Samet Doğan

Samet Doğan

Yazar
8.9/10
83 Kişi
·
217
Okunma
·
24
Beğeni
·
1432
Gösterim
Adı:
Samet Doğan
Unvan:
Türk Gazeteci, Yazar
Doğum:
Yozgat, Türkiye, 1988
1988 yılında Yozgat’ın Sorgun ilçesinde dünyaya geldi. Liseyi bitirdikten sonra Şam’da Arapça öğrenimi gördü. 2010 yılında gazetecilik yapmaya başladı. Suriye başta olmak üzere, Ortadoğu ve Afrika’da birçok ülkede savaş muhabiri olarak çalıştı. Edebiyata küçük yaşta ilgi duymaya başladı. Gazetecilik mesleğinin yanı sıra edebi metinler de kaleme aldı. Yazı ve hikayeleri muhtelif dergi ve gazetelerde yayımlandı.
O sırada bütün bu gürültüyü bastıran bir ağıt başladı caminin megafonundan.Bu, ölüler için okunan salaydı.Müezzin öyle hüzünlü, öyle ağlamaklı okuyordu ki başımı duvara yasladım, salaya yaslandım.Sala ağlıyordu, minareden şehrin dört bir yanına yayılıyordu,ses dalgalanarak gökyüzünde kayboluyordu.Salanın sonunda, müezzin alışık olduğumuz gibu ölmüş kişinin ismini söylemedi.Ölmüş kişilerin isimlerini okumaya başladı.Ölülerin listesi uzundu.Kimisi çocuk, kimisi yaşlıydı.Liseli kızdan, ayakkabı tamircisinie kadar onlarca isim saydı.Artık Suriye de okunan salalarda, ölülerin isimleri yirmişerlik listeler halinde okunuyordu.
Şu anda dünyanın dört bir yanında kimileri ağlıyor, kimileri kahkahalar atıyor olmalıydı. Ne tuhaf şey! Burada silah sesleri arasında yükselen feryatlar, ölüm çığlıkları kimin umrundaydı? Dünyada bildiğim tek gerçek, kimsenin bir başkasının acısını hissetmediği ve hatta umursamadığıydı. Şairin dediği gibi "İnsanlar hangi dünyaya kulak kesilmişse öbürüne sağır"dı.
Karanlıkta görmek istemediklerini görmezsin. Uyumak istediğinde uyursun. Aydınlıkta fazlasıyla görülür olan tüm o keşmekeş, karanlığın örtüsü altında sükunete erer. Yaşam basitleştiği ölçüde derinleşir..
Güneş her geçen gün bu şehri daha fazla kavuruyordu. Sanki bu coğrafyanın insanları lanetlenmiş ve güneş tarafından kavrulmaya terk edilmişti. Günahları neydi? Özgürlük istemek mi? Belki de dünyanın en büyük günahı buydu ve bu suçun cezası bombalarla kavrulmaktı.
Beklediğini bulanlara ve bulduğunun beklediği şey olduğundan emin olanlara şanslı denir yani umduğun bazen beklediğin şey olmayabilir bilemezsin.
Şu anda dünyanın dört bir yanında kimileri ağlıyor, kimileri kahkahalar atıyor olmalıydı. Ne tuhaf şey! Burada silah sesleri arasında yükselen feryatlar, ölüm çığlıkları kimin umurundaydı? Dünyada bildiğim tek gerçek, kimsenin bir başkasının acısını hissetmediği ve hatta umursamadığıydı. Şairin dediği gibi, "İnsanlar hangi dünyaya kulak kesilmişse öbürüne sağır"dı.
Samet Doğan
Sayfa 148 - Profil Kitap
294 syf.
·5 günde·7/10
Yazarın ilk kitabı. Bunu da düşünerek yorum yapmak istiyorum. Kitaba başladığımda büyük bir heyecanla kendimi Suriye sokaklarında hissederek okudum, o kadar etkiledi beni. Oradaki ufacık çocukların, kadınların, masum insanların yerine koydum kendimi.Çaresizliğin ne demek olduğunu hissettim okurken. Ebu Ali ve Rima'ya ne olduğunu merakla bekleyerek devam ettim. Fakat yaklaşık son 50 sayfada artık tekrarlayan olay örgüsü sıkmaya başladı beni. Sonunu merak ettiğim için bitirdiğim bir kitap oldu. Yalnız sonu da hiç beklediğim gibi bitmedi. Suriye'de yaşanan savaşın nasıl geliştiğini anlamama yardımcı olduğu için okuduğuma değdiğini söyleyebilirim.
294 syf.
·4 günde
Farkedilebilir ki artık kitaplara inceleme yazmıyorum. Kitap bitince iç muhasebemi yapıyorum, belki birkaç yere bir şey karalıyorum ve bitiyor. Fakat bu kitap biraz farklı. İlk çıktığı günden beri okumayı istediğim ve okumaya başladığımda sanki baskısı çıkalı 1 yıl değil de daha fazla olduğu için suçluluk duygusu hissettiğim bir kitap.

Bu kitapta son zamanlarda en çok karşımıza çıkan bir mesele var. Kimimizin iç sıkıntısı, kimimizin banane dediği bir savaş. Kimimiz sadece haberlerden takip ediyor, kimimiz o haberleri yapmak için savaşın orta yerine gidiyor. Nereden tutsak ortada acı var aslında. Bölünmüş aileler, kayıplar vermiş aileler, çocuğunu kollarında kaybetmiş babalar, anneleri gözlerinin önünde ölmüş çocuklar... Daha acısı olamaz diyor insan okurken, izlerken ve yaşarken...

Samet Doğan; gazeteciliğinin en hızlı evrelerini Suriye'de savaş muhabirliği yaparken geçirmiş bir abimiz. Bu yüzden olsa gerek kitap size suni bir acıyı anlatmıyor, bilakis o an onları yaşıyormuş gibi okuyorsunuz. Ben Suriye meselesinde biraz duygusalım veya şöyle diyelim hassasım. Kişiliğini bildiğim, muhabbetimizin olduğu insanlarda dikkat ettiğim bir husus. Ne diyor, ne düşünüyor diye sorarım veya ne demiş diye bakarım. Bilgisini, ilmini sevdiğim insanların da sokaktaki bir insandan farksız yorumlar yaptığını görünce biraz sinirlenirim. Örneğin; neden Suriyeli erkekler Türkiye'ye geliyor da savaşmıyor, yok kadınlar neyse ama erkekler savaştan kaçamazlar, vatanlarını bırakan insan bizim vatanımıza mı çıkacak gibi ifadeler işte. Ama bunlara verdiğim cevaplar aslında çok değişmez. Diyorum ki; hangi savaş bana söyler misin? Savaş dediğin şey güçlü güçsüz bile karşı karşıya gelse karşılıklı anlaşma halinde yürür ama burada böyle bir şey yok. Ne muhalifler tam düzenli ne de Esed ordusu namusuyla savaşıyor.

Kitapta çok net görebiliyorsunuz hangi şehirde ne olmuş ne yaşanmış. İnsanlar neyden kaçıyorlar veya kaçmak istemeseler bile nelere maruz kalıyorlar. Daha fazla siyasete girmeyeceğim bu konuda.. Ama eğer soru işaretleriniz varsa önce kendinize şu soruyu sorun: Eğer hiç beklemediğim bir anda üzerimde kimyasal bomba yüklü bir araç geçseydi ve o bombalar patlasaydı ben ne olurdum? Bunu cevapladıktan sonra kitabı okumaya başlayın. 25 yaşında muhabirliğinin çok başında olan Samet'in Suriye'de nelere tanıklık ettiğini okuyun..
294 syf.
·5 günde
İstanbul da yaşayan bir muhabir daha önce suriyede eğitim aldığı için 2012 döneminde suriyede ki ic savaşı resmetsin bilgiler alsın diye önce Hatay sonra Gaziantep oralardan mülteci kamplarına ve suriye ye kaçak yollardan girmesi.Savaşın ilk başladığı dönemde ordudan ayrılan komutanların 1yıl süreceğine inancı , Mülteci kampındaki Rima 'nın yarım kalan hayalleri ve tuvale işlediği kanlı savaş konulu tablolar.Abdusselam , sinan ,kenan ve onlarcası.Suriyede ki iç savaşı bire bir yaşayarak insanların hikayelerini kaleme alan bir muhabirin eseri .
294 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
“Yazgımız mı bizi bulur, yoksa biz mi tercihlerimizle yazgımızı buluruz? Yazgımızla birbirimize kavuştuktan sonra mı başlar hayat? ”

Cuma günü uçmayan kuş… Sosyal medyadan uzak olduğum için kitabı medresedeki kitapçıda gördüğümde “Aa, Samet Doğan kitap mı yazmış?!” diye şaşırmıştım. Hiç düşünmeden aldım. Bir savaş muhabirinin romanını hiç okumamıştım. Kitabın ilk basımı şubatta yapılmış. Yani taptaze bir kalemden taptaze bir kitap bu. “Flashback” denen bir sinema tekniği vardır. Hani izlerken aniden geçmiş gösterilir, senaryo sürekli geçmiş gösterilerek devam ettirilir. Bir de bunun tersi var : “flash forward”. Yani hikayenin ilerideki kesitlerinden biri gösterilir, böyle devam eder. Kitap böyle ilerideki sahnelerden biriyle başlıyor işte. Oraya gelmeyi heyecanla bekleyerek okuyorsunuz romanı. Kitaptaki birçok hikaye yarım kalıyor. Ama bence romanın en gerçekçi kısmı da bu. Öyle her şeyin mutlu sonla bitmesine daha küçükken okuduğumuz külkedisi, pamuk prenses gibi batının musmutlu hikayeleriyle alışmışız ya hani. Bir hikaye gerçek hayattaki gibi bitince “ee ne oldu şimdi, havada kaldı her şey” gibi düşüncelere kapılıyoruz. Havada kalan bir şey yok aslında sadece her şey bu dünyadan ibaret değil, unuttuğumuz şey bu. Velhasıl-ı kelam kitap hayatın en acı gerçeklerinden biri olan savaştan bahsediyor, doğal olarak. Savaş denen şeyi, savaş görmemiş bir nesil olarak hep duyuyoruz, güya üzülüyoruz ama nasıl bir şey olduğunu ve savaşın göbeğinde bile insanların nasıl yaşadığını, çocukların kurşun kovanlarının üstünde sek sek oynadığını, insanların sarsılan binalarında yemek sofrasından bile kalkmadığını bilmiyoruz. İşte bu kitapla tüm bunları görmüş gibi yaşıyoruz. Samet abi, ilk kitabı olmasına rağmen müthiş bir gözlem gücüyle aktarıyor her detayı.

“Dünya medyası buralarla ilgili kim bilir şimdi ne tür haberler yapıyordur diye geçti aklımdan. Hiçbir zaman şu kasabadaki bir gencin, oğlunu toprağa veren bir babanın, çocukları cephede olduğu için gözlerine uyku girmeyen bir annenin acısını anlatmayacaklar, anlayamayacaklar dedim kendi kendime. Düşündükçe, bu vahşi ve vurdumduymaz dünyaya olan saygım azalıyordu. Burada olan şeylerden çok daha kötü, çok daha iğrenç durumlar vardı. İnsanlar televizyon ekranının karşısında ve sabah kahvesi eşliğinde gazete sayfalarına bir seri katil soğukkanlılığıyla bakıyorlardı.”

Yani bir devam kitabı olsa yine hiç düşünmeden alırım, hatta inşaallah olur. Çok uzatmadan savaşı biraz da olsa anlamak için kaçırılmaması gereken bir roman olduğu aşikar. İyi okumalar sevgili okur, selametle.
294 syf.
·10/10
Yazarlara genelde kitabın hikayesini sorarlar. Ona bu kitabı yazdıran hissi, hikayeyi dinlemek ister insanlar. Cuma Günü Uçmayan Kuş, yazarına bu soruların yöneltilmesinden evvel tüm soru işaretlerini cevaplıyor. Üniversite öğrenimini Suriye’de yaptığı için Arapça bilen Samet Doğan'ı 2012’nin başlarında çalıştığı ajans Suriye’ye gönderiyor savaşı fotoğraflaması/okuyabilmesi için. Ve böylelikle başlıyor hikaye. Genç yaştaki bir savaş muhabirinin ilk deneyimini konu alan otobiyografik bir roman Cuma Günü Uçmayan Kuş. Hikaye Türkiye’ye dönülen zamanlarla birlikte 2013’ün eylülünde sona eriyor. Dengesi olmayan, iniş çıkışlı, savaşa giden ve ölümle her an karşı karşıya kalabilecek, arayış halindeki bir insanın psikolojisi hakim. Kitap ilerledikçe savaş haline alışan ve fark etmeden bizi de alıştıran Samet Doğan'ın ilk kitabı. Ancak edebiyatla ilişkilerinin kuvvetli olduğu aşikar. Savaşın, savaştakilerin ve savaştaki kendi ruh halini güçlü betimlemelerle anlatmış. Ölümü, var olmayı ve var olmak için ölümü göze almayı görmüş. Yaşamadığımız acılar yaşayan, üstüne üstlük rahat koltuklarımızda eleştirdiğimiz insanların dünyasına şahit olmuş. Cuma Günü Uçmayan Kuş, huzursuzluğun hikayesi. Yanı başımızda akıp giden ama fersah fersah ötemizde bıraktığımız bir umman. Okuyun. Biraz huzursuz olmanın kimseye zararı olmaz. Hem sınanmadığımız acılar hakkında ahkam kesmekten vazgeçeriz belki. Samet Doğan bugün bir kitap daha yazsa alıp okuyacak ilk insan benim. Geçenlerde Twitter'da bana bir uğraş bulun yoksa kitap yazacağım, demişti. En güzel uğraşı kitap yazmak olur umarım.
294 syf.
·11 günde·Beğendi·10/10
Kitabı henüz bitirdim. Bende bıraktığı etkiyi tarif etmem mümkün değil. Biraz anlatacak olursam, okuduğunu fazlasıyla hisseden biriyim ve kitabın konusuna ilgili olduğum için bir hayli perişan oldum. Cevabı olmayan sorular sorup durdum kendime. Savaş halinde tepemde füzeler geçerken enkazların içinde ruyalar görüyorum devamlı. Kitabı yazarın kendisiymiş gibi okudum. Bunu bilinçli yapmadım. Geçen senelerde Suriye’ye giden ağabeyim gibi okudum sonra, çok içeri girmemesine rağmen bu durum onu yıpratmıştı, gözlerimin önündeydi sanki yazarın ruh hali abimi izler gibi izledim onu. Eminim zor zamanlar geçirdi ve hâlâ izlerini taşıyor. Bir ailemiz var suriyeden geldiler. Büyük oğulları ismi Beşir, savaş çıktığı sıra askermiş bir süre sonra suriye ordusu adına çalışmak istememiş ve kaçmış 7 yıl ailesinden habersiz dağlarda yaşamış sonra mucize şekilde aynı Samet Doğan’ın hikayesindeki mucizeler gibi gözünü İstanbulda ailesinin yanında açtı. Kitabı en çok o gibi okudum. Bazen okuyamadım öyle ağır geldiki, kitabın dili oldukça hafif su gibi bir okuması var ama anlattığı öyle ağır ki insan olanın taşıyabileceği gibi değil dolu dolu göz yaşlarıyla bitirdim kitabımı. Bitsin de istemedim, biterse sanki o dünyaya yeniden sağır olucakmışım gibi hissediyorum. Bu insanların kendi topraklarında insan gibi yaşamak için verdikleri bu mücadelenin adına terör denmesini kabul etmeyeceğim ve hiç bir zaman hafife almayacağım. Yazdıklarımdan anlaşıldığı üzere hayli etkilendim ve herkese tavsiye ediyorum. Bu notuda ilerde hisslerimi unutmamak adına yazıyorum.
294 syf.
·132 günde·8/10
Bu kitabı abimin "cuma günü uçmayan kuş nedir biliyor musun diye sorup,soruyu cevapsız bırakması ile bir merak üzerine elime aldım. Kitaptakiler gerçekten yaşanmış da öyle mi yazılmıştır bilemem ama aslında muhalifler ve mücahitlerin, muhacirlerin hep yaşadığı, bizzat içinde oldukları durumlar anlatılıyor kitapta. Bir programa gitmiştik ve Tülay Gökçimen hanım :"neden suriyeli, afganlı dünyanın dört bir yanındaki muhacirlerin, bacılarımızın ve kardeşlerimizin acılarını yazan yok? Yahudilerin acılarını anlatan binlerce film var belki " diyerek bir telkinde bulunmuştu. O zaman mültecileri anlatan bir roman yazmaya karar vermiştim. Muhacirli kardeşlerimizin bombalar altında her gün yaşadıklarını gözler önüne seren bir kitap. Şimdiye kadar muhacirlerin yaşadıklarını anlatan birileri olduğundan haberdar değildim.Kitap ismini içindeki şu olaydan alıyor :bir yaşlı, gazeteciye :cuma günü uçmayan kuş nedir diye soruyor ve ardından cevap veriyor "perşembeden ölen kuştur. Bütün bunları okumakla onları ne kadar anlayabileceğiz bilmiyorum. Bu kitap, onların hayatından sadece bir kesit. Ne bir gazetecinin gidip onları çekmesiyle, ne de onlara yazılan kitaplarla onları anlayamayacağız. Belki en fazla konuşulur ve insanlar hayatına devam ederler. Yüreğimizle hissetmedikçe, yürekten uyanmayınca, "Suriyeliler afganlılar gitsinler ülkelerini savunsunlar, savaşsınlar, ülkelerinde ölsünler" diye onları kovan onlara kindar bakışlar fırlatanlar oldukça cuma günü uçmayan, perşembeden ölen kuşları hiç anlayamayacağız.
294 syf.
·8/10
Suriye'deki olaylar hakkında meraklandığımı ve Livaneli'nin Huzursuzluk'u gibi "savaşı edebî ve düşünsel olarak ele alan" kitaplar aradığımı söylediğimde tavsiye etmişti arkadaşım Cuma Günü Uçmayan Kuş'u. İşin edebî boyutunu bir kenara bırakırsak; yazarın kitapta anlattıkları, gerçekleşmesi kuvvetle muhtemel olaylardan oluşuyor.

Yazarımız da bu olaylar çerçevesinde kendi iç dünyasında yaptığı yolculuk ile beraber bizi de dolaştırıyor şehir şehir Suriye'nin o maalesef savaş ve trajedi kokan sokaklarında.

Savaş atmosferini, gezi yazısı kıvamında edebîleştirerek anlatmayı iyi becermiş yazar.
294 syf.
·8 günde·Puan vermedi
Bir öğrencimle anlaştık ben ona o bana kitap tavsiye ettik, hatta o kitabı bulamazsak kendimizinkileri getirdik. Bu kitapta o öğrencimin tavsiyesiydi bundan dolayı hemen okumaya başladım. Kitap bir savaş muhabirinin gördüğü hazin manzaranın tasviri. Acıların, göz yaşlarının ve ölümlerin olduğu yanıbaşımızdaki savaşların sessiz çığlıkları. Özellikle farklı bir bakış açısıyla savaşın çığlıklarını duymak isterseniz okumanızı tavsiye ederim. Ahmet ve arkadaşları için de hayırlı kapılar açılmasını, hayırlı yollarda daim sebat ve devam etmelerini Rabbimizden niyaz ederim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Samet Doğan
Unvan:
Türk Gazeteci, Yazar
Doğum:
Yozgat, Türkiye, 1988
1988 yılında Yozgat’ın Sorgun ilçesinde dünyaya geldi. Liseyi bitirdikten sonra Şam’da Arapça öğrenimi gördü. 2010 yılında gazetecilik yapmaya başladı. Suriye başta olmak üzere, Ortadoğu ve Afrika’da birçok ülkede savaş muhabiri olarak çalıştı. Edebiyata küçük yaşta ilgi duymaya başladı. Gazetecilik mesleğinin yanı sıra edebi metinler de kaleme aldı. Yazı ve hikayeleri muhtelif dergi ve gazetelerde yayımlandı.

Yazar istatistikleri

  • 24 okur beğendi.
  • 217 okur okudu.
  • 10 okur okuyor.
  • 104 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.