Hz. Peygamber döneminden itibaren yayılmaya başlayan İslam dini; Yahudi, Hristiyan ve Mecusiler tarafından da benimsenmişti. İhtida yolu ile Müslüman olma hareketlerine, fetih faaliyetlerine ve siyasî hâkimiyete bağlı olarak İslamiyet; Suriye, Filistin, Irak, Mısır ve Kuzey Afrika, Endülüs, İran, Horasan, Türkistan, Kafkaslar ve Hindistan'a kadar geniş bir sahaya ulaşmış, bu süreç içinde birçok farklı din mensubu İslamiyet'i seçmişti. Eski inançlarını bırakıp İslam'a giren insanların bir kısmı, yeni dinin temel esaslarını kısa zamanda kabul ederken bir kısmı bunu uzun bir zamanda özümseyebilmiş; bazıları da gerçekten inanmadığı hâlde inanmış gibi görünerek intikam almak için çeşitli hesaplar içine girmişti. İslam'ı benimseyenler de yeni inanç ve düşüncelerini eski inanç ve geleneklerinin etkisinde kalarak oluştur-maya çalışmış; sonuçta bu sebepler de bazı fırkaların oluşmasına yol açmıştır.
İtikadî mezheplerin oluşmasında bunların dışında gerekçeler de bulunabilir. Ancak her ne kadar dinin temel kaynakları mevcut olmuş olsa da insanların kaynakları algılayış biçimi, farklılıkların oluşmasında temel bir etken olmuştur. Bu tür ayrışmalar her dinde hatta her görüşte mevcuttur. Zira bu durum, düşünen insanın doğal bir yansımasıdır.