Şen Süer Kaya

Şen Süer Kaya

Çevirmen
8.5/10
1.013 Kişi
·
3.185
Okunma
·
3
Beğeni
·
304
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
296 syf.
·Beğendi·9/10
UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım "ÇOK AKILLI" insanlar vardır !!! Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku ..

Uzun bir tatil sürecinden cıktıktan sonra işe geri dönmem ve işyeri bünyesinde bulunan kukumanjerolarla istemsiz kucaklaşmanın üzerimde bıraktığı tahribatla kendimi adana sıcaklarında köy damlarında kurutulmaya bırakılan tarhana misali serdim..zor oldu biraz toparlanmam .. kitabı bir hafta önce okudum ama şimdi kısmet oldu bu kritiği yazmak..

EKŞİ - TATLI BİZİM BAĞIN "KORUĞU" YAVUZ HIRSIZ AMERİKA...

80 lerde çocuk olanlar ve trt nin cinnetini yaşayıp kanolu centerfresh sakız reklamlarına dakkada 4 5 kez maruz kalanlar pazar günü iki şeyi asla unutmazlar .. bir: Hikmet Şimşek ( huzur içinde uyusun ) ile o zaman için bize hayatı zindan eden klasik müzik konserleri , iki : olmazsa olmaz spagetti western kuşağı ..o western kuşağında kimleri izlemedik.. "bir avuç dolar" için birbirlerini yiyen "iyi , kötü ,çirkinler" (TUCO IS DA MAN!) " angeleye lar sabatalar .. bazı filmlerde apaçiler, komançiler , çerokiler falan olurdu .. kızılderili diye tabir edilen nemrut bakışlı , gaga burunlu , orasına burasına tüy dikmiş, kuzey amerika lı sakız diye tabir ettiğimiz meriç bey ( banu alkanın reunion yaptıktan sonra uzatmalı sevgilisi) ruhuna sahip bu yerel halk kana susamıştı .. posta arabası soyar ,demiryolu dinamitler ,onun bunun kafa derisini yüzerlerdi.. toplum düşmanıydı bunlar.. birde o dönem lanse edilen bunların başı GERONIMO vardı ki şeytanın yeryüzünde yürüyeni..evlerden ırak bir tip.. tabi kovboylar çok cool: ağızda sigara, kaşlar çatık, gözler kısık, az laf çok iş, hızır gibi yetiyorlar falan fistan gülistan .. çok severdik onları.. haliyle kızılderililere tilttik .. çocukluk tabi emperyalizm denen şeyden haberimiz yok .. yıllar yılları kovaladı çocukluk dönemi bitti .. orta okul lise derken üniversiteye girizgah yaptık .. gene okulların ilk açıldıgı yazdan kalma bir salı gününde eve geldik ki dünya ayakta.. ikiz kuleleri vurmuşlar.. abuk subuk uçağın bir yandan girip öbür yandan çıktığı manyak manyak görüntüler dönüyor ekranda .. günler geçti .. sonra o bilmem kaç yüz derecede yanan uçak yakıtının sözde bina iskeletini erittiği yangından ve kalıntıların arasından nasıl oluyorsa ?!?! 2 adet arap kimliği buldular .. zaten bush denen maymun, tanrı adına savaş ilanı etmişti .. kanıtı utanmadan dünyaya pompaladılar ..olayı usame bin ladine bağlayıp girdiler ırak' a afganistan' a .. şimdi diyeceksiniz ki yahu arkadaş bunla onun ne alakası var ? haklısınız .. kısa keseyim.. işte bu yüzsüz ,arsız ,şeref yoksunu namussuz herifler , kendi labaratuvarlarında suni olarak yaratıp coca cola ile finanse edip ortama saldıkları o usame bin ladini yakalamak için başlattıkları operasyona hiç utanmadan GERONİMO adını verdiler .. araştırdık bakındık sorduk soruşturduk ki ,Geronimo aslında kızılderililerin apaçi adı verilen kabilesine mensuptu .. ataları ,amerika 800 lerin 2. yarısından sonra karpuz gibi ikiye yarılıp iç savaşa girmeden öncesinde de ispanyolların artıkları meksikalılarla savaşıyorlardı.. hiçbir zaman öncelikli olarak savaştan yana olmayan bu insanlar safi üzerlerinde oturdukları topraklar ve altındaki madenlerden dolayı asimile edilmek isteniyorlardı ..göstermelik gerekçe ne miydi ? YOK! olay sadece yapılan katliama kılıf aramaktı.. eh durum bu olunca içlerinden cidden bir manyak - ki ne manyak - (o zamana kadarki kızılderililerin gelmiş geçmiş en büyük SAVAŞ ŞAMANI ) kabileler arasında yapılan toplantıda sıtkını sıyırıp şeflerede meydan okuyup isyan bayrağını çekti göndere ( tüyler diken diken VER MEHTERİİİ!!!) . ilk operasyonları saint jerome ( Geronimo lakabı burdan gelmektedir ) de yapıp o dönemin amerikan desteğini alan meksika ordusuna demir "kızıl tokatı" patlattılar.. sonrasında baskınlar ve gerilla taktiği ile savaşan bu manyaklarla amerika baktı ki başa çıkamayacak, peşine bir dönem 10000 (?!!!!) asker taktı ..

işte bizim pazar günleri izlediğimiz western kuşağındaki o kızılderililer bu kızılderililerdi aslında .. kafa derisi yüzmek diye birşey yoktu. olay medya ve televizyon aracılığı ile yapılan kirli propaganda ve dezenformasyondu.. bahsi geçen Geronimo ' nun iki karısını ve çocuklarını ve daha nicelerini ilkin asıl amerika destekli meksikalılar katletmişlerdi madenlerde çalışmaya razı olmadıkları için.. e pek tabi TATLI EKŞİ , BİZİM BAĞIN "KORUĞU" amerika bir kez olsun dürüst olsaydı ÇAKRALARIMIZ TIKANIR DİŞLERİMİZ KIRILIRDI ..nasıl ki KARPUZ SERGİSİ , HAYATININ AŞKINI ARAYANLAR İÇİN DÜŞÜK YÜZDELİ ÖNEME HAİZ BİR JEOPLOİTİK BÖLGEYSE , DOĞRULUĞU AMERİKA'DA ARAMAKTA VERDİĞİM ÖRNEĞİN GERÇEK HAYATTAKİ İZDÜŞÜMÜ İDİ...

Velhasıl kelam bu kitabı alır da okumaya karar verirseniz , şimdi medeniyet kavalı öttüren takım elbiseli bu çoban aromalı teroristlere zamanında dur demeyi kısmen de olsa başarmış , yeri gelmiş 600 kişinin üzerine 3 kişiyle at sürmüş eşsiz bir kahramanın gercek yaşam öyküsüne tanık olacaksınız.. okuduğum kitaplar arasında sanırım apayrı bir statüye yükseldi .. kesinlikle tavsiyemdir .. son sözü de GERONİMO ' ya bırakalım madem ...

"Her şeyi açıkça bildikleri halde şimdi diyorlar ki, ben kötü biriymişim. hatta oradakilerin en kötüsüymüşüm. ben ne yaptım ki? ağaçların gölgesinde ailemle birlikte yaşayıp gidiyordum."
280 syf.
·5 günde·10/10
1976'da yazılmış bu kitap hemen hemen bütün dünya dillerine çevrilmiş bir eserdir. Beyaz adamın Kızılderili Çerokilere yaptıklarını samimi ve akıcı bir dille okuyacaksınız.

Kitabı okurken şuan ne kadar körelmis olduğumun farkına vardım. Evet teknoloji hayatımızı kolaylaştırıyor ama bizi de güçsüz dayanıksız yapıyor. Kitapda doğa, avcılık ve hayatla alakalı püf noktaları ve ilginç bilgiler bulacaksınız.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
380 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Oh be bitti sonunda :D

Öncelikle bana bu kitabı hediye edip beni böyle mükemmel, böyle şaşırtıcı ve böyle tuhaf bir kitapla tanıştıran Gökçe Hanıma (Gökçe) buradan çok mu çok teşekkür ederim. Kendisinin bana 2. hediyesi oldu bu ya :)

Kitabın incelemesine geçmeden önce kısa bir not:
Bu kitabı okumak isteyenler önce Mcdonalds,Burger King ya da Starbucks gibi dünya çapında yayılmış şirketlerden bir şeyler yeyip içmeyi sevenler için tavsiye edilmez. Çünkü kitabı okuduktan sonra bunları yapmayı bırakırsınız :D

Kitap nasıl ama nasıl bi' kitap!
Okurken de yazdığım gibi bu kitabı evinizde okuyunuz, nedeeeen?

Çünkü okurken yüzünüz çok tuhaf hallere bürünebilir. Böyle sayfaları okurken "Nasıl yaaaa?" "Ohaaa!" gibi şeyleri çokça söyleyip şaşırmaya devam ediyorsunuz. Toplum içerisinde sakıncalı bir durum ve insanlar sizi deli sanabilir :D

Kitap genel olarak isminden de anlaşılabileceği gibi Mcdonalds ve türevlerinin dünya çapında yayılması ile toplumların değişmesini inceliyor. Çok geniş ve kapsamlı bir inceleme kitabı ama korkmayın terimlerle dolu değil. Çok sade ve anlaşılır bir şekilde yazılmış.

Kitapta çok şaşırdığım şeylerden bi' örnek vermem gerekirse mesela dünyada her yıl en çok basılan ikinci şey İKEA'nın broşürleriymiş...
Ne???

Şaka değil evet :(
Neyse ben kitabı çok ama çok sevdim. 10 puan vermemden bellli zaten, ama okumam çok uzun sürdü. Evde kalsam 2 güne biterdi çok uzattım :(

Kesinlikle okunması gereken bi' kitaptır demiyorum ama okunması gereken bi' kitaptır.
Toplumu eleştiren, yeren ve yerlere sokan, şaşırtıcı bir kitap olmakla birlikte Distopya kitabı olmasa bile ben bu kitabı okuduğum en iyi distopik eserlerden sayarım! O derece...

Okumak isteyen herkesssseeeee İyi Okumalar Dilerim :)
280 syf.
·8 günde·5/10
Kimi eserler vardır, pek çok okuyucu tarafından istisnasız beğenilir, üzerine pek çok güzel yorum yapılır. Henüz eseri okumamış birine 'Mutlaka okumalısın.' diye telkinde bulunulur. Herkesin dilinde o kadar iddialı övgülerle dolaşır ki henüz okumamış bir okuyucuda epey merak uyandırır. Küçük Ağaç'ın Eğitimi de bu kategoride yer alan eserlerden biri. Hakkında pek çok güzel yorum mevcut. Durum böyle olunca insan 'Bu güzellikten mahrum kalmayayım' diyerek kitaba sarılıyor.

Eserin ana unsurunu Amerika kıtasının en eski sahipleri olan yerliler/Kızılderililer oluşturuyor. Yerli olan bir büyükbaba ve büyükannenin 'Küçük Ağaç' adını verdikleri torunlarıyla sürdürdükleri yaşam anlatılıyor eserde. Herkesten uzakta, sâkinlik ve huzur içinde, çok az şeye ihtiyaç duyularak sürdürülen bir yaşam var satırlarda. Zîra günümüz keşmekeşliğinden epey uzak bir manzara mevcut. Kendi yiyeceklerini kendileri yetiştiren, ilaçlarını dahi kendileri yapan, kaldı ki doktora pek de ihtiyaçları olmayan bir aileden bahsediyoruz. Anne ve babasının ölümü üzerine küçük yaştan beri büyükanne ve büyükbabasıyla yaşamaya başlayan Küçük Ağaç, yaşadığı bu ortamda her fırsatta kimi zaman doğaya, kimi zaman hayata dair bir şeyler öğrenmektedir.

Genelde esere dair yapılan övgülere baktığımda kitap içerisinde verilen duyguların yoğunluğuna dikkat çekildiğini görmüştüm fakat ben aynı şeyi hissedemedim. Daha önce Bir Çift Yürek isimli eseri okumuştum ve hemen hemen iki eserin konusu da birbirine yakındı. Bir Çift Yürek'de de bir bayan doktorun Avustralya'da yaşayan Aborjinler'e konuk olması ve onlarla birlikte geçirdiği zaman süresince çıktığı ruhsal yolculuk anlatılıyordu. Bir Çift Yürek'de insanlığın temelinde sahip olduğu saf ve samimi duygulara, aslında hantallıklardan kurtularak yaşanan bir hayatın gerçek yaşamı yansıttığına ve sevginin her daim iyileştirdiğine şahit olmuştum. Küçük Ağaç'ın Eğitimi'nde ise asıl amaç bu iken, bu duygular yeterince öne çıkarılmamış bana kalırsa. Bu sebeple kitap bana fazlasıyla yavan geldi.

Bunların yanı sıra eserin çevirisinin çok da kaliteli olduğunu düşünmüyorum. Bendeki kitap 2018 baskılı Say Yayınları'na ait. Başka bir yayınevinden satışı var mı bilmiyorum fakat ben sipariş verirken sadece bu yayınevi mevcuttu. Kitabın genel olarak anlatımı mı bu kadar sıkıcı yoksa çeviriden mi kaynaklı bir durum tam olarak bilemiyorum. Eserde beni rahatsız eden bir diğer unsur ise, Küçük Ağaç'ın büyükbabası ve büyükannesinden öğrendiklerini aktardığı kısımların üst üste sürekli 'Büyükbaba/ büyükanne dedi ki' şeklinde başlayan cümlelerle verilmesi anlatım bozukluğuna sebep olarak okuyucunun kulağını tırmalıyor. Haliyle metnin akıcılığını da bozuyor.

Eserin sonunda ise birtakım şahısların kitaba dair görüşlerine yer verilmiş. Sırf bu yazılardan birini okuyarak bile kitap içinde anlatılanlar çözülebilir. Velhasıl-ı kelâm, büyük umutlarla okumaya başladığım eser beni hayal kırıklığına uğrattı. Sıkılarak, 'Acaba bir sonraki sayfada akıcı olur mu?' diye ümid ederek okuduğum bir eser oldu.
280 syf.
·7 günde·Beğendi·Puan vermedi
Kızılderili bir atasözü der ki:
"İlkbaharda usul usul yürü, toprak ana hamiledir."
Evrenle bu derece bütünleşmiş bu naif insanları nasıl "ilkel" sayabiliyorlar, nasıl incitip nasıl yok ediyorlar?!..

 Evrenin  bütünlüğünden uzaklaşıp parçası olduğumuz doğayı; hükmetmeye, sömürmeye çalıştıkça aslında kendimizi sömürdüğümüzü, bunalımlara, yabancılaşmaya sürüklediğimizi, kendi kendimizi hırsımız ile yok ettiğimizi fark edemiyoruz. Fark edemediğimiz diğer bütün şeyler gibi...
Oysa doğaya bir kulak versek neler fısıldıyor bizlere... Şu amansız koşuşturmaya bir ara verip, dursak, bakmakla yetinmeyip, görebilsek; konuşan  ağaçları, yeniliğe gebe toprağı, her gün bizim için doğan güneşi, ağlayan bulutları, şefkatle saran havayı, öpen rüzgarı ...

Zamanın içinde zamansızlıktan yakınıp duruyoruz. Yaşam telaşesine öyle çok kaptırmışız ki kendimizi arada sırada "yaşıyor muyum?" diye soracak kadar bile  vaktimiz yok.
Hep daha fazlası, daha fazlası için uğraşırken tam her şey tamam olduğunda hiçliğin kıyısında olacağız. " ihtiyacın olanını al daha fazlasını değil." der Kızılderililerin mütevazı hayatları.

Çerokiler; evrendeki her şeyin bir ruhu olduğuna inanırlar. Ancak yüreğiyle bakanlar, duyanlar görebilir bu ruhları.
 Kendilerini yaradılışın bir parçası olarak gördüler; yaradılanın hükümdarı, sömürücüsü değil. Birbirlerine duydukları sevgi ve saygıyı canlı cansız tüm varlığa duydular. Fakat medeni insanlar (!) yerlilere bu saygıyı duyamadı. Vahşetle onları kendi topraklarından sürgün ettiler.  Gözyaşı Yolu'nda ölümlerle ilerlerken hep içlerine döktüler gözyaşlarını, ağıtlarını...

Yitirilen değerlerimizi Kızılderili geleneği ile hatırlatan, yüreği atan bu kitabın;
kendisini, efendisi sandığı zamanın ve paranın aslında kölesi olanlara, modern insanlara(!) bizlere söyleyecekleri var.

Çerokilerin son evlatlarından olan Küçük Ağaç'ın ağzından anlatır yazar, kendi yaşam hikayesini. Bu sese kulak verin 5 yaşındaki çocuktan öğrenin paylaşmayı, sevmeyi, iyiliği, hayatı...
Beyaz Adamın köreltici eğitimini, kendisini mekanikleştirdiği eğitimle körleştiren, duyarsızlaştıran, cahilleştiren yaşamak için saldır, intikamını al, daima bencil ol öğretisini eğitimmiş gibi sunmasını irdeler.

Okuması yazması olmayan ama evrenin sırlarını okumuş, bilge insanlar olan büyükbaba ile büyükannenin felsefi söylemleriyle hem yaşamı hem kendimizi sorgulamaya başlıyoruz. 
Bazen güldüren bazen hüzünlendiren bu hikaye sizi yüreğinizden sarsacak,
mutsuzlukla örülü sanal duvarlarınızda deprem etkisi yaratacak.

 Ve son olarak
Farklı renkleri sindirerek tek renge dönüştürürsek, karanlığın renginde ancak birbirimizi boğarız.

Sevgiyle kalın...
280 syf.
Hani kitap daha sürükleyici olabilir miydi, olabilirdi...
Daha güzel olabilir miydi, tabi ki olabilirdi...
Duygu yoğunluğunu,
Hüznü,
Neşeyi,
Sevinci,
Acıyı,
Izdırabı,
Mücadeleyi,
Azmi daha iyi anlatabilir miydi?
Tabi ki anlatabilirdi...
Bence önemli olan kitapta ne aradığından ziyade ne bulduğun.
Ben Küçük Ağaç'ın Büyükbaba ve Büyükannesiyle olan ilişkisinde kendi çocukluğumu buldum.
Rahmetli dedem ve nenemle özellikle yaz'ın taşındığımız bağ evinde geçirdiğimiz zamanı...
Küçük Ağaç 'ın geceleri "Köpek Yıldızını" seyrettiği gibi, bende dam da uyurken yıldızları seyretmeyi çok ama çok severdim...
Kitap edebi olarak pek bir şey vermiyor olmasa da;
İnsan, hayvan ve doğa sevgisi konusunda çok ama çok şey veriyor...
Ve
Kitabı okumaya başladığınız zaman ya başında,
ya ortasında,
ya da sonunda mutlaka kendinizden bir şey bulacaksınız,
Belki az, belki de çoook.... Ama kendinizden az ya da çok bir şeyler bulacağınızdan eminim...
Belki yitirdikleriniz,
Belki mazide kalan güzel anılar,
Belki de her şeyden çok çocukluğunuza özlem duyduğunuz günler...
O salya sümük Bi halde sokaklarda akşam ezanı saatine kadar sokaklarda oynayan saf masum çocuk. Her şey çok güzel. Ve büyüğünde her şeyin daha da güzel olacağını sanacak kadar aptal bir çocuk...
Neyse...
Çocukluğuna özlem duyan,
Herkes mutlaka bu eseri okumalı...

İyi okumalar, güzel paylaşımlar...
280 syf.
Size de hiç oluyor mu,bazı filmleri bazı kitapları ders olarak okutulması ve izletilmesini istiyorum.İşte bu kitap da tam olarak öyle bir kitap oldu benim için.İstanbul'a yeni taşınmış olmamın etkisidir belki de bilemiyorum.İncelemeye geçmeden önce sırt çantalarınızı ulaşamayacağınız bir yere koymanızı tavsiye ederim zira into the wild ve bir çift yürek karışımı tadındaydı.

6 aylıkken ananem ve dedemin yanına verildiğim,senin yaşlarındayken tüm çiçek isimlerini ezbere bildiğim,hiç arkadaşım olmadığı için köpeklerimizle konuştuğum için sen benim kandaşımsın Küçük Ağaç..

Bir gün bir anne olursam çocuğumu toprağı ayağına değecek şekilde yetiştireceğim demiştim.Doğayla iç içe büyüyen bir çocuk olmanın tadına varmış olanların beni gerçekten anlayacağına da eminim.Kitaptan hayattan öğrenemeyeceğim birçok şeyi öğrendiğime inanıyorum aslına bakarsanız.Dikkatimi çeken diğer bir husus Da şu oldu,yerli halka vahşi diyen beyaz insanların Küçük Ağaç'ı yetiştirme yurdunda dövmesi.Köpeklerini bile öldükten sonra kucaklayıp o şekilde gömen insanlara vahşi diyebilmek...Bir gün çocuğum olunca ona izletmek istediğim filmlerden birkaçı Çizgi pijamalı çocuk,cennetin çocukları başta olacak demiştim.Kitap olarak da okumak istediğim kitaplar listesine yazdım bu kitabı da anlayacağınız.Birlikte küçük ağaç gibi rüzgarı dinlemeyi,gidişatı,dostluğu öğreneceğiz.Sonunda büyükbaba ve büyükannenin ölümünde bir iki damla yaş bırakmadım desem yalan söylemiş olurum.Diyebilecegim şu ki okuyun,okutun Hatta ders olarak gösterilsin tüm bunlar,vahşi diye nitelendirdiğimiz insanların bir çocuğu ne kadar güzel eğittiğini görelim,eğitim diye bize verilen şeyin Aslında eğitim olmadığını yetkili mercilere gösterelim.Doğayla daha çok iç içe olacağımız günler temennisiyle..
280 syf.
·57 günde·Puan vermedi
muhteşem bir kitap daha bitti.çok çok güzel bir kitap.Şehrin bunaltıcı ortamından kaçıp doğaya sığınmak isteriz ya huzur bulmak için işte bu kitap bizi doğanın eşsiz huzuruna götürüyor.Menekşelerin, çamların,çınarların mis gibi kokusunu hissedeceksiniz, rüzgar değecek teninize, yazın sıcak güneşi ısıtacak vücudunuzu, kışın buzu, karı çıtırdayacak ayağınızın altında, baharın eşşiz güzellikleri renkleri içinde yürüceksiniz, dağların tepelerine çıkıp güneşin doğuşunu izleyeceksiniz,tatlımı tatlı bir büyükanne ve büyükbabanız olacak sizinle konuşan gereksiz sözcükleri atıp samimi sözcükler ile seslenecek.öksüz kalmış 5 yaşında bir çocuk önce babasını sonra annesini kaybediyor kızıldereli soyundan gelen büyükanne ve büyükbabasının yanında yaşamına devam ediyor.Öyle güzel eğitiliyor ki onların yanında sıcacık bir yuva içinde yaşamına devam ediyor.Yaptığı en ufak bir işten gurur duymasını sağlayacak övgülerle.Doğaya en büyük saygıyı gösteren topluluğun kızıldereliler olduğunu birkez daha öğrenmiş oluyoruz.Muhteşem bir eğitim, insana, hayvana, doğanın en küçük bitkisine saygıyı görmüş olacaksınız.kesinlikle alıp okumanızı tavsiye ediyorum.

Yüreğinizde ki sevgiyi çocuklardan esirgemeyin :))))
320 syf.
Sosyoloji'ye giriş yaparken okuyabileceğiniz en muazzam ve basit bir kitap olur kendisi. Amerika toplumları ve toplumların degisim sürecini görebilmek icin guzel bir kaynak olur. Mc Donald's uzerinden giden kitabimiz diğer önemli fast food markalarını da işin içine katarak, kitabı daha da zevkli hale getiriyor. Her ne kadar son zamanlarda basımının olmadığını duyduğumda uzülsem de; bulduğunuz yerde bırakmayın.
280 syf.
·6 günde
Bu kitap hakkında ne söylesem eksik kalır. Ama henüz kitabı okumayanlar için, okumaya teşvik edici bir şeyler söylemek zorunda hissediyorum kendimi. Çünkü bu kitap insanı derinden etkiliyor!
Küçük Ağaç'ın Eğitimi, kitabın yazarı Forrest Carter'ın otobiyografik kitabıdır. Bu kitapta Kızılderili küçük bir çocuğun -Yerli adı Küçük Ağaç- ağzından, kendi yaşam hikayesini öğreneceksiniz. Küçük Ağaç'ın çocukluk yıllarında, büyükannesi ve büyükbabasından edindiği bilgi ve deneyimlere şahit olacaksınız. Bu muazzam kitabı okurken o kadar farklı duygular hissedeceksiniz ki; bittiğinde kendinizi hüzünlü, hayatta olan ve daha önce olmuş olan adaletsizliklere, kötülüklere karşı sitemli ama bir o kadar da güçlü bulacaksınız.

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 3 okur beğendi.
  • 3.185 okur okudu.
  • 157 okur okuyor.
  • 1.748 okur okuyacak.
  • 75 okur yarım bıraktı.