"Çoğu kişi sahafı eski kitap ya da ikinci el kitap alınıp satılan yer olarak bilir. Aslında bu kanaate yanlış diyemesek de eksik olduğunu söylemeliyim. Sahaf, yalnızca kitap alınıp satılan yer değildir. Sahaf, 'Bir tarihin paragraf aralığıdır.' desek abartmış olmayız. Sahaflar hem geçmişi hem bugünü dizer raflarına."
Eren anlamaya çalışıyordu bu cümleyi. Nasıl olurdu bu? Zaman nasıl raflara dizilebilirdi? Kitaplar bu kadar önemliydi demek hayatımızda. Merkezde kitap vardı o zaman. Her şeyin başı kitaba dayanıyordu. Okulda öğrendiğimiz her şeyi öğretmenlerimiz de kitaplardan öğreniyordu.
Kitaptı o zaman kastedilen. Raflara dizilen kitaplar, zamanın bilgisini, rengini, yarına taşıyan aracıydı. Böylelikle dün bugüne, bugün de yarına taşınıyordu. Bunu anlatmaya çalışıyordu Mehmet ağabey. İşte bu yüzden bir rafta aynı anda hem geçmiş hem bugün hem de yarın olabiliyordu.