Yazarın kaleminden;
Ben Semih Şen.
Yazmak benim için bir eylem değil, bir zorunluluktu. Sessizliğin içinden gelen fısıltıları, zihnimin derinliklerinde yankılanan soruları ve kalbimin taşıdığı ağırlığı ancak kelimelere dökerek hafifletebildim. Belki de bu yüzden kalemim, çoğu zaman karanlıkta yol arayan bir fener gibidir. Ne gösterdiği açıktır ne de gizlediği.
İlk kitabım Fısıltılar, içsel konuşmaların, bastırılmış duyguların ve insanın kendi gölgesiyle yüzleşmesinin bir ürünüydü. Kısa cümleler içinde hayatı durduran, düşünceye çağıran bir ses olmayı hedefledim. Aforizmanın yalın ama tokat gibi çarpan diliyle, okuyucunun içine düşmesini umduğum küçük yankılar bıraktım. Sessizlikle konuşan bir kitap oldu.
Yaşamın İkonik Maskesi ise daha derin bir hesaplaşmanın sonucuydu. İnsan, kim olduğunu söylemekle değil, kim olmadığını gizlemekle tanımlanır. Bu kitapta maskelerle yüzleştim. Şiirle, aforizmayla ve parçalı anlatılarla bireyin kimlik oyunlarını, toplumsal rollerin yarattığı illüzyonu ve görünmeyenin ardındaki hakikati aradım. Her satırda, hem kendimi hem okuru tedirgin etmeye çalıştım. Çünkü sorgulama konforla başlamaz; rahatsızlıkla filizlenir.
Sonrasında gelen Tuhaf Öyküler: Görünenin Ötesinde, klasik anlatının ötesine geçme çabamın bir ürünüydü. Hikâyeleri sadece olaylarla değil, metafizik boşluklarla kurdum. Kozmik korkunun, bilinmezliğin ve varoluşun kıyısında duran temaları işledim. Gerçeğin kırılganlığına, aklın sınırlarına ve hayal gücünün ürkütücü ihtimallerine odaklandım. Okurun rüyalarla uyanıklık arasında sıkışmasını istedim – tıpkı yazarın kendi zihninde yaşadığı gibi.
Gecenin İçindeki Şeytan ise bu yolculuğun karanlık doruklarından biri oldu. Paranormalle rasyonel arasında bir çizgi çektim. Bu kitapta korku sadece bir araçtı; asıl derdim, insanın içindeki boşluğa, inkâr edilen taraflarına, bastırılmış inançlarına ışık tutmaktı. Karakterler, kendi geçmişlerinde ve bilinçaltlarında kaybolurken, ben de yazarken aynı yolculuğu yaptım. Okurun kalbinde sadece korku değil, anlam arayışı da bırakmak istedim.
Bugün hâlâ yazıyorum.
Çünkü sorularım bitmedi.
Çünkü insan değişse de, karanlık hep aynı kalıyor.
Ve belki de her kitap, biraz daha yaklaşma çabasıdır: hem gerçeğe, hem kendime.