Paul Reps

Paul Reps

0.0/10
0 Kişi
·
2
Okunma
·
0
Beğeni
·
334
Gösterim
Adı:
Paul Reps
Unvan:
Yazar
Tendai okulu öğrencileri, Zen Japonya'ya gelmeden önce de meditasyonu bilirlerdi. Bunlardan dört sıkıfıkı arkadaş, yedi gün birbiriyle konuşmamaya ant içerler.
Birinci gün hepsi sessizdir. Meditasyonları kusursuz bir başlangıç yapmıştır. Ne var, gece gelende lambaların yağı bitip de oda kararanda, öğrencilerden biri kendisini tuta­maz, seslenir bir uşağa: «Yağ koysana lambaya!»
ikinci öğrenci birincisinin konuşmasına şaşar, «Hani konuşmayacaktık!» diye atılır.
«İkiniz de aptalsınız. Neden konuştunuz?,. derken üçün­cüsü, Konuşmayan bir ben kaldım.» demez mi dördün­cüsü!..
Komşuları, Zen ustası Hakuin'i sade bir yaşam sürdüğü için severler, överlermiş. Ustanın yakınlarında, anası ve babası bakkal dükkanı işleten güzel bir Japon kızı oturmaktadır. Bir gün, ana ve babası, kızın gebe olduğunu öğrenirler. Öfkelenirler. Kız bir türlü erkeğin kimliğini açığa vur­maz. Ama. epey sıkıştırmadan sonra, Hakuin'in yaptığım söyler. Küplere binen ana ve baba, ustaya koşarlar. Hakuin, onları dinledikten sonra, •Öyle mi?» der, başka bir şey de­mez. Çocuk doğunca Hakuin'e götürülür. Saygın Zen ustası artık ününü yitirmiştir. Aldırış ettiği yoktur. Çocuğu çok iyi yetiştirir. Komşularından süt ile küçüğün gereksindiği her şeyi sağlar. Ertesi yıl genç ana dayanamaz. Ana ve babasına ger­çeği, küçüğün babasının balık pazarında çalışan bir deli­kanlı olduğunu anlatır. Kızın ana ve babası Hakuin'e koşarlar, uzun uzadıya özür dilerler; bağışlanmalarını ve çocuğu geri vermesini is­terler.
Hakuin ses çıkarmaz. Çocuğu uzatırken. Öyle mi: der. başka bir şey demez.
Yamaoka Tesshu genç bir Zen öğrencisiyken, usta değişti­rir durur. Sıra Shokoku'lu Dokuon'dadır.
Yamaoka, ustaya kendi eriştiği çizgiyi sergilemek ister: Tin, Buda, ölümlü varlıklar ... gerçekte bunlar yoktur kit Görüngünün gerçek doğası boşluktur. Erişme yoktur, ha­yal yoktur, bilge yoktur, bayağılık yoktur. Verme diye bir şey yoktur, ne de alınacak bir şey . . .
Sessiz sessiz çubuğunu tüttüren Dokuon öyle durur. Birden çubuğunu Yamaoka'nın kafasında. kütletir. Deli­kanlı kabarır. Dokuon sorar: Mademki yoktur bir şey; nerden çıktı bu öfken? ..
İki keşiş bir bayrağa bakıp tartışmaktadırlar. Birisi: «Bayrak dalgalanıyor.» der.
Öteki: «Yel esiyor.» der.
Altıncı pir oradan geçmektedir. Ve onlara şöyle den Yel değil, bayrak değil, zihnindir dalgalanıp esen.
Mumon'un :yorumu: Altıncı pir ne demiş: «Yel esmiyor, bay­rak dalgalanmıyor. Zihnin dalgalanıyor, esiyor.• demiş. Ne demek istemiş acaba? Bunun özüne varabilirseniz, oracık­ta demir almaya çalışırken altınlara konan o iki keşişi gö­rürsünüz. Altıncı pir o iki kaz kafayı görmeye katlanamamış da zengin edivermiş onları.
Yel, bayrak, zihin eser.
Bunların anlamı bir.
Açılınca ağzımız;
Yanlışlık başlayıverir.
T'ang soyu çağının Çinli ustası Zengetsu öğrencilerine ba­kın ne öğütler döktürmüş: Yeryüzünde yaşamak ama yeryüzünün tozuna bulaşıp bağımlılık oluşturmamaktır gerçek Zen öğrencisinin yolu.
Birisinin iyi bir hareketine tanık olduğunda, onu örnek almak için kendini yüreklendir.
Bir başkasının yanlış hare­ketini duyarsan, ona benzememeye çalış.
Karanlık bir odada yalnız başına olsan da karşında soy­lu bir konuk varmış gibi davran. Duygularını açığa vur, ama gerçek yaradılışındakinden fazlasını ifade etmek için çabalama.
Yoksulluğunu hazine say. Kolay yaşamla değiş tokuş etme onu.
Bir kimse alık gözükebilir, ama belki de öyle değildir.
Bilgeliğini korumak olabilir amacı, salt. Erdemler, özdüzencenin ürünüdür; yağmur ya da kar gibi kendiliğinden düşmez gökten yere. Alçakgönüllülük tüm erdemlerin temelidir.
Bırak kom­şuların keşfetsin seni, sen çabalama göstermeye kendini. Soylu yürek öne sürmez kendini.
Sözcükleri nadir inci­ler gibi seyrek görülür; değerleri çok yüksektir: İçtenlikli bir öğrencinin her günü kutlu gündür.
Za­man yürür ama, o geri kalmaz. Ne utku ne de utanç, öyle­sini sarsamaz. Kendini suçla; başkalarını değil! Doğruyu yanlışı tar­tışma! Kimi şeyler, doğru da olsa, kuşaklar boyunca yanlış sayılmışlardır. Doğruluğun değeri ortaya yüzyıllar sonra çıkabileceği için, birdenbire anlaşılma özlemine gerek kal­maz.
Yaşamında erek olsun! Ama sonuçlan, evrenin ulu ya­sasına bırak.
Her gününü dingin düşünceyle geçir.
Tangen çocukluğundan beri Sengai'yle sürdürmüştür uğra­şını. Yirmisinden sonra öğretmeninden ayrılmak, biraz da başkalarını tanımak ister; ama Sengai izin vermez. Konuyu her açışında Tangen tokadı yer.
Sonunda Tangen, Sengai'den izin koparması için eski­lerden bir öğrenciye yalvarır. O da ağalığını gösterir. Sen­gai'yle görüştükten sonra döner, Tangen'e bilgi verir: «Se­vin Oldu bu iş. Artık yolun açıktır ...
Tangen gidip, izin verdiği için, Sengai'ye teşekkür eder. Ustanın yanıtı bir tokat daha atmak olur.
Tangen öğrenci ağasına duyurunca bu olanları, öteki: "'Ne oluyor be! Sengai dün olur dediğine bugün nasıl olmaz der? Gidip bir görüşeyim.··" der. Ustaya çıkar.
«Durum değişmedi ki!» der Sengai, «Yalnızca, son bir şaplak atayım dedim yanacığına. Çünkü dönünce aydınlan­mış olacak. Nasıl vururum bir daha ona?»
Bir yanıt: İnayet Han'ın anlattığı bir Hint öyküsü vardır. Bir balık gider balıklar ecesine, ve sorar: «Hep deniz deniz derler - işitir dururum. Nedir Allahaşkına şu deniz? Ner­de bulunur?
Balıklar ecesi açıklar: «Varlığın deniz.dedir senin; için­de yaşıyor, devinip duruyorsun ya! İçin dışın deniz senin. Denizdir seni oluşturan, ve denizdir sonunda dönüşeceğin. Kendi varlığın gibi çevirmiştir seni deniz.
Meiji döneminde (1868-1912) Japon usta Nan-in, Zen ince­lemeleri yapmaya gelen bir üniversite profesörünü karşılar. Nan-in, konuğuna çay sunar. Profesörün fincanını do1-durur, ama durmaz. Çayı fincana döker de döker. Konuk profesör taşan çaylara bakadurmaktadır. Bir süre sonra, kendini tutamayıp, boşalır: «Taştı! Artık almc.z kil» «Bu fincan gibi,. der Nan-in, «sen de kendi düşüncele· rin, kurgularınla dolusun. Önce fincanını boşaltmazsan, sa­na Zen'i nasıl gösterebilirim ki? ..
Zen ustası Ryokan bir dağ eteğindeki küçücük barınağın­da tek başına yaşamaktadır. Bir gece evcağızına hırsız gi­rer; ne ki, hırsız ortalıkta çalacak bir şey bulamaz. Ryokan evine dönünce hırsızı orada görür. «Uzun yol­dan gelmişsindir buralara,,. der hırsıza, •eli boş dönmek olmaz. Giysilerimi al, sevinirim. Armağanım olsun sana.» Hırsızın tersi döner. Giysileri aldığı gibi sıvışır. Ryokan çırçıplak oturur, aya bakar. ·Yazık garibe, .. der dalınç içinde, ene olurdu şu güzel ayı verebilseydim onal•
Varlıklı bir kişi Sengai'den, ocağına sürekli gönenç getir.:. sin diye bir yazı yazmasını ister. O yazıyı kuşaktan kuşağa özenle saklatacağım söyler.
Sengai koskoca bir kağıt bulup yazar: «Baba ölür, oğul ölür, torun ölür."
Varsıl öfkelenir. «Soyumun mutluluğu için yaz!,, dedim sana. Kalkmış dalga geçiyorsun benimle!»
«Dalga geçesim yoktur." diye açıklar Sengai, «Sen ken­din ölmeden önce oğlun ölecek olursa, bu seni çok üzer. Eğer torunun, oğlundan önce göçerse, ikiniz birden yıkılır­sınız. Ama senin soyun, gelecek kuşaklar boyunca, yazdığım sırayla ölürlerse, yaşamın doğal akışı olur bu. Gönenç diye buna derim ben.»
Yazara henüz inceleme eklenmedi.

Yazarın biyografisi

Adı:
Paul Reps
Unvan:
Yazar

Yazar istatistikleri

  • 2 okur okudu.
  • 2 okur okuyacak.