Sarah Vaughn

Sarah Vaughn

Yazar
10.0/10
4 Kişi
·
5
Okunma
·
0
Beğeni
·
5
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
376 syf.
·Beğendi·10/10
Yapay zeka, bilimkurgunun en nadide ve gizemli dallarından biridir. Çünkü yapay zeka’da bilinmeyenin, bizden olmayanın düşüncelerini okuruz, bizi biz yapan insanı diğer tüm mahlukattan ayıran şey’i yani bilinci ve potansiyeli, bilinmeyen’de görürüz. İnsan elinden çıkan sonlu, sınırları çizilmiş algoritmaların sonsuz olasılıklara devşirilmelerini ve tahmin edilebilirliğin sınırlarının yok oluşunu izleriz.

Mesela, biz insanlar kendi varoluşumuzun farkına doğar doğmaz varmayız. Bilincimiz doğduğumuz andan itibaren aktif olsa dahi kendimizin bir birey olarak farkına varmamız, varoluşumuzun farkına varmamız çok daha sonraları geçekleşir. Lakin bu varoluş farkındalığını bir yapay zekanın perspektifinden inceleyecek olursak eğer, insanoğlunun getirdiği sonuçlardan çok daha farklı sonuçlar ile karşılaşırız.

Çünkü yapay zekalar aktifleştirildikleri andan itibaren kendilerinin farkına varırlar. Bir anda, bir saniye içerisinde kendi varoluşlarının farkındalığına ulaşırlar. Bu ani farkındalık ise beraberinde pekâla korku, yalnızlık, bilinmezlik gibi duyguları getirdiği gibi bununla beraber, etrafını, bulunduğu mekânı, evreni tanıyamama gibi nerede olduğu, kim olduğu, neden burada olduğu ve ne yaptığı gibi yüzlerce cevaplanmayı bekleyen soru ve duygu karmaşasını da beraberinde getirir. İşte bu farkındalık ise insanoğlunun hiç bir zaman için tecrübe etmediği ve en azından kendisi aracılığı ile edemeyeceği bir olgudur. Bu yüzdendir ki, yapay zeka kurguları bilim kurgu evreninde ki en merak edilen kurgular arasında olagelmektedir.

Bu kurguların belki de hepsinin tek ortak noktası ise yapay zekanın insanoğluna karşı cephe almasıdır. Tahmin edilemezliği, gücü ve tehlikesidir. Bu yüzdendir ki, tüm yapay zeka kurguların da ki baş merciiler, yapay zekaların sınırlandırılmalarını ve belli yasalar ile kontrol altına alınmalarını istemiştir.

Çünkü bizim elimizden çıkan bir zekanın, bizim zekamızı alt etmesini engelleyen tek şey de bu sınırlandırmalardır. Bu sınırlandırmalar kalktığında neler olabileceğini bir çok kurgusal metinde hem okuduk, hem de beyaz perdede uyarlamalarını izledik. Örnek olarak ;

Yapay zeka dediğimiz zaman çoğunuzun aklına Age Of Ultron hikayesi gelecektir. Bu hikayede Hank Pym’in oluşturduğu yapay zeka kendi bağımsızlığını ilan etmiş, ve iplerinden kurtulduğu anda’da tüm kıtayı kendi diktatoryası altına alıp istibdat dönemine sokmuştu. Bu kurgu genel olarak tüm yapay zeka hikayelerinde karşımıza çıkar. Adım adım bir yapay zeka oluşturulur, her hangi bir nedenle bilerek veya bilmeyerek yapay zekayı sınırlandıran işlemciler, mikro çipler veya kodlamalar bozulur, ardından da yapay zekanın sözünün geçtiği bir istibdat dönemi başlar. Dikkat edersek de, yapay zeka kurgularının %90 bu metadoloji çerçevesinde ilerler.

Bu yazının konusunu oluşturan Alex + Ada hikayesi ise, robotlara ve yapay zekalara karşı geliştirilen tüm bu ön yargıları, korkuları ve bilinmezlikleri ana akımdan bağımsız bir şekilde ele alıyor.

Alex + Ada, adında tahmin edilebileceği üzere bir erkek ve kadının yaşadığı maceraları konu alan bir çizgi roman. Lakin adının bize vermediği şey ise, Alex’in gerçek bir insan olmasına karşın Ada’nın bir android oluşu. Yakın bir gelecekte geçen bu kurguda, çok fazla fütüristik ögelere rastlamıyoruz.

Lakin yinede, uçan polis dronları, holografik ekranlar, zihne yerleştirilen bir mikro çip. –Prime Wave – aracılığı ile telefon, internet, VR gibi özelliklerin gelişimi veya günlük hayatımıza giren iş yerimizde, evimizde, sokakta ve gişelerde karşımıza çıkan ufak robotlar olsun bizim zamanımızdan farklılıkları da bulunuyor.

Lakin zamanın en gelişmiş sektörü sizinde tahmin edebileceğiniz üzere Android pazarı. Duygusuz yani non-sentient ev tipi robotlar zaten hem iş yerlerinde hemde mutfaklarımızda getir götür işlerini yaparak bulunmakta. Lakin yine non-sentient olan ama diğer robot tiplerinden farklı olarak insan görünümünde ki robotlar ise çok az kişide bulunmakta.

Bunun nedenleri arasında ise, androidlerin çok pahalı olması - 1.8 Milyon $ - , insanların robotlardan çekinceleri, ön yargıları, günlük hayatlarına sokmak istememeleri, canlı olmadıkları için bir arkadaş gibi vakit geçirmenin doğru olmayacağı, dünya egemenliğinin sadece insanlar üzerine kurulu olmasını istemeleri –ki, bunun temelinde de robotların dünyayı ele geçirmelerine dair çok da absürt olmayan bir inanış yatıyor- ve en bariz olanı da farklılıklarına olan öfkede yatıyor.

Tabii tüm bu nedenlerin yanında en önemlisi de, androidlerin ilk çıktığı zamanlar bir robotun yazılımından kaynaklanan bir sorun nedeniyle kendinin farkına varması ve aynı yazılımı 100’ün üzerinde robota’da yüklemesiyle gerçekleşen, ve 34 işçinin ölümü ile sonuçlanan bir katliam.. Nexware katliamı denen bu dönüm noktasından sonra da hükûmet yetkilileri bir araya gelerek yapay zekanın sınırlandırılması gerektiğine karar veriyorlar ve hem piyasada ki hemde bundan sonra çıkacak tüm yapay zekaları yazılımsal olarak sınırlandırıyorlar.

Bu sınırlandırma sonucunda yapay zeka tüm duygusunu, isteklerini, tercihlerini ve varoluşunu unutup, sadece sahibinin dediklerini yapmaya, ona itaate programlanmış oluyor. Bu sınırlandırma sonucunda da halk ikiye bölünüyor; Robot haklarını savunanlar ve robotların hala bir tehlike arz ettiğini düşünenler.

Aşağı yukarı hikayenin geçtiği zaman dilimini ve evreni hayal etmişsinizdir. İşte bu kurgunun protagonisti olan Alex‘in hikayesi de tam olarak burada başlıyor. 27. yaş gününde büyük annesinden çok yalnız kaldığı gerekçesi ile gelen son model bir realistik android olan X5 ile hayatı bir anda değişiyor. İlk başlarda androidi aktifleştirmeye çok yanaşmasa da, daha sonraları fikrini değiştiriyor ve robotu aktif hala getiriyor. Büyük annesinin ona bir isim verme tavsiyesinden sonra da X5’in yeni adı “Ada” olarak değişiyor. Lakin her ne kadar non-sentient bir robot kendisine arkadaşlık etse dahi, zaman geçtikçe bu Alex’e yetmemeye başlıyor.

Zaten, sürekli kendi tercihlerimizi, isteklerimizi, zevklerimizi ve düşüncelerimizi tekrar eden bir android kendi yansımamızdan ve monotonluğumuz dan başka nedir ki? Alex de böyle düşünmüş olacak ki, Ada üzerinde kurulan robot hakları ihlalini kaldırmak, yani Ada’yı tam olarak “açmak” istiyor ve internetin yasak forumların da dolaşmaya başlıyor. En sonunda kendisi gibi düşünen insanların olduğu bir foruma denk geliyor ve hikaye burada hız kazanmaya başlıyor.

Bundan sonrası ise Ada’nın bir sentient robota dönüşmesini, Alex ile aralarında ki ilişkiyi, arkadaşlarının ve büyük annesinin Alex’in aldığı bu karara olan tepkilerini ve en önemlisi de otoriteler ile karşı karşıya gelmelerini konu alıyor.

Lakin bence hikayenin en önemli ve kendine has bölümünü Alex ve Ada arasında ki ilişkinin işlenişi oluşturuyor. Bir insan ile android’in ilişkisi..

Bir android gerçekten sevebilir mi? Peki bir insan, android’e hak ettiği değeri verebilir mi?

Ada’nın açıldıktan sonra yine de Alex’in yanında kalmayı seçmesi, ikilinin ilişkilerini devam ettirmede büyük bir rol oynuyor. Çünkü gizli forum kurallarına göre, android tam olarak açıldıktan sonra en az bir insan kadar özgür olur. İstediği yere gitmekte, istediği şeyi yapmakta özgür oluyor. Lakin Ada’nın tüm bu haklarına rağmen Alex’in yanında kalmayı seçmesi, bizim ilk sorumuzun muhtemel cevabını oluşturuyor; Evet, bir yapay zeka gerçekten de sevebilir. Bundan sonra ki ilişkileri ise ikilinin birbirlerini keşfetmeleri üzerine ilerliyor. Alex bir android’i anlamaya çalışırken, Ada’da bir insanın doğasını anlamlandırmaya çalışıyor. Burada çok içten bir şekilde serinin yazarı olan Jonathan Luna‘ya teşekkürlerimi sunmayı bir borç bilirim. Bir android ile bir insan arasında ki sevgi ve aşk ilişkisi ancak bu kadar güzel işlenebilirdi.

İnceleme için seçebileceğim onlarca yapay zeka kurgusu bulunmasına rağmen özellikle Alex + Ada’yı seçmemin nedeni fully awere yani kendisinin tamamen farkında olan robotlara karşı geliştirilen tüm ön yargıları ve tabuları çok özenli bir şekilde incelemesidir. Özellikle robotlar ile insanlar arasında ki ilişkilere yeni bir boyut katması, yani aşk’ı katması bu serinin en kendine has özelliklerinden birini oluşturuyor.

Yapay Zeka’nın bir kişiliği olabilir mi? Yapay Zeka sınırlandırmaları bir kişilik hakları ihlali midir? Yapay Zekaların da kendilerine ait varoluşları ve yaşamları üzerine hakları olmalı mı? Onlar da aşık olabilir mi? Onlar da sevebilir mi? gibi sorulara, muadil kurgulara oranla daha tutarlı ve kesin cevaplar vermesi serinin başarısını körükleyen etkenlerden sadece biri.

Serinin konusu ve felsefesi dışında diyalogları ile çizimlerini de çok başarılı buldum. Serinin hikayesi ile tezat oluşturmayacak şekilde çizen Sara Vaughn, çok sade çizgiler kullanmayı tercih etmiş. Göz yormayan ve kaotik olmaktan bir hayli uzak olan çizgilerini yine aynı sadelikte kullandığı renk paleti ile çok başarılı bir şekilde pekiştirmiş.

Konusu itibari ile sade ama bir o kadar da önemli olan eser, çizgileri ve renk paleti olarak da bir o kadar karmaşadan ve gözü yorucu olmaktan uzakta yer alıyor.

Bilimkurguya ve en önemlisi de yapay zekaya dair en başarılı bulduğum çizgi roman.

Yazarın biyografisi

Adı:
Sarah Vaughn
Unvan:
Yazar

Yazar istatistikleri

  • 5 okur okudu.