Samet Doğan

Samet Doğan

8.9/10
16 Kişi
·
46
Okunma
·
11
Beğeni
·
926
Gösterim
Adı:
Samet Doğan
Unvan:
Türk Gazeteci, Yazar
Doğum:
Yozgat, Türkiye, 1988
1988 yılında Yozgat’ın Sorgun ilçesinde dünyaya geldi. Liseyi bitirdikten sonra Şam’da Arapça öğrenimi gördü. 2010 yılında gazetecilik yapmaya başladı. Suriye başta olmak üzere, Ortadoğu ve Afrika’da birçok ülkede savaş muhabiri olarak çalıştı. Edebiyata küçük yaşta ilgi duymaya başladı. Gazetecilik mesleğinin yanı sıra edebi metinler de kaleme aldı. Yazı ve hikayeleri muhtelif dergi ve gazetelerde yayımlandı.
Her şey yolundaydı. Hatta gökyüzünde asılı duran helikopter bile yerindeydi. Uçaklar hala şehri bombalıyor, insanlar ölmeye devam ediyordu.
O sırada bütün bu gürültüyü bastıran bir ağıt başladı caminin megafonundan.Bu, ölüler için okunan salaydı.Müezzin öyle hüzünlü, öyle ağlamaklı okuyordu ki başımı duvara yasladım, salaya yaslandım.Sala ağlıyordu, minareden şehrin dört bir yanına yayılıyordu,ses dalgalanarak gökyüzünde kayboluyordu.Salanın sonunda, müezzin alışık olduğumuz gibu ölmüş kişinin ismini söylemedi.Ölmüş kişilerin isimlerini okumaya başladı.Ölülerin listesi uzundu.Kimisi çocuk, kimisi yaşlıydı.Liseli kızdan, ayakkabı tamircisinie kadar onlarca isim saydı.Artık Suriye de okunan salalarda, ölülerin isimleri yirmişerlik listeler halinde okunuyordu.
"Dünyada bildiğim tek gerçek, kimsenin bir başkasının acısını hissetmediği ve hatta umursamadığıydı. Şairin dediği gibi, ' insanlar hangi dünyaya kulak kesilmişse öbürüne sağır ' dı."
"Ölüm burada ne kadar da hızlıydı. Hatırlıyorum… Mahallemizde bir cenaze olduğunda en az bir hafta yas tutulurdu. Bir hafta boyunca ölüm korkusu hepimizi, özellikle de ihtiyarları tedirgin ederdi. Herkesin yüzüne ölümün soğukluğu yerleşirdi bir süre için. Şimdiyse, önümde yıkılıp giden, hem de parçalanan insanları görüyor ve bundan etkilenmemeye başlıyordum. Ölüm anlık ve rutin bir hadiseydi. Ne yapılması gerekiyorsa hemen yapılıyor ve savaş kaldığı yerden devam ediyordu. Yas tutacak zaman da yoktu zaten. Alışmanın akıl almaz gücü beni şaşkına çeviriyordu."
Şu anda dünyanın dört bir yanında kimileri ağlıyor, kimileri kahkahalar atıyor olmalıydı. Ne tuhaf şey! Burada silah sesleri arasında yükselen feryatlar, ölüm çığlıkları kimin umurundaydı? Dünyada bildiğim tek gerçek, kimsenin bir başkasının acısını hissetmediği ve hatta umursamadığıydı. Şairin dediği gibi, "İnsanlar hangi dünyaya kulak kesilmişse öbürüne sağır"dı.
Samet Doğan
Sayfa 148 - Profil Kitap
Konteyner odada elektrikli sobanın dibinde hergün perişanlığın , tükenmişliğin haberini yazıyordum. Hasan Abi arada çektiğim fotoğraflara bakıp , "yaz koçum , yazda Şu halimizi dünya duysun " diye dertleniyordu. Dünyanın bir şey duyduğu , duymak istediği yoktu ama yine de yazıyordum.
Farkedilebilir ki artık kitaplara inceleme yazmıyorum. Kitap bitince iç muhasebemi yapıyorum, belki birkaç yere bir şey karalıyorum ve bitiyor. Fakat bu kitap biraz farklı. İlk çıktığı günden beri okumayı istediğim ve okumaya başladığımda sanki baskısı çıkalı 1 yıl değil de daha fazla olduğu için suçluluk duygusu hissettiğim bir kitap.

Bu kitapta son zamanlarda en çok karşımıza çıkan bir mesele var. Kimimizin iç sıkıntısı, kimimizin banane dediği bir savaş. Kimimiz sadece haberlerden takip ediyor, kimimiz o haberleri yapmak için savaşın orta yerine gidiyor. Nereden tutsak ortada acı var aslında. Bölünmüş aileler, kayıplar vermiş aileler, çocuğunu kollarında kaybetmiş babalar, anneleri gözlerinin önünde ölmüş çocuklar... Daha acısı olamaz diyor insan okurken, izlerken ve yaşarken...

Samet Doğan; gazeteciliğinin en hızlı evrelerini Suriye'de savaş muhabirliği yaparken geçirmiş bir abimiz. Bu yüzden olsa gerek kitap size suni bir acıyı anlatmıyor, bilakis o an onları yaşıyormuş gibi okuyorsunuz. Ben Suriye meselesinde biraz duygusalım veya şöyle diyelim hassasım. Kişiliğini bildiğim, muhabbetimizin olduğu insanlarda dikkat ettiğim bir husus. Ne diyor, ne düşünüyor diye sorarım veya ne demiş diye bakarım. Bilgisini, ilmini sevdiğim insanların da sokaktaki bir insandan farksız yorumlar yaptığını görünce biraz sinirlenirim. Örneğin; neden Suriyeli erkekler Türkiye'ye geliyor da savaşmıyor, yok kadınlar neyse ama erkekler savaştan kaçamazlar, vatanlarını bırakan insan bizim vatanımıza mı çıkacak gibi ifadeler işte. Ama bunlara verdiğim cevaplar aslında çok değişmez. Diyorum ki; hangi savaş bana söyler misin? Savaş dediğin şey güçlü güçsüz bile karşı karşıya gelse karşılıklı anlaşma halinde yürür ama burada böyle bir şey yok. Ne muhalifler tam düzenli ne de Esed ordusu namusuyla savaşıyor.

Kitapta çok net görebiliyorsunuz hangi şehirde ne olmuş ne yaşanmış. İnsanlar neyden kaçıyorlar veya kaçmak istemeseler bile nelere maruz kalıyorlar. Daha fazla siyasete girmeyeceğim bu konuda.. Ama eğer soru işaretleriniz varsa önce kendinize şu soruyu sorun: Eğer hiç beklemediğim bir anda üzerimde kimyasal bomba yüklü bir araç geçseydi ve o bombalar patlasaydı ben ne olurdum? Bunu cevapladıktan sonra kitabı okumaya başlayın. 25 yaşında muhabirliğinin çok başında olan Samet'in Suriye'de nelere tanıklık ettiğini okuyun..
İstanbul da yaşayan bir muhabir daha önce suriyede eğitim aldığı için 2012 döneminde suriyede ki ic savaşı resmetsin bilgiler alsın diye önce Hatay sonra Gaziantep oralardan mülteci kamplarına ve suriye ye kaçak yollardan girmesi.Savaşın ilk başladığı dönemde ordudan ayrılan komutanların 1yıl süreceğine inancı , Mülteci kampındaki Rima 'nın yarım kalan hayalleri ve tuvale işlediği kanlı savaş konulu tablolar.Abdusselam , sinan ,kenan ve onlarcası.Suriyede ki iç savaşı bire bir yaşayarak insanların hikayelerini kaleme alan bir muhabirin eseri .
Yazarlara genelde kitabın hikayesini sorarlar. Ona bu kitabı yazdıran hissi, hikayeyi dinlemek ister insanlar. Cuma Günü Uçmayan Kuş, yazarına bu soruların yöneltilmesinden evvel tüm soru işaretlerini cevaplıyor. Üniversite öğrenimini Suriye’de yaptığı için Arapça bilen Samet Doğan'ı 2012’nin başlarında çalıştığı ajans Suriye’ye gönderiyor savaşı fotoğraflaması/okuyabilmesi için. Ve böylelikle başlıyor hikaye. Genç yaştaki bir savaş muhabirinin ilk deneyimini konu alan otobiyografik bir roman Cuma Günü Uçmayan Kuş. Hikaye Türkiye’ye dönülen zamanlarla birlikte 2013’ün eylülünde sona eriyor. Dengesi olmayan, iniş çıkışlı, savaşa giden ve ölümle her an karşı karşıya kalabilecek, arayış halindeki bir insanın psikolojisi hakim. Kitap ilerledikçe savaş haline alışan ve fark etmeden bizi de alıştıran Samet Doğan'ın ilk kitabı. Ancak edebiyatla ilişkilerinin kuvvetli olduğu aşikar. Savaşın, savaştakilerin ve savaştaki kendi ruh halini güçlü betimlemelerle anlatmış. Ölümü, var olmayı ve var olmak için ölümü göze almayı görmüş. Yaşamadığımız acılar yaşayan, üstüne üstlük rahat koltuklarımızda eleştirdiğimiz insanların dünyasına şahit olmuş. Cuma Günü Uçmayan Kuş, huzursuzluğun hikayesi. Yanı başımızda akıp giden ama fersah fersah ötemizde bıraktığımız bir umman. Okuyun. Biraz huzursuz olmanın kimseye zararı olmaz. Hem sınanmadığımız acılar hakkında ahkam kesmekten vazgeçeriz belki. Samet Doğan bugün bir kitap daha yazsa alıp okuyacak ilk insan benim. Geçenlerde Twitter'da bana bir uğraş bulun yoksa kitap yazacağım, demişti. En güzel uğraşı kitap yazmak olur umarım.
“Yazgımız mı bizi bulur, yoksa biz mi tercihlerimizle yazgımızı buluruz? Yazgımızla birbirimize kavuştuktan sonra mı başlar hayat? ”

Cuma günü uçmayan kuş… Sosyal medyadan uzak olduğum için kitabı medresedeki kitapçıda gördüğümde “Aa, Samet Doğan kitap mı yazmış?!” diye şaşırmıştım. Hiç düşünmeden aldım. Bir savaş muhabirinin romanını hiç okumamıştım. Kitabın ilk basımı şubatta yapılmış. Yani taptaze bir kalemden taptaze bir kitap bu. “Flashback” denen bir sinema tekniği vardır. Hani izlerken aniden geçmiş gösterilir, senaryo sürekli geçmiş gösterilerek devam ettirilir. Bir de bunun tersi var : “flash forward”. Yani hikayenin ilerideki kesitlerinden biri gösterilir, böyle devam eder. Kitap böyle ilerideki sahnelerden biriyle başlıyor işte. Oraya gelmeyi heyecanla bekleyerek okuyorsunuz romanı. Kitaptaki birçok hikaye yarım kalıyor. Ama bence romanın en gerçekçi kısmı da bu. Öyle her şeyin mutlu sonla bitmesine daha küçükken okuduğumuz külkedisi, pamuk prenses gibi batının musmutlu hikayeleriyle alışmışız ya hani. Bir hikaye gerçek hayattaki gibi bitince “ee ne oldu şimdi, havada kaldı her şey” gibi düşüncelere kapılıyoruz. Havada kalan bir şey yok aslında sadece her şey bu dünyadan ibaret değil, unuttuğumuz şey bu. Velhasıl-ı kelam kitap hayatın en acı gerçeklerinden biri olan savaştan bahsediyor, doğal olarak. Savaş denen şeyi, savaş görmemiş bir nesil olarak hep duyuyoruz, güya üzülüyoruz ama nasıl bir şey olduğunu ve savaşın göbeğinde bile insanların nasıl yaşadığını, çocukların kurşun kovanlarının üstünde sek sek oynadığını, insanların sarsılan binalarında yemek sofrasından bile kalkmadığını bilmiyoruz. İşte bu kitapla tüm bunları görmüş gibi yaşıyoruz. Samet abi, ilk kitabı olmasına rağmen müthiş bir gözlem gücüyle aktarıyor her detayı.

“Dünya medyası buralarla ilgili kim bilir şimdi ne tür haberler yapıyordur diye geçti aklımdan. Hiçbir zaman şu kasabadaki bir gencin, oğlunu toprağa veren bir babanın, çocukları cephede olduğu için gözlerine uyku girmeyen bir annenin acısını anlatmayacaklar, anlayamayacaklar dedim kendi kendime. Düşündükçe, bu vahşi ve vurdumduymaz dünyaya olan saygım azalıyordu. Burada olan şeylerden çok daha kötü, çok daha iğrenç durumlar vardı. İnsanlar televizyon ekranının karşısında ve sabah kahvesi eşliğinde gazete sayfalarına bir seri katil soğukkanlılığıyla bakıyorlardı.”

Yani bir devam kitabı olsa yine hiç düşünmeden alırım, hatta inşaallah olur. Çok uzatmadan savaşı biraz da olsa anlamak için kaçırılmaması gereken bir roman olduğu aşikar. İyi okumalar sevgili okur, selametle.
Suriye iç savaşının ilk dönemini anlatıyor kitapta. Gazetecinin kendi gözlemler, yaşadıkları, şahit oldukları. Sonlara doğru ise İŞİD belası. Burnumuzun dibinde insanlığı yıllardır Yok ediyorlar. Kitabı okurken resmen yaşadım savaşı. Umarım zalimin zulmünden bir an önce kurtulur Suriye halkı
Kitabın sonunda: Bir bölgede insanlar cesetler, kanlar, bombalar, yaralılar, can korkusu... ile yaşarken bu yaşananları okurken bile en azından çay içebildiğimi fark etmek içimi acıttı. Ölümlere, savaşlara, teröre nasıl da duyarsızlaşmışız böyle!
Bu haberleri duymak günlük hayatın bir parçası gibi oldu artık!
Kitapta okuduklarımdan ziyade düştüğümüz bu hal beni üzdü.
Yazım şekli olarak kesinlikle akıcı. Kurgu güzel. Biraz karamsar ve melankoli hakim. Sanki roman ilerledikçe yazarında da büyüdüğüne şahitlik ediyorsunuz. Suriye olayları başladığında Türkiye'nin o dönem - belki hala- en genç savaş muhabiri sıfatıyla genç bir gazetecinin Suriye içlerinde muhaliflerle yaşam mücadelesi vermesine tanıklık ediyorsunuz. Bir yandan yazarın iç aleminin sorgulayıcı tarafı bir yandan Suriyeli ressam rima'nın hüzünlü resimleri sizi kendisine çekmeyi başarıyor. Yarım kalan bir şey yok ama bence bir devam kitabı daha gerekiyor. Okunmalı.
Bir savaş muhabiri olan yazar başından bu yana Suriye'deki savaşı ve muhaliflerin mücadelesini anlatıyor. Kendi halkına bomba hatta kimyasal silah kullanmaktan çekinmeyen bir diktatör, ona karşı mücadele edip yaşamak isteyen halkın gerçek öyküsü. Savaş ve savaşın içindeki yaşamı ele alan, sınırı nasıl geçtiğini, geçerken nasıl manzaralara denk geldiğin anlatan bir savaş muhabirinin romanı. Kitabın kurgudan çok gerçek barındırdığı yazarın savaş muhabiri olmasından da anlaşılıyor. Öte yandan kitap içerisinde yaşam ve ölüm arasındaki o ince çizgide akrobatik hareketler yapan yazarın çok güzel tespitlerini barındırıyor. Ayrıca IŞİD'in ve muhaliflerin arasındaki gerginliği Müslümanlar arasında bir olamama huyunun savaşta da devam etmesini görebiliyoruz. Ne desem bilemediğim savaşın gerçeklerini Elhamdülillah savaş yüzü görmeyen bu nesle gösterebilecek bir kitap. Bu konuda bilgi sahibi olmak isteyenlere tavsiye ederim.
Bir ceset kamyonla ölümden kaçıyorum kitabın son sözüydü kitap böyleydi Suriye’de şu toprak bu kral şu şehir hayır takılacağımız sindirimediğimiz düğümlenen tek şey kan kandı insan kanı Canice öldürülen buna da siyaset denilen katliam masum milyonlarca insan .Kitap savaştan bahsediyordu Bizse barışın çocukları olarak ... ölüyordu onlarnkitapları yazılıyordu bizler ağlayıp kitabı okuduğumuz için şükrediyorduk Rima geri gelmeyecek tıpkı dper ölenlerin gelemeyeceği Rima ressam evet .Artık Rimaların ellerini sıkı sıkı tutacağız . Zulmün çirkinliğini yayacağız fırçalarımızla Biz yaparsak onlar güçlenirler yeter ki fırça elimizde hep boyayı seçsin
Bazen boğazınız düğümleniyor. Okurken, bunlar yaşandı bunların hepsi gerçek diye kendinize hatırlatmanız gerekiyor. Ölüm ve hayatın iç içe geçtiği bir coğrafya. Ve savaş hala devam ediyor. Bazen bazı şeyleri uzaktan duymak yetmiyor, hissetmek gerekiyor. Yazarın yolculuğuna katılıyorsunuz siz de. Savaşın bıraktığı izlerde kayboluyorsunuz, sonra tekrar kendi dünyanıza dönüyorsunuz. İnsanoğlu yaşamadığı acı hakkında konuşmaya cesaret etmesin. Hepimiz ahkam kesiyoruz ama neler yaşanıyor dinlemeye yüreğiniz var mı?

Yazarın biyografisi

Adı:
Samet Doğan
Unvan:
Türk Gazeteci, Yazar
Doğum:
Yozgat, Türkiye, 1988
1988 yılında Yozgat’ın Sorgun ilçesinde dünyaya geldi. Liseyi bitirdikten sonra Şam’da Arapça öğrenimi gördü. 2010 yılında gazetecilik yapmaya başladı. Suriye başta olmak üzere, Ortadoğu ve Afrika’da birçok ülkede savaş muhabiri olarak çalıştı. Edebiyata küçük yaşta ilgi duymaya başladı. Gazetecilik mesleğinin yanı sıra edebi metinler de kaleme aldı. Yazı ve hikayeleri muhtelif dergi ve gazetelerde yayımlandı.

Yazar istatistikleri

  • 11 okur beğendi.
  • 46 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 33 okur okuyacak.