanlarından,dizilerinden,filmlerinden nefret ederim. Ve bu kitabı da okumuyacaktım aslında.Bu kitabı okumamın sebebi kardeşimdi.Kardeşimin adı Siyabend ancak gerçeği siyamendmiş(daha yeni öğrendim).Kitabın tek kötü yeri Siyamendle Xeceyi çok anlatıyor olmaması.Kitap 160 sayfa ama sadece 20 sayfası xeceyle aşkını anlatıyor.kitabın çoğu Siyamendin( Xecenin olmadığı)hayatını anlatıyor ve böyle bir hayata tanıklık etmekte güzel bir şey.Kitabın ana karakteri Siyamend onuru için savaşıyor ve onuru ön planda tutuluyor.Onuru pahasına ölümle burun buruna bile geliyor.Kitabın sonunu insanı çok duygulandırıyor Şeker Portakalı gibi.Hani şeker portakalı kesiliyordu ya bundada Siyamendle Xece kaçarken Siyamend ölüyor.Siyamendin ölümü bir hayvan tarafından gerçekleşiyor oysa Syamend hayvana zarar veriyordu ve ölüyordu.Kitabın sonuna yazar hayvanlar hakkında çok güzel bir şey yazmıştı aslında bunu yazmıyacaktım ama düşününce bir zararının olmadığına karar verdim .İşte şöyle diyordu M.Said Ramazan:"İnsanlar acımasızlık için hayvanı örnek gösterir.Oysa hayvanın acımasızlığı, ölüp yok olmaktan korunmak için Allah'ın kendisine verdiği bir koruyucu silahtır.Hayvan yaşamını ve gıdasını temin ettiği zaman başkasının hayatına karışmaz.İbretler de insanın acımasızlığı ve vahşiliğini örnek gösterir..."daha vardı ama uzatmak istemedim.Kitabın Siyamenle Xecenin olduğu tarafı aynı Mem u Zininkine benziyordu.Ben Memle Zinin mezarına gitmiştim mardindeydi yanılmıyorsam orda öğrenmiştim hayatlarını. Orda bir anı hatırlıyorum ikisinin mezarları bitişikti.kitap hakkında yorumlarım bu kadar okumanızı tavsiye ederim tek başlığıyla kitap pek uyuşmuyordu onun dışında kitap güzeldi...
Okuduğum kitabın gerçeğini bulamadım. Okuduğum mem ü zin kitabının yazarı. Ahmed-i hani (ehmede xani) babamın ısrarı üzerine okuyorum ve güzle bir kitaba benziyor tavsiye ederim
Şırnak cizrede türbesi bulunan memu zine ziyaretim sırasında girişinde zorlu ve dik olan merdivenlerinden inerken, burası nasıl gizemli bir aşıklar türbesi demiştim, oradakilerin inanışına göre aşık olmayanların giremediğini bir yermiş, içerisindeki odada bir tarafta yaşarken kavuşamamış iki sevgilinin yan yana kabri diğer tarafta ise onları ayıran bekirin kabri vardı. Burda bile huzura kavuşamayan aşıkların hikayesini merak edip okudum. Bekir, kötülüğü, ikiyüzlülüğü, koğuculuğu, fitne ve fesatçılığı, dalkavukluğu temsil ediyorken.Doğruluğu, iyiliği, suçsuzluğu, zayıflığı ve çaresizliği de Memo ve Zin’in şahıslarında toplanmış. Yazar eserine zamanın yaşantısını,sosyal durumunu ve kültürünü büyük bir ustalıkla işlemiş. Eser; Türkçe, Farsça, Arapça, Fransızca ve Rusça’ya tercüme edilmiş. Bu gerçek hikayeyi herkes okumalı buda leyla ile mecnun gibi bize ait bir kültür ve bu hikayeyide bilmemiz gerektiğini düşünüyorum.
Ramazan el- buti kitabın arka kapağına “ bazıları bu hikayeyi haklarına kavuşabilmek için uzun zamandır mücadele veren bir halkın halini simgelediğini düşünebilir” diye yazmış.

Ve bende öyle düşünenlerdenim bu yüzden o bakışla çok kısa yazacağım ülkem kadar kısa olacağım bu incelemede. sadece 11 ay kadar kısa olacağım.

Sîyabend ya da Sîyamend diye bilinir kahramanımız. Ama annesi ona “Sîbendî'yê min” diye seslenirmiş. Bende ona öyle seslenicem. Sîbendî'yê min...

Bir HALK vardır ya hani; mazlum, yetim... Sîbendî'nin yaşamı o halkın temsili biçimidir.

Bir ÜLKE vardır ya hani; işgal altında... Sîbendî'nin evi, tarlası o ülkenin küçültülmüş biçimidir.

Bir TOPLUM vardır ya hani; birbirini tanımayan bireylerden oluşan... Sîbendî'nin çevresi o toplumun darlaşmış biçimidir.

Bir İHANET vardır ya hani; Sibendî'nin üvey anne ve babası o ihanetin ebeveyn biçimidir.

Ve hani hep duyduğumuz ama çok azımızın kavrayabildiği, kavrayanları da bizim çok az tanıdığımız bir AŞK vardır ya hani; işte o aşk Sibendî ve Xecê'nin insan biçimidir.

Okunmalı, okutulmalı.
Ey Saki !
Etrafımdaki hayallerin arkasında bir çok sırrı hissediyorum. Fakat bir türlü bulamıyorum. Arada sırada parlayan bir ışık , gözlerimin önüne şu sisin arkasında ışıldıyor ; fakat ona ulaşmak için o sisi geçemiyorum. Şu evrenin gürültüsü arasında, kulaklarıma gökten o kadar yüce, o kadar güzel bir ses geliyor ki,onu bu gürültüden ayırıp anlayamıyorum.
Ey Rabbim !
Konulan şu hayal perdelerini gözlerimin önünden çek ki, seni görebileyim.
Ey Rabbim !
Aklımın üzerindeki dünya örtüsünü ve sarhoşluğunu kaldır ki, onu yürüten ve hayat veren azametine yol bulayım.
Ey Rabbim !
Ebedi cemalinin şekillerini önümden kaldır ki, dünyayı aydınlatan zatının cemalini göreyim.
Ey Rabbim !
Çarpıntısı durduğunda , görevi sona erdiğinde , kalbimi bu ebedi cemalin , ebedi büyük sırrın aşkından , ona bağlanmaktan mahrum etme ..
Ey Rabbim !
Senin karşı konulmaz gücüne inandım, nuruna,cemaline inandım. Tüm bu kainatın beden , senin ise kainatın ruhu olduğuna ve evrenin hakikat, senin de onun sırrı olduğuna inandım.
Sen aşıkların ve sevgililerin ziynetlerindeki güzelliksin. Aşıkların kalbinin meyli sahadır ve gönüllerinin arzusu sensin.

Sonra Zin Mem'in mezarına sarılır . kucaklayıp toprağı yüzüne başına sürmeye başlar , Ardından mezarı yastik edinir kendine . etrafındakiler onu kaldırıp teselli vermeye çalışır fakat ellerinin , ruhunu teslim etmiş soğuk cansız bir bedene dokunduğunu anlarlar...

Leyla ile Mecnun neyse Yusuf ile Züleyha , Kerem ile Aslı , Ferhat ile Şirin , Süleyman as. İle Belkıs hatta Mevlana Celaleddin ile Şemsi Tebriz neyse kısaca aşk neyse Mem û Zin de odur.
O kadar güzel bir aşk a tanık olacaksınız ki aslında bir raslanış hikâyesi bu içinde acı var aşk var hasret var ancak bir tek kavuşmak yok. Çünkü şairin de dediği gibi kavuşursan meşk olur kavuşmazsan aşk tır. Aynen budur kanımca...
Bir aşk hikayesinin nasıl gerçek aşk a yani ilahi aşka dönüştüğüne şahit olacağiniz bir roman.
Anlatımı gayet akıcı zaten sayfa sayısı çok az kolaylıkla bitireceksiniz ve zaten farketmeden siz bitmiş olacaktır kitap. Hicbir kitaba kötü diyemem bir emek söz konusu netice de ancak bu kitaptan sonra işte böyle şeyler bilinmeli gerekli anlatılmalı diye düşündüm . ve yazar gayet güzel aktarmış anlatmak istediğini , beni sarsan bir roman oldu ve böyle bir ölüm halini düşünür oldum. Çeviriyi yapan Değerli hoca Abdülhadi Timurtaş'a burdan selam olsun...
Özellikle Yusuf İle Züleyha aşkını seven ve Nazan Bekiroğlu nun kitabını okuyan arkadaşlara tavsiyemdir.
Ve bir de söylemeden geçemeyeceğim eserin asıl sahibi M.Said Ramazan el-buti ithaf kısmını o kadar güzel yazmış ki...
'Bu romanı, azıcık yanıp da teselli bulması temennisiyle , aşkı zehir veya nektar olarak yudumlayan ve aşkın ateşinde yanan ama meyvesini tadamayan her kalbe ithaf ediyorum.'
Allah razı olsun. Gerçek aşk a ulaşabilmeyi Allah nasip eder her isteyene inşallah.

Yazarın biyografisi

Adı:
M. Said Ramazan el-Buti
Unvan:
Suriyeli İslam Alimi, Yazar
Doğum:
Suriye, 1929
Ölüm:
Suriye, 21 Mart 2013
Kürt asıllı Suriye'li, İslam alimi ve yazar. El Buti'nin; fıkıh, siyer, ve din usulü konularında 60'tan fazla eseri bulunuyor. El Buti'nin en önemli eseri Fıkıh El Sira. Buti'nin yazdığı kitaplar birçok İslam ülkesindeki üniversitelerde ders kitabı olarak okutuluyor. El Ezher Üniversitesi'nde doktora yapan El Buti, Şam Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde fıkıh derslerine giriyordu. El Buti ayrıca Suriye'nin en eski camii Emeviye Camii'nde cuma hutbelerini veriyordu. El-Buti 21 Mart 2013'te cuma hutbesi verdiği camide suikast sonucu 84 yaşında vefat etmiştir.

Yazar istatistikleri

  • 10 okur beğendi.
  • 141 okur okudu.
  • 65 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.