Orhan İyiler

Orhan İyiler

Yazar
9.6/10
7 Kişi
·
13
Okunma
·
0
Beğeni
·
45
Gösterim
Adı:
Orhan İyiler
Unvan:
Türk devrimci yazar
Doğum:
Edremit, 1935
Ölüm:
İstanbul, 25 Şubat 2011
1935 yılında Edremit’te doğan Orhan İyiler ilkokul döneminde yazar olmaya karar vermiş ve tüm yaşantısını bu amacı doğrultusunda yönlendirmiştir. Lise döneminde aldığı Fransızca eğitimini kendi çabalarıyla geliştirmiş ve ölünceye kadar Fransızca kaynaklardan düşünsel faaliyetlerinde kapsamlı olarak yararlanmıştır. Marksist-Leninist hareketin kadroları tarafından mutlaka bir yabancı dil bilmenin ve dünya komünist hareketi ile entegrasyonun önemini hayatının her döneminde dile getirmiştir.

Ortaokul ve lisede yazdığı hikayeler çeşitli dereceler almış, okulda yapılan törenlerde hitabet yeteneğiyle öne çıkmıştır. İstanbul Hukuk Fakültesi’ni ikinci sınıfta, yazarlığına ve diline olumsuz etkisi olduğuna inanarak radikal bir kararla terk etmiş, ardından tiyatro yazarlığında yoğunlaşmıştır. 1965’te büyük başarı kazanan Şarkıcı Kız oyununu bir yıl boyunca kaldığı Elazığ’ın bir köyünde yazmıştır. Bir dönem Şehir Tiyatroları’nda Muhsin Ertuğrul’un asistanlığını yapan Orhan İyiler, tiyatro ortamında yaşadıklarından “asıl tiyatronun tiyatroda yapılmadığı” sonucunu çıkararak bu ortamı bilinçli olarak terk etmiştir.

Türkiye İşçi Partisi üyesi olan ve partinin kültür kolunda önde gelen çalışmalar yaparak Kartal İşçi Tiyatrosu’nu kuran Orhan İyiler’in yazarlık macerasında dönüm noktası yakın aile dostu olan Adnan-Nazife Cemgil’in sevgili oğulları Sinan Cemgil’i Haziran 1971’de Adıyaman’ın Gölbaşı İlçesi İnekli köyünden alma yolculuğudur. “Seni Nurhak dağlarında bütün güzelliğinle görünce ben şimdiye kadar yaşadığım her şeyin nasıl az değerli olduğunu kavradım. Benim hayatımı değiştirdin. Artık hep senin, yoldaşlarının savaşımındaki gerçekliğe kendi yazım yeteneğimi açtım.” Bu yolculuğu anlatan Öldükleriyle Kalmadılar ilk baskısını 1978’de yapmıştır. 6. baskısı ise Ekim 1999 da yapılmıştır.

Yaşamını sürdürebilmek ve kızıyla birlikte manevi kızına bakabilmek için 1970-1983 yılları arasında küçük bir iplik atelyesi işletmiştir. Bu yıllar boyunca otobüste, vapurda okuyarak, geceleri sadece 3-4 saat uyuyarak kararlı ve dirençli bir aydın olarak yaratıcı çalışmalarına devam etmiştir. 4 Nisan 1989’da güncesine yazdığı gibi; “Yaşamın akışına yanlış yaşayıp ölmemek gerek! ‘Yanlış YAŞAM’ Hiç düzeltilemeyecek bir hesaptır ‘yanlış yaşamak’”. Türkiye sol hareketinin ideolojik ve güncel sorunlarına, cezaevlerinde yatan, şehit düşen tüm devrimcilere duyduğu büyük saygı ve bağlılıkla devam eder.

17 - 23 Ekim 1990 arasında katıldığı Doğu Anadolu gezisinde, bölgedeki Kürt halkının sorunlarını birinci ağızdan dinleme, bölgede devletin uyguladığı faşist yöntemleri gözlemleme ve Kürt solu ile görüşme imkânı bulur. “Diyarbakır-Mardin-Midyad-Nusaybin-İdil-Cizre-Silopi-Şırnak-Uludere-Gercüş-Hasankeyf-Batman-Diyarbakır bölgesinde iki gün süreyle bulunduk. Ekibimizde Cumhuriyet gazetesinden Şükran Ketenci, ozan Refik Durbaş, sinema sanatçısı İlyas Salman, Hale ve Mustafa Lütfi Kıyıcı’lar, Bilgesu Erenus, Zihni Anadol, Gürkan Rişvanoğlu ve ben vardım.” 25 Ekim 1990’da bir basın toplantısı ile izlenimlerini basınla paylaşırlar. “Doğu Anadolu’da yaşayan Kürtler üzerinde gözlemlediğimiz baskılar TC’nin İsrailleşmesini, Kürt halkının da Filistinlileşmesini kaçınılmaz bir sonuç olarak çok kısa bir sürede önümüze getirecektir. ‘Savaşa Hayır - Irkçılığa Son’ belgesini kitleleştirme olanağı bulabilirsek utanç verici tabloları görmekten kendimizi kurtarabiliriz diye düşünüyorum.” (Günceler, 26 Ekim 1990). Bu geziden “yeryüzü yaşamı”nın son anlarına kadar özlemle bahseder.

Tiyatro, politik roman, açık mektuplar, radyo sohbetleri yazarın denediği anlatım biçimleridir. Ayrıca çeşitli politik dergi ve gazetelerde makaleleri yayınlanmıştır.

Orhan İyiler 25 Şubat 2011’de bir süredir yakalandığı kanser hastalığı nedeniyle aramızdan ayrıldı. Bir devrimcinin deyişi ile “Öldükleriyle Kalmayanlar”ın arasına katılan Orhan İyiler’in bağımsız Marksist tutumu ve eserlerinde sergilediği yaşama asla teslim olmayan dik duruş onu tanıyan herkesin kabul ettiği bir özelliktir. Başta kendisi olmak üzere, onurlu insan kişiliğini ve sol hareketi didik didik eleştirmesi ve son nefesini verinceye kadar Lenin’e ve tüm Leninistlere duyduğu büyük inanç ve mütevaziliği onun kişiliğini ve sanatçılığını tanımlayan en önemli özellikler olarak daima aklımızda kalacaktır.

Basılmış olan eserleri şunlardır:

Generaller Kışında Yaşam Kaynakçaları (1989): 12 Eylül dönemindeki Danışma Meclisleri, Sıkıyönetim Mahkemeleri, Anayasaları ve öteki apoletli korporasyonlarıyla generaller yönetiminin insanlarımız üzerinde yarattığı dehşeti ve insanlarımızın hayata tutunma noktalarını Generaller Kışında Yaşam Kaynakçaları adını verdiği öykülerinde Mimar Ali’nin, Cezmi Bey’in, Sakallı Hurşit’in, Odasını Boyayan Adamın yaşamlarıyla tarihin belleğine kazımıştır.

Körfezin Kutsal Adakları (1991): Basra Körfezi Arap İşbirliği Konseyi’ni oluşturan 6 Arap Devleti tam bir “burjuva toplulukları” biçiminde yaşarken, öteki Arap halk tam bir “proleter uluslar” olarak yaşamaktadır. Orhan İyiler bu kez odağına Saddam rejimini, Kuveyt’e nasıl saldırdığını, sonrasında Birinci Körfez savaşı şeklinde gelişen savaşı, bunun İsrail ve batının entegre olmuş dünya burjuvazisi ile ilişkilerini açık biçimde sergiler.

Birgün Bile Yaşamak (1992): Orhan İyiler’in bir başka kült eseri olan Birgün Bile Yaşamak 80’li yılların başında basıma hazır olmasına rağmen ancak 1992’de basılabilmiş ve bir çok insanın başucu kitaplarından biri olmuştur. “Torunlarımız kapitalist çağın kalıntılarıyla belgelerini büyük bir merakla izleyecekler. Nasıl olur da özel kişilerin ellerinde bulunabilir yiyecek-içecek maddelerinin alım satımı; fabrikalar ve işletmeler nasıl olur da özel kişilerin ellerinde bulunabilir... Bir insan başka bir insanı nasıl sömürebilir; çalışmadan nasıl sırtüstü yaşayabiliyordu birtakım insanlar? İşte tüm bunları kafalarında canlandırmakta zorluk çekecek torunlarımız.” Lenin’in 1919’un 1 Mayıs’ındaki bu sözleri bir düş müydü? Birgün Bile Yaşamak 1917 Bolşevik devriminin; devrim öncesi dönemdeki politik hareketleri, Rus halkının tüm katmanlarının sosyo-ekonomik ve psikolojik özelliklerini, devrim öncesi ve sonrasının altyapı ve üstyapı kurumlarının oluşturulmasında Bolşevik kadroların tartışmalarını ve Lenin’in Bolşevik Parti’de kurmaya çalıştığı demokratik-merkeziyetçilik ilkesinin politik, lirik bir destanıdır.

Yeni Dünya Gerçeği (1996); Dünya burjuvazisinin suçüstü dosyalarını anlatır. Kolektivist sistemlerin 10 Kasım 1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılması sonrası kapitalist restorasyonlarını, bu sürecin Doğu Avrupa’da, Yugoslavya’da oynadığı oyunları, özelleştirmenin dünyadaki genel felsefesi ve uygulamalarını, Afrika’da Cezayir içsavaşı ve 20. yüzyılın en büyük kitlesel katliamlarından olan Ruanda olaylarını, Ortadoğu’daki petro-dolar şeyhliklerinin fakir halkları üzerindeki sömürülerini ve acımasızlıklarını kanıtlarıyla birlikte anlatır.

Devrimci Ado’nun Ölümsüzler Katında Yargılanması (1998): BİO ülkesinde generallerin hükümet darbesiyle gerçekleştirdikleri faşist yönetime karşı devrimci direnişte vurulup şehit olan ADO, ölümsüzler katına ulaşır. Ölümsüz Yargıçları Ado’nun şehitliğini onamada ikirciliğe düşüren, ölümsüzler katında derin bir kargaşaya neden olan yaşam dialarındaki ADO GERÇEĞİ nedir?

Sana 21. Yüzyıl Raporumu Sunuyorum (2005): 11 Eylül saldırıları Dünya Burjuvazisi Konfederasyonu’nca, bilerek sinsice hazırlanmıştır ve de 21. yüzyıl gerçeğinin asıl bu olduğunu ortaya koymuştur. Orhan İyiler 11 Eylül’den itibaren Batı basınını, siyasî ve askerî yöneticilerini ve askerî-siyasî haber alma örgütlerinin belgelerini dikkatlice izleyerek, bu saldırıların tüm dünya halklarına karşı başlatılan bir dünya savaşının bizzat Batı tarafından kendi insanlarını öldürerek hazırlanmış bir komplo olduğunu anlatır. Eseri 2003’te biter ama 2005’te basılabilir. Aradan geçen süre bu tespitlerinin doğruluğunu Wikileaks denilen belgelerle, ayrıca ABD ve İngiltere’de burjuva demokrasisinin izin verdiği ölçüde kurulan “sözde” soruşturma, araştırma komisyonlarında o dönemin sorumlularınca, nasılsa yargılanmayacaklarını bildikleri için rahatça açıklanmıştır.

Danilov Manastırı’nın Çanları (2007): ÇANLAR’ın kapsadığı dönem 20. yüzyılın bitimine doğru gezegenimizdeki o müthiş politik depremin sosyalist sistemleri yerle bir ettiği dönemi kapsıyor. 1991’de tüm Varşova Paktı ve Sovyetlerde özgürlüklerin simgesi çanlar uğultusuna insan hakları, özgür pazar ekonomisi ilahileri de katılınca 70 yıllık uygulamanın sonucunda sosyalist sistemler depremin sarsıntılarına dayanamayarak çöküp gitti. Ne ki, işin bu kadar kolay olmadığını Danilov Manastırı’nın Çanları okuru tüm boyutlarıyla kavrayacaktır. “Sosyalistlerin Birliği” konusunda 1989’da yapılan Kuruçeşme Toplantıları için hazırladığı bildiriler günümüz için de son derece önemli Leninist Parti ilkelerini detaylandırır.

Generallerin Zabıt Varakaları (2008): Günce tutmak onun yazarlığının bir başka yanı olmuştur. 12 Eylül faşizminin yarattığı ortamda o her şeyi kaydetmiştir defterine. Bu kayıtlarının bir bölümü Generallerin Zabıt Varakaları olarak Aralık 2008’de Devrimci 78’liler Federasyonu tarafından kitaplaştırılmıştır. Basılmamış güncelerinin hazırlanmasına devam edilmektedir. Kendi anlatımıyla “Günceler’i okuyanlar günümüzde felsefe, politika sapmalarına karşı nasıl doğru ve Marksist bir çizgi izlendiğini görmekte zorluk çekmeyeceklerdir diye düşünüyorum.” (08.12.2010)

Aklın Lirizmi (2011): “Aklın tanımı yaşamı analiz etmek, bilinçlendirmektir belki de. Çok kez gözden kaçırılan, aklın bu çabasının duygusallıktan arınmış bir lirizmi olduğunu kavrayamamamızdır. Aslında bu lirizm duygularımız kadar etkilidir. Belki de ondan da yoğun. Aklımızla kavradığımız her şeyde bu lirizmin varlığını çok kez unuturuz.” Aklın Lirizmi Orhan İyiler’in yayınlanmış kitaplarından ve hiç gün yüzüne çıkmamış güncelerinden oluşuyor.

Basılmamış Eserleri:
- Günceler
- Yitik Köpek (Tiyatro oyunu)
- Şarkıcı Kız (Tiyatro oyunu)
- Kral Oidipus Yazarını Yargılıyor (Tiyatro oyunu. Tarih: 1988)
- Lenin’in Ülkesinde Neler Oluyor? (2005)
- 33 Gün Savaşı (Haziran 2008)
- 22 Gün Savaşı (Mayıs 2010)
Yiğitlik, silahları ile karşı karşıya düşmüşlerin arasında elle tutulmaz. Karşı karşıya düşmüşlerin kaçınılmaz yasasıdır;

Yiiğitlik, insana yaraşırlık birinde kalacaktır...
Halkın afyonudur din. İnsafsız ve merhametsiz bir dünyanın ruhu, baskı altında tutulan zavallının nefes borusudur. Dine karşı çıkmak, onunla savaşmak, bu merhametsiz dünya ile dolaylı bir biçimde savaşmaktır.
Daha 1845'lerde ünlü bir İngiliz sanaycinin dediği gibi;
"Eğer biz sömürgeciliği tam zamanında keşfedememiş, bunun temellerini
kendimizde oluşturamamış olsaydık, kendi ülkemizdeki
zenginlikleri ve demokrasiyi kesinlikle gerçekleştiremezdik . . . "
Batı kapitalizmi 150 yıldan beri saltanatını başkalarının açlığı,
sefaleti, geri kalmışlığı pahasına sürdürmektedir ve Üçüncü Dünya
Ülkeleri'ne askeri darbelerden, dolar düzenlemelerinden başka
verebileceği hiçbir şeyi kalmadığını yaşanan olaylarla her gün
daha açık kanıtlamaktadır. '71'liler yalnız bizim şehitlerimiz değildir,
üçüncü dünya halklarının da . . . Güneylilerin de şehitleridir
. . . Kendi güncelliklerinde küçük hesaplar içindeki çok kişiye
abartılmış bir sav gibi görünse bile . . .
Karşındaki salt düşman değil, sana düşman olan bir insan. Her yönden geçerlidir onun bir insan oluşu.
Sinan'ın radyoda öldürüldüğü haberini duyduklarında ilk kez derin bir sarsıntı geçirdiklerini söylüyordu, o zaman Mahir balkona fırlamış, halka karşı;

-Yoksul halkımız! sizin için dövüşüyoruz, sizin için. Sizler ve çocuklarınız için, bağımsız Türkiye için!

diye haykırmıştı. O gece sabaha dek bağımsızlık türküleri söylediler...
Olanaklarınız varsa tutsak almalısınız o kişiyi. Tutsak alma olanağı varken bir insanı öldürmek, koşullar ne olursa olsun bir cinayettir.
Okulda olması, şu anda salt kendine özgü odasında bol ışıkla derslerine çalışması gereken çocuk, sapsarı Benziyle ustasına senin tabutunun çivilerini uzatıyor.
Kendi kurtuluşları için ölmüş bir insanın tabutunu hazırladıklarının uyanıklığında mı bunlar?
-Karşımdaki insan değil kumandanım, düşman.

diyen sesin doğrultusu bir türlü gitmiyor. Bu surat kuşaktan kuşağa, bu surat dönemden döneme, silahlı eğitime alınan gençlerden geçe geçe sonunda Sinan'a kurşun sıkan kişinin suratında çerçevelenip kalıyor.
Lenin köylüler için şöyle demişti;

“biz devrim için savaşırken, köylülerin büyük bir bölümü efendilerinin kurtulması için kilisede dua ediyorlardı.”
Dost, biz hazreti Ali'den beri biliriz ki; zulüm sadece silahla değil, merhametin, demirci körüğüne benzeyen yürekliliğin karşısında gücünü kökünden yitirir ve de bir gün iyi yüreklilik, yiğitlik çok küçük bir zorlama ile ötekini yerle yeksan eder.
674 syf.
·1 günde·10/10
Birgün Bile Yaşamak, 1917 Rus Devrimi ( Şubat ve Ekim Devrimleri'yle Troçki'nin sürgün edildiği döneme kadar olan tarihsel süreç olarak ) üzerine kaleme alınmış tarihi bir roman.

Yazarı Orhan İyiler'in okuduğum tek kitabı olmasına rağmen herhalde yazmış olduğu en iyi roman diyebileceğim kitabıdır sanırım. Çünkü bu kitabı daha önemli kılan bir nedeni var: Rus Devrimi'nin bir Türk yazar tarafından böylesine sürükleyici, akıcı ve etkileyici anlatılmış olması.

Kitapta dönemin önemli isimleri, olayları, yayınları ve afişlerine varana kadar çoğu şeyi görme olanağınız var. Ayrıca bütün bunları da o zamanın mektupları, konuşmaları ve diğer belgeriyle desteklenmiş olarak okuduğunuzda - bazı bölümler doğrudan bu belgelerden alıntılarla oluşturulmuş - etkisi bir kat daha artıyor. ( Kitabın sonunda her bölüm için ayrılmış bir kaynakça da var ayrıca.)

1905 Kanlı Pazar Olayı ile başlayan roman, işçilerin Lenin ve Troçki önderliğinde Putilov ve Putilov gibi fabrikalarda örgütlenişiyle Şubat Devrimi ile devam ediyor. Daha sonra Şubat Devrimi'nin, Çarlık'tan sökülerek alınan rejimin küçük burjuva ve kulaklara kaptırılmasını okuyor ve Ekim Devrimi'ne geçiyorsunuz. Buraya kadar yaşanan zorlukları yoğun bir şekilde satırlara geçiren yazar, ardından Devrim'in sürmekte olan Dünya Savaşı'na ve en büyük düşman kapitalist düzene karşı nasıl korunduğunu yaşatır gibi anlatıyor. En sonunda ise Lenin'in ölümü ile Rabrkin deneyimleri ile güçlenen Stalin'in Troçki'yi nasıl öldürmeye çalıştığını izliyorsunuz. Yine en son kısımda Stalin'in aslında Troçki'yi ülke sınırlarında öldüremeyeceğini anladığını ve Troçki'nin yönetime geçebilecek kadar güçlü olduğu halde bunu yapmadığını görüyorsunuz.Troçki'nin - Isaac Deutscher'in Troçki biyografisinde kapak yazısında okuduğum gibi - çağımızın en büyük devriminde nasıl silahsız olarak galip geldiğini, daha sonra ise zafer kazanmış, zırhının altında ezilen silahlı bir komutan olarak sürgünüyle kitap son buluyor... ve tabii ki baş kahramanımız Georgi Vasiliyeviç'in ölümü ile.

Bu tarihsel olayların yanında yukarıda bahsettiğim baş kahramanımızın öyküsünün de bu tarihsel olaylar içinde bir sarmal olarak verildiğini de belirteyim. Katyuşa ile olan aşkı, işçilerle olan diyaloğu, eylemlerde aldığı görevler, ailesiyle daha doğrusu babasıyla yaşadığı büyük ayrılık - sanırım Şubat Devrimi sonrası -...

Ve Vasiliyeviç'in hapisanede kaldığı sürede Zahar'ı (Oblomov'dan bildiğimiz Zahar Trofimiç'i) göreceksiniz. Oblomov'dan yani efendisinden sonra bir iş bulmuş şekilde.

Rus Devrimi hakkında tarihsel olarak bilgi edinilebilecek ve olayların anlaşılmasını sağlayacak bir kitap olarak ilk okunması gerekenler arasında gösterebilirim.

(İlk inceleme için biraz düşündüm, farklı bir kitabı da yapabilirdim. Yabancı, Dönüşüm gibi kitapları yapardım belki. Ama kararsızlığım yüzünden bu kitaplardan birisini yapmadım. Ayrıca kitabın siteye eklenmesi için istek yolladıktan sonra bu inceleme de iyi oldu sanıyorum. İyi okumalar!)

Yazarın biyografisi

Adı:
Orhan İyiler
Unvan:
Türk devrimci yazar
Doğum:
Edremit, 1935
Ölüm:
İstanbul, 25 Şubat 2011
1935 yılında Edremit’te doğan Orhan İyiler ilkokul döneminde yazar olmaya karar vermiş ve tüm yaşantısını bu amacı doğrultusunda yönlendirmiştir. Lise döneminde aldığı Fransızca eğitimini kendi çabalarıyla geliştirmiş ve ölünceye kadar Fransızca kaynaklardan düşünsel faaliyetlerinde kapsamlı olarak yararlanmıştır. Marksist-Leninist hareketin kadroları tarafından mutlaka bir yabancı dil bilmenin ve dünya komünist hareketi ile entegrasyonun önemini hayatının her döneminde dile getirmiştir.

Ortaokul ve lisede yazdığı hikayeler çeşitli dereceler almış, okulda yapılan törenlerde hitabet yeteneğiyle öne çıkmıştır. İstanbul Hukuk Fakültesi’ni ikinci sınıfta, yazarlığına ve diline olumsuz etkisi olduğuna inanarak radikal bir kararla terk etmiş, ardından tiyatro yazarlığında yoğunlaşmıştır. 1965’te büyük başarı kazanan Şarkıcı Kız oyununu bir yıl boyunca kaldığı Elazığ’ın bir köyünde yazmıştır. Bir dönem Şehir Tiyatroları’nda Muhsin Ertuğrul’un asistanlığını yapan Orhan İyiler, tiyatro ortamında yaşadıklarından “asıl tiyatronun tiyatroda yapılmadığı” sonucunu çıkararak bu ortamı bilinçli olarak terk etmiştir.

Türkiye İşçi Partisi üyesi olan ve partinin kültür kolunda önde gelen çalışmalar yaparak Kartal İşçi Tiyatrosu’nu kuran Orhan İyiler’in yazarlık macerasında dönüm noktası yakın aile dostu olan Adnan-Nazife Cemgil’in sevgili oğulları Sinan Cemgil’i Haziran 1971’de Adıyaman’ın Gölbaşı İlçesi İnekli köyünden alma yolculuğudur. “Seni Nurhak dağlarında bütün güzelliğinle görünce ben şimdiye kadar yaşadığım her şeyin nasıl az değerli olduğunu kavradım. Benim hayatımı değiştirdin. Artık hep senin, yoldaşlarının savaşımındaki gerçekliğe kendi yazım yeteneğimi açtım.” Bu yolculuğu anlatan Öldükleriyle Kalmadılar ilk baskısını 1978’de yapmıştır. 6. baskısı ise Ekim 1999 da yapılmıştır.

Yaşamını sürdürebilmek ve kızıyla birlikte manevi kızına bakabilmek için 1970-1983 yılları arasında küçük bir iplik atelyesi işletmiştir. Bu yıllar boyunca otobüste, vapurda okuyarak, geceleri sadece 3-4 saat uyuyarak kararlı ve dirençli bir aydın olarak yaratıcı çalışmalarına devam etmiştir. 4 Nisan 1989’da güncesine yazdığı gibi; “Yaşamın akışına yanlış yaşayıp ölmemek gerek! ‘Yanlış YAŞAM’ Hiç düzeltilemeyecek bir hesaptır ‘yanlış yaşamak’”. Türkiye sol hareketinin ideolojik ve güncel sorunlarına, cezaevlerinde yatan, şehit düşen tüm devrimcilere duyduğu büyük saygı ve bağlılıkla devam eder.

17 - 23 Ekim 1990 arasında katıldığı Doğu Anadolu gezisinde, bölgedeki Kürt halkının sorunlarını birinci ağızdan dinleme, bölgede devletin uyguladığı faşist yöntemleri gözlemleme ve Kürt solu ile görüşme imkânı bulur. “Diyarbakır-Mardin-Midyad-Nusaybin-İdil-Cizre-Silopi-Şırnak-Uludere-Gercüş-Hasankeyf-Batman-Diyarbakır bölgesinde iki gün süreyle bulunduk. Ekibimizde Cumhuriyet gazetesinden Şükran Ketenci, ozan Refik Durbaş, sinema sanatçısı İlyas Salman, Hale ve Mustafa Lütfi Kıyıcı’lar, Bilgesu Erenus, Zihni Anadol, Gürkan Rişvanoğlu ve ben vardım.” 25 Ekim 1990’da bir basın toplantısı ile izlenimlerini basınla paylaşırlar. “Doğu Anadolu’da yaşayan Kürtler üzerinde gözlemlediğimiz baskılar TC’nin İsrailleşmesini, Kürt halkının da Filistinlileşmesini kaçınılmaz bir sonuç olarak çok kısa bir sürede önümüze getirecektir. ‘Savaşa Hayır - Irkçılığa Son’ belgesini kitleleştirme olanağı bulabilirsek utanç verici tabloları görmekten kendimizi kurtarabiliriz diye düşünüyorum.” (Günceler, 26 Ekim 1990). Bu geziden “yeryüzü yaşamı”nın son anlarına kadar özlemle bahseder.

Tiyatro, politik roman, açık mektuplar, radyo sohbetleri yazarın denediği anlatım biçimleridir. Ayrıca çeşitli politik dergi ve gazetelerde makaleleri yayınlanmıştır.

Orhan İyiler 25 Şubat 2011’de bir süredir yakalandığı kanser hastalığı nedeniyle aramızdan ayrıldı. Bir devrimcinin deyişi ile “Öldükleriyle Kalmayanlar”ın arasına katılan Orhan İyiler’in bağımsız Marksist tutumu ve eserlerinde sergilediği yaşama asla teslim olmayan dik duruş onu tanıyan herkesin kabul ettiği bir özelliktir. Başta kendisi olmak üzere, onurlu insan kişiliğini ve sol hareketi didik didik eleştirmesi ve son nefesini verinceye kadar Lenin’e ve tüm Leninistlere duyduğu büyük inanç ve mütevaziliği onun kişiliğini ve sanatçılığını tanımlayan en önemli özellikler olarak daima aklımızda kalacaktır.

Basılmış olan eserleri şunlardır:

Generaller Kışında Yaşam Kaynakçaları (1989): 12 Eylül dönemindeki Danışma Meclisleri, Sıkıyönetim Mahkemeleri, Anayasaları ve öteki apoletli korporasyonlarıyla generaller yönetiminin insanlarımız üzerinde yarattığı dehşeti ve insanlarımızın hayata tutunma noktalarını Generaller Kışında Yaşam Kaynakçaları adını verdiği öykülerinde Mimar Ali’nin, Cezmi Bey’in, Sakallı Hurşit’in, Odasını Boyayan Adamın yaşamlarıyla tarihin belleğine kazımıştır.

Körfezin Kutsal Adakları (1991): Basra Körfezi Arap İşbirliği Konseyi’ni oluşturan 6 Arap Devleti tam bir “burjuva toplulukları” biçiminde yaşarken, öteki Arap halk tam bir “proleter uluslar” olarak yaşamaktadır. Orhan İyiler bu kez odağına Saddam rejimini, Kuveyt’e nasıl saldırdığını, sonrasında Birinci Körfez savaşı şeklinde gelişen savaşı, bunun İsrail ve batının entegre olmuş dünya burjuvazisi ile ilişkilerini açık biçimde sergiler.

Birgün Bile Yaşamak (1992): Orhan İyiler’in bir başka kült eseri olan Birgün Bile Yaşamak 80’li yılların başında basıma hazır olmasına rağmen ancak 1992’de basılabilmiş ve bir çok insanın başucu kitaplarından biri olmuştur. “Torunlarımız kapitalist çağın kalıntılarıyla belgelerini büyük bir merakla izleyecekler. Nasıl olur da özel kişilerin ellerinde bulunabilir yiyecek-içecek maddelerinin alım satımı; fabrikalar ve işletmeler nasıl olur da özel kişilerin ellerinde bulunabilir... Bir insan başka bir insanı nasıl sömürebilir; çalışmadan nasıl sırtüstü yaşayabiliyordu birtakım insanlar? İşte tüm bunları kafalarında canlandırmakta zorluk çekecek torunlarımız.” Lenin’in 1919’un 1 Mayıs’ındaki bu sözleri bir düş müydü? Birgün Bile Yaşamak 1917 Bolşevik devriminin; devrim öncesi dönemdeki politik hareketleri, Rus halkının tüm katmanlarının sosyo-ekonomik ve psikolojik özelliklerini, devrim öncesi ve sonrasının altyapı ve üstyapı kurumlarının oluşturulmasında Bolşevik kadroların tartışmalarını ve Lenin’in Bolşevik Parti’de kurmaya çalıştığı demokratik-merkeziyetçilik ilkesinin politik, lirik bir destanıdır.

Yeni Dünya Gerçeği (1996); Dünya burjuvazisinin suçüstü dosyalarını anlatır. Kolektivist sistemlerin 10 Kasım 1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılması sonrası kapitalist restorasyonlarını, bu sürecin Doğu Avrupa’da, Yugoslavya’da oynadığı oyunları, özelleştirmenin dünyadaki genel felsefesi ve uygulamalarını, Afrika’da Cezayir içsavaşı ve 20. yüzyılın en büyük kitlesel katliamlarından olan Ruanda olaylarını, Ortadoğu’daki petro-dolar şeyhliklerinin fakir halkları üzerindeki sömürülerini ve acımasızlıklarını kanıtlarıyla birlikte anlatır.

Devrimci Ado’nun Ölümsüzler Katında Yargılanması (1998): BİO ülkesinde generallerin hükümet darbesiyle gerçekleştirdikleri faşist yönetime karşı devrimci direnişte vurulup şehit olan ADO, ölümsüzler katına ulaşır. Ölümsüz Yargıçları Ado’nun şehitliğini onamada ikirciliğe düşüren, ölümsüzler katında derin bir kargaşaya neden olan yaşam dialarındaki ADO GERÇEĞİ nedir?

Sana 21. Yüzyıl Raporumu Sunuyorum (2005): 11 Eylül saldırıları Dünya Burjuvazisi Konfederasyonu’nca, bilerek sinsice hazırlanmıştır ve de 21. yüzyıl gerçeğinin asıl bu olduğunu ortaya koymuştur. Orhan İyiler 11 Eylül’den itibaren Batı basınını, siyasî ve askerî yöneticilerini ve askerî-siyasî haber alma örgütlerinin belgelerini dikkatlice izleyerek, bu saldırıların tüm dünya halklarına karşı başlatılan bir dünya savaşının bizzat Batı tarafından kendi insanlarını öldürerek hazırlanmış bir komplo olduğunu anlatır. Eseri 2003’te biter ama 2005’te basılabilir. Aradan geçen süre bu tespitlerinin doğruluğunu Wikileaks denilen belgelerle, ayrıca ABD ve İngiltere’de burjuva demokrasisinin izin verdiği ölçüde kurulan “sözde” soruşturma, araştırma komisyonlarında o dönemin sorumlularınca, nasılsa yargılanmayacaklarını bildikleri için rahatça açıklanmıştır.

Danilov Manastırı’nın Çanları (2007): ÇANLAR’ın kapsadığı dönem 20. yüzyılın bitimine doğru gezegenimizdeki o müthiş politik depremin sosyalist sistemleri yerle bir ettiği dönemi kapsıyor. 1991’de tüm Varşova Paktı ve Sovyetlerde özgürlüklerin simgesi çanlar uğultusuna insan hakları, özgür pazar ekonomisi ilahileri de katılınca 70 yıllık uygulamanın sonucunda sosyalist sistemler depremin sarsıntılarına dayanamayarak çöküp gitti. Ne ki, işin bu kadar kolay olmadığını Danilov Manastırı’nın Çanları okuru tüm boyutlarıyla kavrayacaktır. “Sosyalistlerin Birliği” konusunda 1989’da yapılan Kuruçeşme Toplantıları için hazırladığı bildiriler günümüz için de son derece önemli Leninist Parti ilkelerini detaylandırır.

Generallerin Zabıt Varakaları (2008): Günce tutmak onun yazarlığının bir başka yanı olmuştur. 12 Eylül faşizminin yarattığı ortamda o her şeyi kaydetmiştir defterine. Bu kayıtlarının bir bölümü Generallerin Zabıt Varakaları olarak Aralık 2008’de Devrimci 78’liler Federasyonu tarafından kitaplaştırılmıştır. Basılmamış güncelerinin hazırlanmasına devam edilmektedir. Kendi anlatımıyla “Günceler’i okuyanlar günümüzde felsefe, politika sapmalarına karşı nasıl doğru ve Marksist bir çizgi izlendiğini görmekte zorluk çekmeyeceklerdir diye düşünüyorum.” (08.12.2010)

Aklın Lirizmi (2011): “Aklın tanımı yaşamı analiz etmek, bilinçlendirmektir belki de. Çok kez gözden kaçırılan, aklın bu çabasının duygusallıktan arınmış bir lirizmi olduğunu kavrayamamamızdır. Aslında bu lirizm duygularımız kadar etkilidir. Belki de ondan da yoğun. Aklımızla kavradığımız her şeyde bu lirizmin varlığını çok kez unuturuz.” Aklın Lirizmi Orhan İyiler’in yayınlanmış kitaplarından ve hiç gün yüzüne çıkmamış güncelerinden oluşuyor.

Basılmamış Eserleri:
- Günceler
- Yitik Köpek (Tiyatro oyunu)
- Şarkıcı Kız (Tiyatro oyunu)
- Kral Oidipus Yazarını Yargılıyor (Tiyatro oyunu. Tarih: 1988)
- Lenin’in Ülkesinde Neler Oluyor? (2005)
- 33 Gün Savaşı (Haziran 2008)
- 22 Gün Savaşı (Mayıs 2010)

Yazar istatistikleri

  • 13 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 9 okur okuyacak.