Şerafettin M. Yaltkaya

Şerafettin M. Yaltkaya

Çevirmen
8.8/10
611 Kişi
·
1.996
Okunma
·
0
Beğeni
·
104
Gösterim
Adı:
Şerafettin M. Yaltkaya
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
168 syf.
Kendini bilen Rabb'ini bilir.
Nefsini bilen Rabb'ini bilir, hayır hayır, Nefesini bilen Rabb'ini bilir.
Öz'ü bilen töz'e ulaşma gayreti içinde olan Öz'e varır.

Gece vakti ayak ucunda akıl yürütmeler yapalım biraz;
Özlemek nedir? Sözcüğün kökeni öz. Peki insan kimi özler? İnsan evvelden bildiğini özler, salt yakınlık duyduğunu özler. Özlemek, bütünlemek; eksikliği tamamlamak manasına da geliyor. Sana yakın olanı, senin yakın olduğun O zat'ı bilmek, özümlemek, özlemek, özütlenmek... İşte bir biçimde özlemek.

Bir biçimde diyorum zira herkes çok başka yollarda arıyor özünü. Bu dünya sahnesinde malayani işlerle saniyelerimizi dakikalara, dakikaları saatlere ve onları güne; ömre yayıp zayi ediyoruz. Fikretmediğimiz, "fam" etmediğimiz bazı mühim müşkiller var; başta bir öz var.

Evrende bulunan bileşikler, karışımlar, moleküller ve atomlar, hüveler, kuarklar ve daha nicesi bir bir yalnız Bir'i tesbih ederek varlığının ispatı oluyor. Cem'i zıddeyn muhaldir, buna lafz-ı latife göre öyleyse denebilir ki bir şey ya yaratılmış yahut kendi kendine türemiştir. İkisi bir arada bulunamaz. Peki ya "karanlık" öyleyse aydınlığın zıddı değil midir? Küçük bir izah olması bakımından p ise q önermesine varacak, p, q ise q da p'dir önermesine yol alacağım. Aristo mantığına başvuracağım. Değillemeyi seçeceğim burada bilhassa.

Karanlık, aydınlığın zıddı değil; ışığın yokluğudur. Vurgulamak istediğim nokta " aydınlık kaynağının" yokluğu değil, aydınlığın yokluğu olması. Karanlık, ışığın yokluğuysa; cem'i ziddeyn muhaldir önermesini avam diliyle ispatlamış olduk.

Nefesini bilen'e dönmek istiyorum. Evrenin ilk arkhesi kabul edilen "hava"ya. Hava, yaşam kaynağı kabul edilerek özün bir formu kabul edildi Antik Yunan'da. Çok da kadim bir inanış olarak hala bir itibarı vardır. Tek bir an bile nefes almaması düşünülemeyen; katman katman hava içeren bu küçük gezegeni algılama biçimimiz işte bu kadar mikro boyuttaydı. Mikrodan makroya; tikellerden tümellere varmaya çalışıyorduk. Tümel'i, tümellerin bilgisini bilenin, bilginin, hakikatin peşinde oradan oraya sürüklenmemiz de bundan. Bilme; insanı ayakta tutan ara sıra sarsan çokça yoran enerjisi büyük istek.

Kitapta tam da bu manada bir girişimi görüyorum. Bir bilme gayreti, manayı "öz"ümseme gayreti. Daha ilk sayfalarda İbn Sina'nın yazdığı sayfalarda şöyle düşünmeye başladım; gölgeler. Gölgeler ne çok hayatımızı karartmış Allah'ım?! Ne kadar boğulmuşuz vahdeti ararken kesrette. Bu da imtihan elhamdülillah. Eh, biraz mağara alegorisini burada anlatmanın vakti geldi.

Normlarımız, cehaletimiz, sanrılarımız, yaşadım bildim diye bunların zerreleriyle yetindiklerimiz; gölgelerin gölgesi. Karanlığın en şatafatlı en kör eğlencelisi. Zincirlerine bağlı iman özünü yakalayamamış dünyevi zevk ve safahat içinde yaşayan biz biçareler; acizler, fakr kokan cesetler. Sayımızın artışıyla gölgelerimiz esasen kof kirlilik olan gölgeler, içi boş eğlencelerimiz; kendimizi tatmin etme isteğimiz.

Eğlencelerinden kurtulmak istemeyen anut nefslerimiz. Yaka silkip asla kovmaya kıyamadığımız belki bizatihi ahiretine kıymalarımız. Ne yârdan ne serden geçmezliğimiz.

Korkularımız, kabuğuna ve belki mağaralarına; inlerine saklanmış cesareti olmayan kokuşmuş üstü safî şeytani kokularla örtülü giysilerimiz; çevremiz; mağaramız. Dışarıdan gelen hakikat sesine kulak tıkamışlığımız; gözleri açamayacak kadar karanlığa alışmışlığımız, Güneş'i yok saymışlığımız; bizi bilene, bizi görene sırt çevirmişliğimiz ve kahrolası bir nefsimiz var.

Tebliğ ediciler, mesaj göndericiler, Hakk'ı Bir bilip bıkıp usanmadan zincirlerimizin kilidini açan bizi üzmeden, tenimizi; gönlümüzü acıtmadan, kırmadan mağaradan çıkarmak için uğraşan binlerce sese yönelme istidadı olan bir ulu vechimiz var.

Kitap özelinde birkaç şey eklemek istiyorum; İbn Sina'nın ve İbn Tufeyl'in aynı isimli iki eserinin bir arada basımı olan bu kitapta İbn Sina'nın teşbihlerini maalesef yetersiz buldum. Bir zıtlık, ikirciklik durum oluşturma gayretini haddim olmayarak kadın-erkek -zahiri- üzerinden ilerletmesini maalesef yersiz buldum.

İbn Tufeyl'in Hay Bin Yakzan'ı ise tek kelimeyle "enfes"ti. Baştan sona akla yatkın teşbihler, yerinde yararlanılmış Kur'an ayetleri, esinlenmelerin hakikatli bir isnadının olması mükemmele yakındı. İbn Tufeyl'e hayranlık duyma sebebim.

İbn Tufeyl'in Hay Bin Yakzan'ında çok oturaklı bir kombinasyon, çok yerli yerinde bir kronoloji de yer alıyor. Birçok peygamberin yaşantısından misallerin uyarlanması, Hz. Âdem, Hz. Musa hele ki Hz. İbrahim'in arayışına olan o latif göndermeler... Habil Kabil meselesi, ilk ar duygusunun peydah oluşu peyderpey ifade edilişi.

Benim gibi öz'e, asl'a hakikat'e çok meraklı olanların okumasını da salık veririm. Etimolojik sözlük kullanarak Kur'an okumaları yapanların ne demek istediğimi daha iyi anladığını biliyorum.

İyi ki okudum dediğim bir eser.
"Uğrumda mücahede edenleri elbette yollarımıza eriştireceğiz."( Ankebut, 69)

Allah mücahede eden, tefekkür edenlerden eylesin.
168 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Yaklaşık 800 yıllık bir ayıbı 500 küsur kişiyle düzeltmeye çalışmanın mutluluğuyla...

Doğu'yu Keşfet maratonumuzun ilk kitabı olan Hay bin Yakzan oldukça güçlü bir felsefeye sahip. Değeri hâlâ anlaşılamamış alegorik bir metin olan Hay bin Yakzan'da şu 3 temel soruya yanıt aranır:

1) İnsan kendi başına, hiçbir eğitim almadan sadece doğayı gözlemleyerek ve düşünerek "insanıkâmil" seviyesine ulaşabilir mi?

2) Gözlem, deney ve akıl yürütme yoluyla elde edilen bilgiler, vahiy ile çelişir mi? Başka bir deyişle din ile felsefe ve daha dar olarak da bilim çelişmez mi?

3) Mutlak bilgiye ulaşmak bireysel midir ve bunu herkes başarabilir mi?

İbn Sina ve İbn Tufeyl'in Hay bin Yakzan eserleri ile Salaman ve Absal öyküsüne dair 40 dk.ya yakın uzun bir özet yapmaya ve eserlerin öneminden bahsetmeye çalıştım.

Hay bin Yakzan | Bu Ayıp da Bize 100 Yıl Yeter

https://youtu.be/q2_6Z3xaTqQ

Elbette söylenecek çok şey var ve eser alegorik bir metin olduğu için farklı yorumlanmaya oldukça müsait.
170 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10 puan
Hay bin yakzan; her daim uyanık kalan ruhları diriltmeye ve düşünürek aklı kullanmaya anahtar olarak "Uyanıkın oğlu diri" anlamına gelmektedir.
Issız bir adada bir başına yaşam mücadelesi veren,doğa ve tabiatla başbaşa kalan ve hayat süren, hakikati arayarak kurtuluş arayan, akıl ve muhakeme yoluyla bilgiye ulaşabilen hay bin yakzan.
İbn Tüfeylin bu eseri, baştan sona akla yatgın teşbihler, yerinde kullanılmış Kur'an ayetleri, esinlenmelerin hakikatli bir istinadının olması eseri muhteşem ve ölümsüz yapmıştır.
170 syf.
·4 günde
İlk "felsefi roman" ve ilk "robinsonad/adasal roman", Tanpınar'ın deyişiyle "Müslüman aleminin tek romanı"...Kimilerine göre Robinson Crusoe ve diğer bir çok kitabın etkilediği bir kitap. Böyle ilgi çekici bir künye karşılıyor bizleri.
Hay bin Yakzan ya da Esrar'ül Hikmeti'l-Meşrikiye. Kitabımız aslında iki ayrı kitabı bulunduruyor. Birincisi Orta Çağ'ın büyük hekimi İbni Sina'nın Hay bin Yakzan'ı, ikincisi ise Endülüslü filozof İbn Tufeyl'in Hay bin Yakzan'ı ya da diğer adıyla Esrar'ül Hikmeti'l-Meşrikiye'si. Neden böyle birarada basılmış? Çünkü karşılaştırmalı okuma yapmanın gerekliliği doğmuş bu eser için. Birbirinden farklı iki eser olmasına rağmen birbirine karıştırılmış.

Kitapta sembolik bir anlatım seçilmiş ve Kur'an'dan ve hadislerden birçok motif var. Okurken zihninizin sınırlarını zorlayan bir kitap. Sindirmesi biraz zor. Anlamak için kitaptaki gibi üzerine düşünmek gerekiyor. Felsefeye biraz ilginiz varsa daha güzel bir okuma oluyor.

Kitapta İbn Tufeyl, zamanında büyük tartışmalara yol açan üç ana sorunu çözümlemeyi amaçlıyor:
1. Bir insanın hiçbir eğitim almadan da düşünce ve tefekkür yoluyla Tanrı'yı ve dünyadaki düzeni anlayıp kavrayabileceğini,
2. Gözlem, deney ve düşünme yoluyla elde edilen bilgilerin vahiy yoluyla gelen bilgilerle çelişmeyeceğini,
3. Mutlak bilgilere ulaşmanın tüm insanların başarabileceği bir şey olmadığını göstermek
istiyor.

Ilıman bir iklimde ıssız bir adada kimsesiz bir bebeğin, yavrusunu henüz kaybetmiş bir ceylan tarafından bulunması ve sahiplenilmesi ile başlıyor hikaye. Hay, adada bulunan canlılardan farklı olduğunu yaşaya yaşaya öğreniyor ve adada diğerlerinden 'akıl' nedeniyle üstün olduğunu keşfedip kendi refahını sağlayınca - tüm zamanlarda olduğu gibi - sorgulama ve tefekkür başlıyor yani felsefe.

Oluş ve bozuluş aleminin(dünya) ve içindekilerin neden var olduğu, bu düzenin nasıl oluştuğu, amacını sorguluyor. Adım adım hakikate ve Öz'e ulaşıyor. Tabi 15li yaşlarda başladığı bu yolculukta son raddeye varıp insan-ı kamil mertebesine varması 50 yaşına dek sürüyor. Varlığın özünün hakikatine ulaşınca ise o mertebeden ayrılmak istemiyor. Ama bu sefer de avucu gibi bildiği adada daha önce görmediği bir şey görüyor : kendine benzeyen bir canlı, bir insan! Yine beşer tarafı ve merak tarafı ağır basıyor ve insanlardan uzaklaşıp dinin hakikatini tefekkür etmek için ıssız olduğunu sandığı adaya gelen Absal ile anlaşmaya çalışıyor. Önce "insan dilinde konuşmayı" öğreniyor ve Absal'ın kendisine tebliğ ettiği son peygamberin bildirdiklerinin kendi ulaştığı sonuçlarla aynı olduğunu görüyor ve iman ve tasdik ediyor.

Hikaye Hay'ın, Absal'ın adasına tebliğ için gidip orada diğer insanların hakikate kapalı olmasıyla uğradığı hayal kırıklığı ve dersle bitiyor. "Bütün kalplerin ve gözlerin başka türlü olacağı günün korkusu görülmüyordu hiçbir yürekte."

Ben okurken bazı yerlerde zorlansam da çok sevdim kitabı. Yaşadığımız "modern" dünyada aslında göremediğimiz şeyleri az da olsa düşündürmesi açısından sevdim. Ve bize göre 1000 yıl önce yaşayan insanların neler üzerine düşünüp neleri anlamaya çalıştıklarını görmek bakımından düşündürdü. Ali Ural'ın Raf Ömrü kitabı sayesinde tanıdığım ve unutmayacağım bir kitap oldu. Şimdilik benden bu kadar :)

youtube: youtube.com/rafokur
168 syf.
·4 günde·Beğendi
Eser, hikâye türünde yazılmış felsefi ve imgesel bir roman.
Kitap iki bölümden oluşmuş.
İlk bölümde İbn Sina, Hay bin Yakzan hikâyesini yazarken duyguyu, davranışın eylemini, nesneleri sembollerle ifade ederek alegorik bir anlatım sergilemiş.
Ikıncı bölüm İbn Tuyefl'e ait felsefi romandan oluşmuş.
Romanda üç önemli konudan bahsetmiş.
1. Hay, eğitim almadan doğada düşünerek, gözlem ve deney yaparak tek başına akıl yoluyla hakikate mutlak varlığa ulaşan filozofdur.
2. Abdal vahi yoluyla eğitimle hakikate ulaşan Sufi'dir.
3. Salaman ise softa bir âlimi temsil etmektedir.
Vahi yoluyla gelen bilgiler, düşünce yoluyla bulanan bilgilerle örtüşünce felsefe ve din arasında uygunluğa dikkat çekmiş.
Eser, üç şahısta felsefe, tasavvuf ve şeriat üçlemesini dile getirerek ezeli hakikatın farklı ortaya çıktığını göstermektedir.
Gerçeğe ulaşmak için bireysel araştırmanın ve başarının önemine vurgu yapmış.
Beğenerek okuduğum bir kitap.
İyi okumalar dilerim.
170 syf.
·6 günde·Puan vermedi
Hay bin Yakzan,
İslam tarihinin güzel örneklerinden biri. Eser ismiyle yazıldığı dönemi temsil etmesiyle de dikkat çekicidir.
Aslında bu eser iki kitabın bir araya getirilmesiyle oluşturulmuş. Aynı içeriğe sahip birbirine yakın eseri karşılaştırma kolaylığı sağlamak için tek kitapta iki bölümde sunmuşlar.

Iki kitap olduğu için uzun bir inceleme olacak.


Kitap bitince derin bir soluk alıyor insan. Çünkü gerçekten sabır isteyen bir eser. Hele ki ilk bölümü itibariyle belki çoğu okuyucunun pes etmesine sebep olabilir. Ama ilk bölümdeki soyut ve felsefik kavramları başarıyla atlatınca kitap size dayanmayıp akıp gidiyor...

Bu eseri okumak isteyenlere nacizane tavsiyem ilk sayfadan okumayıp ikinci bölümdeki İbni Tufeyli'nin kaleme aldığı bölümle başlayıp daha sonra İbni Sina'nın kaleme aldığı bölümü okumalarını tavsiye ederim. Okuduktan sonra böyle bir fikre vardım. Hem ilk bölümün o zor, kapalı ifadelerini anlamayı sağlar hem de bütünlük sağlanmış olur.
Hay

Bilgilenme ve Tanrıya ulaşma yolunun, Hay bin Yakzan 'ın serüveni çerçevesinde somutlaştırılmış öyküsü.. der bir yerde yazar.
Yani bir serüven, yolculuk..
İbni Tufeyli'nin anlattığı kısımda 'Hay' bir adada varolması( bu konuda da iki varsayım öne sürülür: kendi kendine var olma ve başka bir adadan yalnız kaldığı adaya gönderilme) ve ceylan tarafından korunup beslenmesiyle hayata tutunuşu anlatılır. Bu aynı zamanda Hay'ın -hikayenin genelinde de okuyucuya ders olarak verilen ana fikir aslında- tefekkür ederek yüce yaratıcıyı bulmasını anlatıyor. Yaşam savaşı temelinden başlıyor ve sona doğru gök cisimlerinin sorgulanmasiyla temel Öz'e dayalı sorgulamalar yaparak herkesin yapması gereken davranışı gösteriyor. Daha da ilginci İbn-i Sina bölümünde ön planda olan Salaman ve Absal öyküsünün vahiy kaynaklı, dini temsil eden kahramanı Absal, hikaye sonunda Hay ile karşılaşır ona insan olduğunu gösterir ve Absal, adadaki inziva sayesinde Hay'ın mertebesine varır. Bu da gösteriyor ki tefekkür ile elde edilen ilim hazır olandan daha kıymetlidir. Aslında hikâyede önemli birçok nokta var ancak inceleme hayli uzadığı için üstünkörü değinmek istedim.
Bu hikaye birçok eseri ve sanatçıyı etkilemiştir. Özellikle ada hikayesi Daniel Defoe bunların en bilinenidir. Kitapta buna sıklıkla değinirler hazırlayanlar. Benim de aklıma bir hayli eser geldi: Simyacı, hz.Adem'in hikayesi, tabiki Daniel Defoe, Habil ile Kabil, Sokrates'in varlıkların ilk isimlerini öğrenme metodu vb.

Bunlarla birlikte kitaptan alıntıladığım aşağıdaki yorumlar eser hakkında daha fazla bilgi sahibi olmanızı sağlar:

Sembolik öğeler ağırlıktadır.
Ibn tufeyl bu eserle üç büyük probleme çare aramaktadır:
1 insan eğitim almadan doğa üzerine çözümleme ve muhakeme yaparak insan ı kamil aşamasına ulaşabilir
2 gözlem deney ve düşünme yoluyla elde edilen bilgiler vahiy yoluyla gelen bilgilerle asla çelişmez yani din ile felsefe birbiriyle uyumludur.
3 mutlak bilgilere ulaşmak her insanın erişebileceği özellik değildir. Yüce gerçekliklere ulaşmak bireysel bir olaydır.

Hay bir adadadır, hakikati bulma amacındadır. Absal sufi eğilimli vahye dayalı inancı, dini temsil eder.
Felsefi romanla birlikte ada romanı türünün de ilk ürünüdür.
Bu eser batıda birco k düşünürü, sanatçıyı ve sanatı etkiledi.
Daniel Defoe, Tomas More, jj Rousseu Emil, Hay bin Yakzan 'dan etkilenmiştir.
Ne yazık ki bu kadar geniş çapta etki bırakmasına rağmen biz her sanatçıda olduğu gibi bu sanatcı ve eserinde de geri kalmışız ve çoğumuz tanımıyoruz bile..
Yazarın sunuş kısmındaki son sözü kıymete değerdir:
Hay bin Yakzan, Platonun mağara eğretilmesine mahkum olduğumuz günümüzde mağaradan kaçmayı başararak gerçekler dünyasıyla tanışan ve dönüp arkadaşlarını aydınlatmayı amaçlayan gayret eden bir kişi rolündedir. Umarım bu eser okuyanlarda da aynı bilkinci ve gayreti oluşturur...

Sinirler ruhtan yardımı beyin aracılığıyla alırlar. Beyin de ruhtan alacağını yürek yoluyla alır. Sf. 102
170 syf.
Bir muammadır yaşam. Muammadır ölüm. Muallakta kalan bilgiler topluluğu ile hangi gerçekliğe erişebilir ki insan? En özüne indikçe varlığın nefesini duyuran bilgi hangisidir? Varlığı fena hale eriştirip sırlara vakıf edecek olan nedir?

Önceden beridir düşünürüm; bir yerde doğmak elimde değildi, ailemin dini elimde değildi, bilgilere erişip erişemeyeceğim elimde değildi. O halde dini seçebilecek yetiye nasıl sahip olabilirim? Dünyanın bir ucunda, kendi kabile dansları ve yaşam ritüelleri dışında bir bilgiye sahip olmayan insanlarda din veya inanç gibi bir kavramdan sorumlu mudur?

Hay bin Yakzan kitabı, işte tamda bahsettiğim dünyanın ortasında, bir adada bulunan birinin hikayesi.  Dünyaya gelişi varsayımlara sahip olsa da her halükarda kendi kendine yolculuğun, nesnelerden ruha, ruhtan evrene, evrenden Özne'ye varan bir ömrü uzun saymaya yetecek bir yolculuğun hikayesi. Her şey düşünmek ile başlıyordu. Düşünmenin dilini çözen insan için arayışındaki keşif gözleri her daim diri kalıyordu. Ateş, toprak, hava, su. Dört elementten bitkilere, oradan daha karmaşıklaşarak hayvanlara erişen, cisimleri ayırt edebilme, onların yetkinliklerini fark edebilme süreci en son kendine dönüyordu. Gövdesi ve onun kabiliyetlerini kavrarken ölümle karşılaşan Hay için gövdenin değeri yitiyordu. Değerli olanın, bir müddet gövdede bulunup onu terk eden şey olduğunu anlıyordu. Gerçek manada çabası ve düşünmesinin saydamlığı Hay için her bir basamağı çıkmasında ışık oluyordu. Nesneler ve duyulur dünya içerisinde sıkışmış halde iken "Nesnelere sahip oldukları yetileri veren güç nedir?" sorusu yönelişini yükseltiyordu. Algılanabilen ve aitliğin olmadığı bu dünyadan içinde barındırdığı şeyin ait olduğu yere kanatlanışı idi bu yükselişe sebep. Ve evren koskaca bir cevaptı önünde. Evren var oluşu nasıl olursa olsun onu var eden veya hareketini oluşturan güç olarak Özne'ye, Zorunlu Varlık'a, Yaratıcı'ya varıyordu.

Bir Yaratıcı'nın varlığını kavradıktan sonra baktığı her şey bir sanat yapıtına dönüşüyordu. Her bir zerrede aradığı şeyin gücünü sezebiliyordu. Tefekkür ile kavradığına erişebilmek istiyordu. Ve insan yaratılmışların en şereflisi olarak özünde nice sırlara sahipti. Hay adım adım yürüdüğü yolun sonunda var olmanın ve kendinin sırrına yol almaktaydı. O ki ne adının insan olduğunu biliyordu ne de bizler gibi bir konuşma diline sahipti. Lakin zihnin ve kalbin berrak dili onu nice bilimlere ve bilgilere eriştirmişti.

Hay bin Yakzan her daim uyanık kalan ruhları diriltmeye ve düşüncenin soruları ile aklı aydınlatmaya bir anahtar olacaktır. Bizlere de düşen onun eriştiği bilgileri daha iyi sorulara ayrıştırarak dünyadaki varlığımız son bulmadan iyi bir şeyler bırakabilmektir sanırım. Tekrar tekrar okunmalı bu eser, eminim okunan vakte ve birikime göre bambaşka izler bırakacaktır.

Güzel okumalar dilerim...
170 syf.
·26 günde·9/10 puan
Sadece İslam Doğu edebiyatı içindeki eşsiz yeri ile değil dünya edebiyatı üzerindeki etkisiyle de tarihinin en önemli eserlerinden birine tanıklık etmenin sevinciyle yazıyorum bu incelememi. Tarihin en büyük simalarıyla diyalog kuruyormuşçasına yakın olmak/olabilmek ne büyük bir nimet. Burayı övgü ve methiyelerle bürüyebilirdim lakin benden önce inceleme yazanların bunu hakkıyla yaptıklarını düşünüyorum. O yüzdendir ki; hem zihnimdeki Hay Bin Yakzan'ı unutulmaz yapmak hem de geleceğin geçmişine hatıra bırakmak için sözlerimi ardı ardına sıralıyor ve bundan sonrasında "spolier" olduğunu hatırlatarak bu paragrafı sonlandırıyorum :)

Hüseyin bin İshak’ın Yunanca’dan çevirdiği, Absal ile Salaman öyküsündeki alegori anlatım tekniği İbn Sina tarafından öyküleştirilerek anlatı geleneğine dönüşüyor. Bu gelenek birçok yazara ilham olduğu gibi büyük bir deryayı gözler önüne seriyor. İbn Tüfeyl’in Hay bin Yakzan öyküsü ise bu geleneğin en ünlü yapıtı olarak görülüyor. Hayy, Allah’ın isimlerinden biridir ve diri, canlı anlamına gelirken; Yakzan ise uyanık, dikkatli, gözü açık anlamlarına sahiptir..

Evvela kitabımızın ilk bölümü olan İbn Sina'nın Hay bin Yakzan eseri bir gün arkadaşları ile gezintiye çıkan bir filozofu konu ederek başlar. Bahsi geçen filozof, burada ‘gösterişli, sevimli ve muhteşem bir ihtiyar’ görür. Bu adam, ilerlemiş yaşına rağmen, şaşılacak kadar dinçtir. Filozof, bu adam ile tanışarak adının Hay bin Yakzan olduğunu öğrenir. Hay bin Yakzan, ona, evrenleri gezdiğini, tüm gerçekliği kavradığını ve her nesneyi bildiğini söyler. Bunun üzerine, filozof ile yaşlı adam, ilmi meseleler hakkında derin bir sohbete başlarlar..

{Bu derin sohbet biz okuyucular için oldukça üst perdeden yapılır. Fakat bunu mazur görmeliyiz zira bahsi geçenin İbn Sina ve bir hikayeden ziyade hakikati anlatma niyetinde olduğu unutmamalı..}

Bu sohbetin ilk konusu feraset ilmidir. Hay bin Yakzan, feraset ilminin, insanları tanımada ve onlara karşı takınılacak doğru tavıra ulaşmada çok önemli bir yol gösterici olduğunu söyler. Bu ilmin ışığında filozofa verdiği ilk tavsiye, kendisine ayak bağı olan arkadaşlardan kurtulmasıdır. Bunun yanı sıra Hay, insan tabiatına ve hasta tabiatlı insanların özelliklerine dair kimi bilgileri aktarmakta ve bu tabiatlarında çeşitli hastalıklar bulunan insanlarla baş etmenin yollarına dair tavsiyeler vermektedir. Ve nitekim tek kalan filozofa Hay, yerin üst ve göğün altında bulunan sınırlardan bahseder. Bu sınırlarda bulunan ülkeler, iklimleri ve insanları oldukça sembolik, bir anlamda da masalsı bir dil ile ortaya koyar. Son bölümde ise gitmesi zor, ulaşması meşakkatli bir yerden ve bu bölgenin yöneticisinden bahsedilerek bu bölgenin insanlarının olağanüstü, güzel özellikleri övgüyle anlatılır. Övgüden en büyük payı alan, bu bölgenin yöneticisidir. Hay’ın son sözü, filozof istediği takdirde, kendisini ona ulaştırabileceği vaadidir..

.......... ikinci bölüm........

İbn Tufeyl'in yazısına baktığımızda, konu bir ceylanın Hay’ı bularak onu büyütmesine ayrılır. Bir gün anne ceylan ölür. Bu noktadan sonra Hay’ın çeşitli akıl yürütmeleri ve gözlemlerine dayarak sahip olduğu bilgiler ışığında ölümü anlama çabasına yer verilir. Hay’ın bizi canlı kılan şeyin ne olduğunu anlamanın peşine düşer. Ateşi farketmesi, alet yapmaya başlaması ise devam eden yolculuğunun parçalarıdır.

Hikayemiz yaşamını belirli düzene sokmayı başaran Hay’ın, varlığın özüne doğru yaptığı yolculukla devam eder. Vakit geçtikçe Hay, ruh ve neslere dair yaptığı akıl yürütmelerle birlikte astronomik gözlemlere de başlamıştır.Tüm duyulara ve akla dayalı pratiklerden sonra Hay, bir yaratıcı zorunlu olduğu çıkarımına ulaşır. Bu, herşeyi yaratarak, aleme mükemmel bir düzen veren mutlak ve tek yaratıcıdır!

İnsanın gerçekliği, insanın mutluluğu gibi konuları inceleyen Hay bir gün kendisi gibi bir insanla yani Absal ile karşılaşır. Absal ise aynı peygamberlerin yaptığı gibi bir uzlet hayatı için adaya gelmiştir. Hikayenin bundan sonraki kısmı; iki ayrı dünyaların insanını ve tek hakikate giden yolu konu edinir..

Son Söz’de ise İbn Tufeyl, herkese açıklanmayan önemli hikmet ve sırların anlatıldığının, bu bilgileri herkesin anlayamayacağının altını çizer.
170 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10 puan
Merhaba sevgili okur,
Hay Bin Yakzan, anlatı türünde yazılmış, enfes bir kapağı olan ve algılaması hayli zor bir eserdi.Tanpınar “Müslüman âleminin tek romanı.” olarak bahseder Hay Bin Yakzan’dan. Kitabın neredeyse yarısı önsözden oluşuyor ve bence bu bile kitabı anlamak için yeterli olmuyor. Kitapta fazlaca bilimsel ve felsefi terim yer alıyor, birçok felsefeciden ve düşünürden bahsediyor. Elimde sözlükle okudum desem yeridir.
#
Okuma esnasında tam anlayamamış olmanın huzursuzluğu hissettim ancak kitabın bütününe baktığımda bir nebze rahatladım. Kitabın hakkını vererek okumuş olmak dileğiyle puanım 10/10 efenim. Mutlaka tavsiye ederim, hatta size kattıklarını benimle de paylaşmanız, aydınlanmama katkı sağlayacaktır.
#
Bundan sonraki kısım kitabın içeriği ile ilgilidir. Tat kaçıran bilgi içerebilir. Bence kitapta olay örgüsünden ziyade, ne anlatılmaya çalıştığı daha önemlidir ancak okuyup okumamak tamamen sizin tasarrufunuzda kalmıştır efenim.
#
#
#
Hay, ıssız bir adadadır. Bu adaya geliş iki farklı bakış açısıyla sunulur okura. Hay 7 yaşına kadar hayvanlar ve kendisi arasındaki farklılıkları inceler ve utanç duygusunu tanır. Sonrasında ölüm, can, yaşam ve ölümün nedenlerini araştırmaya başlar. Az ve ilkel malzemelerle kendince sonuçlar çıkartır ve kendi türünden olanları arar.21 yaşına kadar deneme yanılma yoluyla hayatını kolaylaştıran malzemeler yapar, kendisinin ve hayvanların doğasını tanır ve hayatını yoluna koyar.28 yaşına kadar düşünerek, madde, cisim, su, oluşum ve bitki gibi varlıkların yaratıcı yoluyla oluşturulduğunu fark eder. 35 yaşına kadar gökbilim ve evren üzerinden tanrının yaratıcılığını ve tekliğine ulaşır ve bu gerçekliği kanıtlarla açıklar. 50 yaşına kadar tefekkürle, yokluğa (fenafillah)ulaşır. Çürüyebilen,değişen,aciz bedeninden kurtulup sonsuz kurtuluşa ermeyi diler.Daha sonra her şeyin iç yüzünü anlamaya önem veren Apsal’la tanışır ve sadece gözlemleyerek elde ettiği bilgilerin İslamiyet ile örtüşmesini gözlemler ama kafasında iki tane soru işareti vardır, kısa sürede bu soru işaretlerinin cevabını insanları doğru yola iletme çabası sırasında bulur.

Yazarın biyografisi

Adı:
Şerafettin M. Yaltkaya

Yazar istatistikleri

  • 1.996 okur okudu.
  • 125 okur okuyor.
  • 1.160 okur okuyacak.
  • 70 okur yarım bıraktı.