Mevlüt Çavuş'un ölümünün üzerinden günler geçti. Anasının yürek SIZISI dinmedi de dinmedi. Gece gündüz, haftalar, aylar sürdü; ağladı da ağladı. Konu komşu yaşlı kadıncağızı gözyaşlarıyla dinledi. Zavallının ağinden dökülen türkülerden, ağıtlardan birisi de bu türküydü
Eledim eledim höllük eledim Aynalı beşikte (balam) bebek beledim Büyüttüm besledim asker eyledim Gitti de gelmedi (canan) buna ne çare.
Bir melek simadır aklımı alan Aşkın ateşine canan sinemi salan Bizi kınamayan ehl-i dil olan Gitti de gelmedi canan buna ne çare...
Erzurumlu Mevlüt'ü asker ederler. Birinci Cihan Harbi yıllarıdır. Mevlüt'ün kurası Sivas'a düşer. Dikbaşlı, kartal bakışlı, hem esmer, hem yakışıklı olan Mevlüt, asker ocağında çavuş olur. Mevlüt, anasına sık sık mektup yazar. Anasının okuryazarlığı yoktur. Komşulara okutur mektuplan. Mektuplar okundukça anacağız ağlar. Ağladıkça türküler dökülür dilinden, "Asker ağam gelse yaralarım ey olur." diye hem söyler, hem ağlar anacığı... Anacağız etrafındakilere de yudum yudum hicran içirir bu içli
türküleriyle.
Karlı dağlar karanlığın bastı mı? Kahpe felek ayrılığın vakti mi? Karlı dağlar ne olur, ne olur, ne olur Asker ağam gelse yarelerim ey olur, ey olur...