Necati Küçük

İntihar Eden Öğretmen Okulu yazarı
Yazar
7.5/10
0 Kişi
3
Okunma
5
Beğeni
291
Görüntülenme

Hakkında

1962 yılında Manisa’nın Gördes ilçesi kırsalında dünyaya geldi. İlköğrenimini Yayakırıldık Köyü İlkokulu'nda, orta ve lise öğrenimini Demirci Öğretmen Okulu'nda, üniversite eğitimini de Dokuz Eylül Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Aydın Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Yüksek Okulu'nda tamamladı. Askerlik görevini yedek subay olarak yaptıktan sonra, Antalya bölgesinde turizm otelcilik sektöründe çalışmaya başladı. Mesleğine yeni başladığı ilk yıllarda, yabancı dillerini geliştirmek amacıyla üçer aylık periyodlarla iki kez yurt dışına çıkan yazar Almanca ve İngilizce bilmektedir. Otelcilik sektörünün yönetim kademelerinde otuz üç yıl çalıştıktan sonra emekli olan Necati Küçük evli ve iki çocuk babasıdır. Kitap okumayı, müzik dinlemeyi, seyahat etmeyi, fotoğraf çekmeyi ve yazmayı çok seven Necati Küçük ’ün yayımlanmış üç adet eseri bulunmaktadır. “Kayalı” adlı ilk eserinde, Kuzey Ege kırsalında dağınık halde yaşayan Yörüklerin yaşam biçimlerinden ve kültürlerinden kesitler sunan yazar, “İntihar Eden Öğretmen Okulu” adlı eserinde, yetmişli yıllarda kırsaldan kente uzanan eğitim yolculuğunu ve bir yatılı okul öğrencisinin gözünden, 12 Eylül öncesi Türkiye’sinin bir fotoğrafını çekmektedir. “Akman” adlı üçüncü kitabında ise daha ziyade eğitim çağındaki çocuklar için hazırlanmış öyküler ve fabllar yer almaktadır. Pek çok sosyal medya grubunda ve e-dergilerde yazıları yayınlanan yazar bazı yerel gazetelerde de köşe yazarlığı yapmaktadır. Necati KüçüK ( Az Efe )
Ünvan:
Türk Yazar
Doğum:
Manisa, Türkiye, 1962

Okurlar

5 okur beğendi.
3 okur okudu.
1 okur okuyor.
3 okur okuyacak.

Okur demografisi

Kadın% 0.0
Erkek% 0.0
0-12 Yaş
13-17 Yaş
18-24 Yaş
25-34 Yaş
35-44 Yaş
45-54 Yaş
55-64 Yaş
65+ Yaş
Reklam

Alıntılar

Tümünü Gör
Semer
"...Fabrikada bazen de kiremit üretim bölümünde çalışıyordum. Bildiğimiz Marsilya kiremidi işte. Birkaç gün boyunca gölgede kuryan kiremitler çifter çifter birleştirilerek sırt çantasına benzer ahşap bir aletin üzerinde fırınlara taşınıyordu. Her iki kolunu da aletin kayışlarından geçiren işçi kuruluğa yanaşıp sırtını dönüyor, diğer işçi kuruluktan aldığı kiremitleri ikişer ikişer aletin raflarına yerleştiriyordu. Bir insan sekiz, on adet yaş kiremit taşıyabiliyordu. Sırtındaki henüz pişmemiş kiremitlerle dikkatli adımlarla fırının içerisine kadar yürüyen işçi yine sırtını fırıncıya doğru dönüyor, fırıncı aletin raflarından aldığı kiremitleri usulüne uygun olarak fırının içerisine diziyordu. Asıl anlatmak istediğim şey; sırt çantası gibi giyilen o aletin adı “Semer” idi. Orada öğrendim ki, insan babasından ayrılıp el işinde çalışmaya başlayınca, sırtına semer bile vuruyorlarmış meğer. Evet, haklısın babacığım. Az eşek değilim ben..."
Sayfa 113 - Edebiyatist Yayınevi, Yerli Roman, 1.Basım Nisan 2022, 136 Sayfa
Alıntı
Oyuncakçı Dükkânı
"...Bir köşe başında çok güzel bir oyuncakçı dükkânı vardı. Dükkânın önündeki camekânın içerisinde rengârenk yüzlerce oyuncak vardı. Otomobiller, otobüsler, traktörler, bebekler, pervaneler, fırıldaklar daha neler neler. Büyülenmiş gibiydim. Daha önce bu kadar oyuncağı hiç bir arada görmemiştim. Ben aslında hiç oyuncak görmemiştim. Benim oyuncaktan anladığım şey çam kabuklarından çoban çakısıyla yaptığımız şeylerdi. Gözlerimi dükkânın camekânından ayıramıyordum. Bu kasabalı çocuklar çok şanslıydı. Her gün buralardan geçip bu güzel oyuncaklara bakabilirlerdi. Hele camekânın en önünde üç tekerlekli kırmızı bir bisiklet vardı. Ben bakmasına doyamadım. Kim bilir binmesi ne kadar güzel olurdu. Her seferinde “Paramız yok, paramız yok.” diye beni geçiştiren babam, belki bu sefer pek de pahalı olmayan bir oyuncak alırdı. Arkamı döndüm. Baktım. Babam yoktu. Yüreğim cız etti. Galiba koskoca kasabada kaybolmuştum. Bu, o güne kadar hiç tatmadığım bir duyguydu. Çok acı vericiydi. O birkaç saniye içerisinde beynim pek çok olumsuz senaryo üretti. İlk kez babamın beni bulamayabileceğini, babamı annemi kardeşlerimi kısacası sevdiğim, daha doğrusu beni sevdiklerinden emin olduğum bütün bu insanları bir daha hiç göremeyebileceğimi hissettim. Demek ki ben babamın arkasında yürürken oyuncakçı dükkânının vitrinine dalmış ne kadar zaman geçtiğini anlamamıştım. Derin bir nefes alıp sakin olmaya çalışarak, önce babamın eşyalarını bıraktığı dükkânı veya kamyondan indiğimiz yeri bulup bulamayacağımı düşündüm. Sonra babamın sabah kamyondan inerken beni tembihlediğini hatırladım. Eğer bir yerde kaybolduğumu fark edersem, olduğum yerden hiç kıpırdamayacaktım. Babam gelip beni bulacaktı. Biraz rahatladım. Artık vitrindeki oyuncaklara değil sokak başlarına, babamın çıkıp gelebileceği yerlere
Sayfa 81 - Edebiyatist Yayınevi, Yerli Roman, 136 Sayfa, 1.Basım Nisan '22
Alıntı
Reklam
Reklam