Belçika' daki Şirket ofisinin bekleme odasının kapısında Marlow örgü ören iki kadın görür; kaderinin uğursuz öngörüleri, uyurgezerler, insan benliğinin içindeki (veya dışındaki) yabancı. Masanın üstünde başka bir harika vardır, "gökkuşağının tüm renkleriyle bezenmiştir" ve sarı renkli işaretlerle Marlow'un gideceği yer bellidir. Afrika'nın "tam göbeğinde" nehrin (bir yılan gibi) büyüleyici ve ölümcül göründüğü yere gidecektir Mar low. Şirket'le sözleşme imzalarken yaşadığı uğursuz ve netameli an sanki bir tür komplonun içine itilmiş gibi hisseder kendini:
"Morituri te salutant" ' Marlow'u muayene eden doktor bile deli çıkar, bir nevi kafatası avcısıdır, bize bilimle uygarlığın sözde evriminin kendi yozlaşmasını içinde barındırdığını anımsatır. Ticaret şirketi modern başarının zirvelerinden biri, ussal kontrol ile uygarlık "fıkri"nin başlıca örneği kabul ediliyorsa o halde görün düğü gibi hatta kendisinin olduğunu düşündüğü gibi olmayabilir.
Aynısı doktorun muayenehanesinde kararsız kalan Marlow için de geçerlidir. Sırf tedirgin değildir, varoluşsal bir kaygı içindedir, sıkıntılıdır, henüz bir hastalık kapmamış olsa da adeta kendinden başka birine, bir "sahtekar"a dönüşmektedir.