Yurt dışına gönderilen yüzlerce genç arasında ilk gönderilenlerin yaşadıklarına biraz daha yakından bakmak gerekir. İlk seferde gönderilen on bir gençten, birisinin yaşadıklarını anılarından okuyalım:
"Benim ismimin yanına Mustafa Kemal, "Berlin Üniversitesi’ne gitsin" diye yazmış. Yola çıkacağımız gündü. Berlin'e Balkanlardan ve Polonya'dan geçen bir trenle gidilirdi. Konya'nın Bozkır ilçesinden İstanbul'a geldim. Vakit geldi, Sirkeci Garı'ndayım ama kafam çok karışık...
Gitsem mi, kalsam mı?
Beni orada unuturlar mı?
Para yollarlar mı?
Tam gitmemeye karar verdiğim, geri döndüğüm sırada bir posta görevlisinin sesini duydum: "Mahmut Sadiii! Mahmut Sadili! Bir telgrafın var."
Elime bir telgraf tutuşturuldu. İmza Milli Eğitim Bakanı'nındı. Atatürk'ün emri ile çekilmişti. İçinde hatırımdan çıkmayan şu cümle vardı:
“Sizleri bir kıvılcım olarak yolluyorum; alevler olarak geri dönmelisiniz.”
Mustafa Kemal
Telgrafı okuyunca düşündüklerimden olağanüstü utandım. "Şimdi gel de gitme, git de çalışma, dön de bu ülke için canını verme" dedim. Düşünün.... 1923'te o kadar işinin arasında on bir öğrencinin nerede, ne zaman, ne hissettiğini sezebilen, ona göre telgraf çeken bir liderin önderliğinde bu ülke için can verilmez mi?
Gittim, çok çalıştım, çok başarılı oldum.
Ülkeme "alev" olarak döndüm.
Önce İstanbul Genel ve Beşeri Fizyoloji Enstitüsü'nü kurdum. Kürsü başkanı oldum. Daha sonra ülkemin başbakanlığını yaptım.
Ben kim miyim?
Ben sadece iki satırlık bir telgrafın yarattığı bilim adamıyım...
Hangi derse girsem, hangi imtihana çıksam kulaklarımda bu cümle çınlardı. Yol boyunca içinde alevden bir şevk ve omuzlarında dağlar gibi bir sorumluluk taşıyordum.
Bu ses artık ömrüm boyunca beni hiç bırakmayacaktı. Ord. Prof. Dr. Sadi Irmak (1,4).
Mustafa Kemal 11 Haziran 1937'de şahsına ait bütün taşınamaz mallar gibi, bu köşkü de Türk Milleti'ne bağışlar. Yürüyen Köşk halen müze olarak hizmet vermektedir.