Geri Bildirim
M. Said Ramazan el-Buti

M. Said Ramazan el-Buti

9.3/10
28 Kişi
·
81
Okunma
·
4
Beğeni
·
425
Gösterim
Adı:
M. Said Ramazan el-Buti
Unvan:
Suriyeli İslam Alimi, Yazar
Doğum:
Suriye, 1929
Ölüm:
Suriye, 21 Mart 2013
Kürt asıllı Suriye'li, İslam alimi ve yazar. El Buti'nin; fıkıh, siyer, ve din usulü konularında 60'tan fazla eseri bulunuyor. El Buti'nin en önemli eseri Fıkıh El Sira. Buti'nin yazdığı kitaplar birçok İslam ülkesindeki üniversitelerde ders kitabı olarak okutuluyor. El Ezher Üniversitesi'nde doktora yapan El Buti, Şam Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde fıkıh derslerine giriyordu. El Buti ayrıca Suriye'nin en eski camii Emeviye Camii'nde cuma hutbelerini veriyordu. El-Buti 21 Mart 2013'te cuma hutbesi verdiği camide suikast sonucu 84 yaşında vefat etmiştir.
...fakat mücadele edip ararken, kaderden daha zayıf olduğunu ve büyüklerin sahip oldukları nam ve şerefin geçici bir serabın ışıltısı olduğunu unutma.
Ne etkili bir büyüdür aşk! Aşk insanın etrafındaki dünyayı başka bir dünyaya ve üzerinde yaşadığı yer yüzünü başka bir yer yüzüne dönüştürmektedir.
İşte ben vahşilerden ve yırtıcı hayvanlardan çok , kendisine insan denen o varlıklardan korkuyorum!
M. Said Ramazan el-Buti
Sayfa 57 - KENT IŞIKLARI
Allah a yemin ederim ki şu an yanımda bulunan yüzük beni hayata bağlayan yegane tesellim ve ayakta tutan ruhumdur.Kim kalkıp birisinin ruhunu ondan alabilir?Hayır, tüm iç organlarımı eriten,içimdeki ateşin hatırı için yalvarıyorum ve Zîn'in adı hürmetine sana yakarıyorum ; bende kalan şu son nefesimi,ruhumu bana bağışla ve yüzüğün bende kalmasına müsaade et.
"Hayvanların ağzında gözüken dişler ve sahip oldukları pençeler,bizim ödümüzü patlatmakta. Oysa onlar sadece insanın acımasız zulmünden ve saldırganlığından korunabilecekleri tek silahtır."
"Tüm insanların belli bir dönemde aynı kuvvette veya aynı zaafta olmaları mümkün değildir."
Ferhat ile Şirin, Aslı ile Kerem, Leyla ile Mecnun gibi tanınmamış, adı duyulmamış yada çok az duyulmuş bir aşk hikayesi. 1393 yılında Cizre'de yaşanmış. Masivayı terkettirip sadece Allah'a yönelten bir aşk...Hala da mezarları orada.Mem ile Zin aynı mezara, onların kavuşmasına engel olan Bekir ise hemen yanıbaşlarındaki mezara konmuş. Çocukken televizyonda filmini izlemiştim ve beni inanılmaz etkilemişti. Bugün kitabını okudum, yine etkiledi yine etkiledi..
İslam inancına göre; Hz. Adem'den son peygamber Hz. Muhammed s.a.v'e kadar gelen din'e İslam denir. Allah tarafından ilk indirilen sahifelerden, son kitap Kuran'a kadar akide değişmemiştir. Fakat günün şartlarına göre hukuk (şeriat) değişiklikler göstermiştir. Bu açıdan islam'ın akaidi tüm peygamberler için ortak ve değişmez esastır.

Daha önce Ömer Nesefi'nin İslam İnancının Temelleri isimli akaidini incelemiştim. Ömer Nesefi akaidin'de kesin nas olarak kabul edilen kaynaklardan deliller getirmiş, Kur'an hükümleri başta olmak üzere ve mutefekkün aleyh hadisler eşliğinde İslam akidesini açıklamıştır. Prof. Dr. Ramazan El-Buti akaidi ise bu konuda farklı bir yol izlemiştir. Ömer Nesefi gibi Kur'an hükümleriyle konuya yönelmesine rağmen akıl ve mantığı da kullanmıştır. Genel düşünsel delillerin yanı sıra, temel mantık ilkeleri de İslam'ın akaid felsefesini izahta etkin olarak rol almıştır.

Eser, akli delilleri kullanmasının yanı sıra günümüzdeki bazı popüler felsefeleri ve İddiaları da incelemiş, İslama uygun görülmeyen iddiaları akli delillerle red etmiştir. Bu açıdan akli görüşlere akli görüşlerle reddiye verilmiştir. Darwinizm, Lamarck'cı görüşler (Lamarksizm) gibi akımlar ayrı konu başlıkları içerisinde incelenmiştir.

Kitapta illet-i Gaiyye (nedensellik) ve İsa'yı nüzul kısmı çok başarılıdır. Yazar burada ilmini konuşturmuş diyebiliriz. Fakat içerik itibari ile klasik akaidlerdeki sadelik bu eserde bir miktar aşılmıştır. Bu sebeple eseri okumayı düşünenlerin daha önce bir akaid okumuş olması, konulara dair az da olsa bilgili bulunması gerekebilir.

Ramazan El-Buti'nin akaidi çok beğendiğim bir eserdir. Eser muhteviyyatını, konular günlük yaşamda karşınıza çıktığı takdirde hatırlatmaktadır. "Akılda kalıcı" bir yapısı vardır. Düşünsel açıklamalar gayet ilmi ve keyifli bir okuma sunmaktadır. Buna rağmen eserin yeni basımları yapılmamaktadır. Muhtemelen ikici el -bir ihtimal- bulunabilen bir kitaptır. Konuyla ilgilenenlerin okumasını tavsiye eder, keyifli okumalar dilerim.
Okuduğum en güzel romanlardan biri diyebilirim. Ben aslında aşk ve gerilim romanlarından,dizilerinden,filmlerinden nefret ederim. Ve bu kitabı da okumuyacaktım aslında.Bu kitabı okumamın sebebi kardeşimdi.Kardeşimin adı Siyabend ancak gerçeği siyamendmiş(daha yeni öğrendim).Kitabın tek kötü yeri Siyamendle Xeceyi çok anlatıyor olmaması.Kitap 160 sayfa ama sadece 20 sayfası xeceyle aşkını anlatıyor.kitabın çoğu Siyamendin( Xecenin olmadığı)hayatını anlatıyor ve böyle bir hayata tanıklık etmekte güzel bir şey.Kitabın ana karakteri Siyamend onuru için savaşıyor ve onuru ön planda tutuluyor.Onuru pahasına ölümle burun buruna bile geliyor.Kitabın sonunu insanı çok duygulandırıyor Şeker Portakalı gibi.Hani şeker portakalı kesiliyordu ya bundada Siyamendle Xece kaçarken Siyamend ölüyor.Siyamendin ölümü bir hayvan tarafından gerçekleşiyor oysa Syamend hayvana zarar veriyordu ve ölüyordu.Kitabın sonuna yazar hayvanlar hakkında çok güzel bir şey yazmıştı aslında bunu yazmıyacaktım ama düşününce bir zararının olmadığına karar verdim .İşte şöyle diyordu M.Said Ramazan:"İnsanlar acımasızlık için hayvanı örnek gösterir.Oysa hayvanın acımasızlığı, ölüp yok olmaktan korunmak için Allah'ın kendisine verdiği bir koruyucu silahtır.Hayvan yaşamını ve gıdasını temin ettiği zaman başkasının hayatına karışmaz.İbretler de insanın acımasızlığı ve vahşiliğini örnek gösterir..."daha vardı ama uzatmak istemedim.Kitabın Siyamenle Xecenin olduğu tarafı aynı Mem u Zininkine benziyordu.Ben Memle Zinin mezarına gitmiştim mardindeydi yanılmıyorsam orda öğrenmiştim hayatlarını. Orda bir anı hatırlıyorum ikisinin mezarları bitişikti.kitap hakkında yorumlarım bu kadar okumanızı tavsiye ederim tek başlığıyla kitap pek uyuşmuyordu onun dışında kitap güzeldi...
aşk , gökteki yıldızlara bakıp sevdiğinin yücelik ve arılığını görmektir. tabiatın vahşiliğini insanların zorbalığından kaçan insanın kalbin tozpembe hayaline düşmek yaşamak.

masalcı annaler nineler uyumadan 5 dk önce anlatılan gözlerimizde canlandırdığımız hayal dünyamızın geliştiği o paha biçilmez yaz akşamları... damda anlatılan enfes hikayeler ama üzücü olan şu an pek yok. 'zaman' hayal dünyamızı da on ikiden vuruyor.
annesinin özlemini memleket hasretini dindirmek yüreğini soğutmak amacıyla bize anlatttığını der . aynen şu alıntı :
''görünürde annem bu hikayeyi beni ve küçük kız kardeşimi eğlendirmek uslu durup kendisini rahatsız etmeyelim diye anlatırdı.gerçekte ise o bize bunu anlatmakla kendisini teselli etmeye çalışıyordu. çünkü bu hikaye anneme Botandaki doğum yerini hatırlatır, onu ailesinden ve vatanından uzaklaştıran gurbet çilesini ona unuttururdu. o yeşilimsi yüksek dağlarıyla nergis ve menekşe çiçekleriyle süslü tepelere ve su şırıldamasıyla yankılanan dibinde bülbül şarkılarının yankılanan dibinde bülbül şarkılarının yükseldiği vadilere gayet çekici vatanına götürüyordu .

annesinin hatırasına yazıyorum diyor yazar sadece o dolunaylı gecelere buz gibi tahtlara imrenerek ...
destansı bir masal siyamend u xece. sevmek nedir belki öğrenebiliriz. ama tarif mi zor. temiz bir duygu siyamend'inki ...
hırs yaşamın bütün acımasızlığı kalbi öldürüyor. sadece vahşileştiriyor. siyamend insanlardan kaçıyor. hayvanlara sığınıyor .katı bir çevre acımasızlıktan peyda olan hayat siyamendin hikayesi .siyamend hayvanların vahşiliğini anlayabilir ama insanların asla anlamıyor.
bir aşk hikayesi olması yönüyle eser masalsı ve dilden dile anlatılması ile efsane oluyor. efsane deildiğinde gerçek olmayan hayali akla gelebilir ama Ramazan El Buti bu hikayenin gerçek olduğunu söyler . bize de inanmak düşer:)
değerlerimiz mi şehevi arzularımız mı baskın? bir yiğidin gururu onuru için verdiği savaş... hak ne idi çalınan ne idi ?
kazanılan makamlara yükselmeye mi aşık olunur, yoksa kir ve pas içinde kalmış duygusu ile berrak bir yürege mi ?
maddi ve etrafın şaşasına hiç yüz vermez siyamend bir yandan yüreğinin ateşi diger yanda katı kalbine manevi gülleri atan emir, onda etki oluşturmuş.
aşkın menfi değil de müsbet olanı nedir ? örf adet gelenek neye göre izin verir. doğruluk nasıldır .bu tip soruları usulüne göre muhasebe eden Xecedir .
siyamend dobradır sevdiği için herşeyde vazgeçmiş biri... bütün herşeyini zira karşısılık alıyor sevgide iletişim olduğu zaman dağlar delinir ...
bunlar haz duyulan dünyevi duygulardan arındığı zaman değer ve ulvilik kazanır.
eserde vahşiliği cahilliği giderdikten sonra aşık olması dikkate değerdir
dikkat çeken bir durum şu dağlara sığınan siyamend insanlardan kaçması
hayvanları kendisine yakın görmesi onlara karışmadığım eziyet etmediği sürece hayvanların ona zarar vermediğini insanlardan daha dost olduğunu söyler
ama hiç bir gerekçe olmadan kendisinin sırf aşkı için hayvanı öldürmeye kalkması belki de kendi ile çelişmesi işte en can alıcı nokta burasıdır düşünülmesi gereken nokta budur.

insan benciliiği ve nefsi için kötülük yapar.
Okuduğum kitabın gerçeğini bulamadım. Okuduğum mem ü zin kitabının yazarı. Ahmed-i hani (ehmede xani) babamın ısrarı üzerine okuyorum ve güzle bir kitaba benziyor tavsiye ederim
Bir aşk hikayesidir. Siyabend sevdiğine kavuşmanın mutluğu ile Xecê ile beraber dağda günlerce yaşarlar birgün Xecê rüyasında bir ceylan görüp yediğini söyler ve keşke şuan olsaydım yeseydim der bunun üzerine Siyabend ona burda beklemesini ve biraz sonra geleceğini söyler ve dağ başında ceylan aramaya koyulur derken bir yerde ceylan sürüsü görür artlarından gidip birini yaralar, yaraladığı ceylan bir uçurumun kenarına gelir Siyabend gidip onu alırken Ceylan aniden ona tekme vurarak uçurumdan aşağı düşmesine neden olur, uçuruma düşen Siyabend bir ağaç dalının kalbine saplamasıyla orda yaralanır ve Siyabend’in aklına o rüyasına giren yaşlı dede gelir rüyasında ona “Sen o kadar çarpışıp kahramanlıklar yapmana rağmen seni tek bir insaoğlunu öldürmeyecek sen yabani bir hayvan ile öleceksin” dediğini hatırlar..

Siyabend burda kalırken Xecê karanlık çökmesine rağmen Siyabend’in gelmediğini görünce telaşlanır ve onu aramaya koyulur derken bir çukurumun altından inilti sesini duyar hemen oraya koşar bakar ki aşağıda Siyabend yaralı halde inliyor bu durumu gören Xecê çok üzülür onla Siyabend orada biraz şiirsel olarak konuşurlar ve Xecê Siyabendsiz bir dünyanın imkansız olduğunu bu dünyada tek yakının o olduğu söyleyerek oda kendisini aşağıya atar ve oda ağacın diğer dalının göğsüne saplanmasıyla ikisi beraber orada can verirler…

Derler ki her yıl Siyabend ile Xecê’nin mezarında kan renginde iki gül biter. Bu güller birbirine sarılmak üzereyken bir deve dikeni de aralarına girer. Bu iki gülün kavuşmasını engeller. Deve dikeni geyiğin boynuzlarıdır.
Bir aşk hikayesidir. Siyabend sevdiğine kavuşmanın mutluğu ile Xecê ile beraber dağda günlerce yaşarlar birgün Xecê rüyasında bir ceylan görüp yediğini söyler ve keşke şuan olsaydım yeseydim der bunun üzerine Siyabend ona burda beklemesini ve biraz sonra geleceğini söyler ve dağ başında ceylan aramaya koyulur derken bir yerde ceylan sürüsü görür artlarından gidip birini yaralar, yaraladığı ceylan bir uçurumun kenarına gelir Siyabend gidip onu alırken Ceylan aniden ona tekme vurarak uçurumdan aşağı düşmesine neden olur, uçuruma düşen Siyabend bir ağaç dalının kalbine saplamasıyla orda yaralanır ve Siyabend’in aklına o rüyasına giren yaşlı dede gelir rüyasında ona “Sen o kadar çarpışıp kahramanlıklar yapmana rağmen seni tek bir insaoğlunu öldürmeyecek sen yabani bir hayvan ile öleceksin” dediğini hatırlar..

Siyabend burda kalırken Xecê karanlık çökmesine rağmen Siyabend’in gelmediğini görünce telaşlanır ve onu aramaya koyulur derken bir çukurumun altından inilti sesini duyar hemen oraya koşar bakar ki aşağıda Siyabend yaralı halde inliyor bu durumu gören Xecê çok üzülür onla Siyabend orada biraz şiirsel olarak konuşurlar ve Xecê Siyabendsiz bir dünyanın imkansız olduğunu bu dünyada tek yakının o olduğu söyleyerek oda kendisini aşağıya atar ve oda ağacın diğer dalının göğsüne saplanmasıyla ikisi beraber orada can verirler…

Derler ki her yıl Siyabend ile Xecê’nin mezarında kan renginde iki gül biter. Bu güller birbirine sarılmak üzereyken bir deve dikeni de aralarına girer. Bu iki gülün kavuşmasını engeller. Deve dikeni geyiğin boynuzlarıdır.

Yazarın biyografisi

Adı:
M. Said Ramazan el-Buti
Unvan:
Suriyeli İslam Alimi, Yazar
Doğum:
Suriye, 1929
Ölüm:
Suriye, 21 Mart 2013
Kürt asıllı Suriye'li, İslam alimi ve yazar. El Buti'nin; fıkıh, siyer, ve din usulü konularında 60'tan fazla eseri bulunuyor. El Buti'nin en önemli eseri Fıkıh El Sira. Buti'nin yazdığı kitaplar birçok İslam ülkesindeki üniversitelerde ders kitabı olarak okutuluyor. El Ezher Üniversitesi'nde doktora yapan El Buti, Şam Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde fıkıh derslerine giriyordu. El Buti ayrıca Suriye'nin en eski camii Emeviye Camii'nde cuma hutbelerini veriyordu. El-Buti 21 Mart 2013'te cuma hutbesi verdiği camide suikast sonucu 84 yaşında vefat etmiştir.

Yazar istatistikleri

  • 4 okur beğendi.
  • 81 okur okudu.
  • 38 okur okuyacak.