7.5/10
0 Kişi
0
Okunma
1
Beğeni
129
Görüntülenme

Hakkında

Asıl adı Ahmed olan şair, şiirlerinde Nâmî mahlasını kullanmıştır. Kronolojik olarak kendisine en yakın kaynaklardan olan Rızâ (Zavotçu 2009: 212) ve Mücîb (Altun 1997: 60) tezkirelerinde asıl adı Ahmed olarak geçmesine rağmen daha sonraki kaynaklardan Safâyî (Çapan 2005: 587), Belîğ (Abdülkadiroğlu 1985: 556), Şeyhî (Özcan 1989: 704)`de Mehmed olarak geçer. Keşfü'z-Zünûn`un Bağdatlı İsmail Paşa zeylinde (1996: VI, 294) de babasının adı bilinmediği için Muhammed bin Abdullah diye zikredilir. Yukarıdaki kaynaklardan faydalanılarak hazırlanan son dönem biyografilerinden Sicill-i Osmanî (Akbayar 1996: IV, 540) ve Tuhfe-i Nâ`ilî (Kurnaz 2001: II, 1026)`de de aynı yanlışlık sürdürülerek şairin asıl adının Mehmed olduğu ifade edilmiştir. Oysa şair, şiirlerinde kendi adının Ahmed-i Nâmî olduğunu, Nâmî mahlasını şeyhinin rızasıyla aldığını, Hz. Muhammed`in isimlerinden birinin Ahmed olması münasebetiyle manidar bir şekilde ifade eder: Behre-mend-i feyz-i hem-nâmî-i Ahmed eyledün / Oldı nâmı Ahmed-i Nâmî rızâ-yı pîr ile (Hüsn-i Hakikî,Kas.8/6); O nâmı Ahmed-i Muhtâr hakkı `afv idüp cürmin / Bu `âsî Ahmed-i Nâmî`ye lutfun râyegân eyle (Hüsn-i Hakikî, Tcb.4/V/5). Bir başka beytinde de adındaki Ahmed`le övündüğünü ifade eder: Nâmı Ahmed`le iftihâr-nümâ / Nâmî-yi şöhre-yâbdur tab`um (Hüsn-i Mecazî, Kas.9/43). Memleketinin Niğde olduğu, bizzat kendi diliyle ifade ettiği “Tertîb-i şi`re her biri yârân-ı sâbıkun / Geldi cihâna çeşme-yi dîvândan el yudı / Nâmî-yi Nigdevî de sözin iki bahs idüp / Hüsn-i Mecâz u Hüsn-i Hakîkat didi kodı (Hüsn-i Hakikî, Kt.32)” kıt`asından ve “Nazamahû ve aslahahû el-fakîr Ahmed Nâmî en-Nigdevî” (Süleymaniye Kütüphanesi, Hacı Mahmud 3686: 2b) kaydından anlaşılmaktadır. Yukarıda verilen kaynaklardan Rızâ ve Mücîb tezkirelerinde geçen Tuhfe-i Nâ`ilî`de de tekrarlanan “Begşehri`nden Ahmed Çelebidir.” şeklindeki tek cümlelik bilgi, başka bir şairin olabileceğini akla getirse de ölüm tarihi ve alınan örnek üç beyit bu şaire aittir (bk. Gazel 1). Kaynaklarda şairin doğum tarihi ile ilgili bir bilgi bulunmamakla birlikte Hüsn-i Hakîkî adlı divanının başındaki bir tarih kıt`ası bu konuda ipucu vermektedir: “Tertîb idince iki dîvân-ı dil-keşini / İrmişdi kırk ikiye `ömr-i güzâr-ı Nâmî / Didi hıred o demde nâm-âverâne târîh / Hüsn-i Hakîkat ile Hüsn-i Mecâz nâmı”. Kıt`adaki tarih ibaresinin ebced değerine göre Dîvân`ını 1051/1641’de, 42 yaşında iken tedvin etmiştir. Bundan hareketle 1051`de 42 yaşında olduğuna göre 1009/1600’de doğmuştur. Çocukluğu, gençliği, ailesi hakkında herhangi bir bilgiye ulaşılamamıştır. Kaynaklarda ifade edildiğine göre iyi bir medrese öğrenimi görmüştür. İleriki yıllarda şeyhülislam olacak olan ve o sırada Anadolu kazaskeri bulunan Ebüssuûd-zâde tarafından kendisine İçil Medresesi`nde mülâzemet verilmiştir (Hüsn-i Mecazî, Kas.13). Mülâzemet aldıktan sonra kırk akçeli medrese müderrisliğine atanmış, yüzelli akçeli medrese müderrisliğine kadar yükselmiş sonra bu görevden azledilmiştir (Özcan 1989: 704). Daha sonra kendisine mansıb verilerek Anadolu`nun çeşitli kasabalarında kadılık görevlerinde bulunmuştur. Konya, İçel, Niğde, Balıkesir, Seydişehir, Bor, Arapkir, Eğin gibi Anadolu`nun değişik şehir ve kasabalarında müderrislik ve kadılık görevlerinde bulunduğu düşürmüş olduğu tarihlerden anlaşılmaktadır (bk. Hüsn-i Mecazî, Tarihler). Şiirlerinden anlaşıldığı kadarıyla maddî imkânsızlıklar çekmediği, düzenli bir aile yaşamı olduğu söylenebilir. Dönemin sadrazamlarından Köprülü Mehmed Paşa, Murad Paşa, Ken`an Paşa, Kara Mustafa Paşa, Tayyar Mehmed Paşalar vasıtasıyla padişahlara ulaşma girişimlerinde bulunduğu yazmış olduğu kasidelerden anlaşılmaktadır. Saraya kabul noktasında bir hırs göstermeyen Ahmed Nâmî, padişahlara sunduğu kasidelerde bağlılığını ifade etmiştir. Hüsn-i Mecazî`de Sultan IV. Murad ve Sultan IV. Mehmed için birer kaside bulunmaktadır. IV. Mehmed`e sunulan Hüsn-i Mecazî, K.12 numaralı kaside IV. Mehmed`in babası Sultan İbrahim`e de sunulmuştur. Divanın eski nüshalarında kasidenin 26. beytindeki Mehmed yerine İbrahim ismi geçmektedir. Bu durumun örneklerine divan edebiyatında çokça rastlanır. Nâmî, kaside sunduğu şahısların hemen hemen hepsinden ihsanlar görmüştür. Ahmed Nâmî, kendisi de bir şair olan IV. Mehmed`in doğumu için bir tarih (Hüsn-i Mecazî, Tar.13) düşürmüş, ayrıca bir gazelini de tahmis (Hüsn-i Mecazî, Tah.7) etmiştir. Yedi yaşında hükümdar ilan edilen ve idareyi ellerine bıraktığı Köprülüler sayesinde rahat ederek av peşinde koşan IV. Mehmed, edebiyata ve musikiye olan bağlılığı nedeniyle sanatçılara ihsanlarda bulunmuş ve sanatların gelişmesine katkıda bulunmuştur. XVII. yüzyılın başlarından itibaren Anadolu`da baş gösteren Celalî isyanlarının en büyüğünü çıkaran Abaza Hazan Paşa, maiyetindeki 30.000 askerle Bursa`ya kadar gelir. Bunun üzerine Köprülü Mehmed Paşa, Erdel seferinden dönmek zorunda kalır. Bu sırada başta Abaza Hasan Paşa olmak üzere Antep`e sığınan 30 kadar âsî lider çok iyi tertiplenen bir plân sonucu katledilirler (Uzunçarşılı : 588-590). 24 Cemaziyelevvel 1069/17 Şubat 1659’da vuku bulan bu olayla ilgili olarak Ahmed Nâmî iki adet tarih düşürmüştür (Hüsn-i Mecazî, Tar. 43, 44). 17. yüzyıl şeyhülislamlarından Ebussuûd-zâde Saîd Efendi, Bolulu Mustafa Efendi, Muîd Ahmed Efendi, Bursalı Mehmed Efendi, Abdurrahim Efendi, Abdülaziz Efendilere de kasideler sunarak çeşitli ihsanlara nail olmuştur (bk. Hüsn-i Mecazî, Kasideler). Kadılıktan azledildikten sonra kendisini tamamen tasavvufa vererek bir Nakşibendi tekkesinde inzivaya çekilmiştir ve bundan sonraki yaşamını bu şekilde sürdürmüştür. Hüseyin Ayvansarayî’nin Mecmua-i Tevârîh’inde “azîmet-i Nakşibendî” ibaresinin delaleti olan 1084/1673’te İstanbul’da vefat ettiği yazılıdır (Derin vd. 1985: 361). Vefatı tarihinde Beliğ haricindeki diğer kaynaklar ittifak hâlindedir. Beliğ`in şairin ölüm tarihini 1070 olarak göstermesi yanlıştır. Bu yanlışlığa Nâ`il Tuman da işaret etmiştir (Kurnaz vd. 2001: II, 1026). Çünkü şair, bundan daha sonraki zamanlarda vuku bulan olaylara da tarih düşürmüştür (bk. Hüsn-i Mecazî, Tar. 46-50). Ahmed Nâmî`nin birincisi şüpheli olmak üzere eserleri şunlardır: 1. Fetih-nâme Der Hakk-ı Gürcistan: Agâh Sırrı Levend bu eserin Niğdeli Nâmî`ye ait olabileceğini ileri sürmüştür (1956:117). Fakat, kaynaklarda Niğdeli Namî`nin böyle bir eserine rastlanmamıştır. Gürcistan seferinin başlarında Kars`ta Yusuf Paşa`nın teşvikiyle 1071/1660`da kaleme alınan ve IV. Mehmed`e sunulan bu eserin kronoloji itibarıyla Niğdeli Kadı Nâmî`ye ait olabileceği kuvvetli bir ihtimaldir. Ancak, incelediğimiz divanda şair böyle bir eser yazmış olabileceğinin işaretini vermemiştir. Önemsiz sayılabilecek olaylara bile düşürdüğü 50 tarihten hiçbirisi bu olayla ilgili değildir. Eserin yazılmasını teşvik eden Yusuf Paşa`nın, eserin yazıldığı yer olan Kars`ın da Nâmî Divanı’nda hiçbir şekilde adlarının zikredilmemiş olması Agâh Sırrı Levend`in kuvvetli gördüğü eserin yazarının Niğdeli Kadı Nâmî olması ihtimalini zayıflatmıştır.
Tam adı:
Ahmet
Doğum:
1600
Ölüm:
1673

Okurlar

1 okur beğendi.

Okur demografisi

Kadın% 0.0
Erkek% 0.0
0-12 Yaş
13-17 Yaş
18-24 Yaş
25-34 Yaş
35-44 Yaş
45-54 Yaş
55-64 Yaş
65+ Yaş
Reklam

Alıntılar

Tümünü Gör
Henüz kayıt yok
Reklam