Serdar Rifat

Serdar Rifat

YazarÇevirmen
7.8/10
234 Kişi
·
676
Okunma
·
2
Beğeni
·
394
Gösterim
Adı:
Serdar Rifat
Tam adı:
Serdar Rifat Kırkoğlu
Unvan:
Çevirmen, Yazar
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 1956
8 Ocak 1956’da İstanbul’da doğdu. İÜ İktisat Fakültesi’nde lisans, aynı üniversitenin Felsefe Bölümü’nde yüksek lisans çalışması yaptı. Edebiyat hayatına çeviriler yaparak girdi. 1981’de Jean-Paul Sartre’ın Questions de Méthode (Yöntem Araştırmaları) adlı kitabının çevrisiyle Yazko Çeviri Ödülü’ne layık görüldü. Maurice Blanchot, Milan Kundera, John Fowles, Julian Barnes ve daha pek çok yazarın yapıtlarını Türkçeye çevirdi. İlk romanı Parodi Yaşamlar 1994’de Yunus Nadi Roman Ödülü’ne layık görüldü. Öykü, deneme ve inceleme türlerinde de ürünler verdi. İlk öykü kitabıyla aynı adı taşıyan öyküsü O Saatte, O Yerde Almancaya çevrilerek Türkische Erzählungen des 20. Jahrhunderts [Yirminci Yüzyılın Türkçe Anlatıları) başlıklı derlemede yer aldı. 2008’de yayımlanan Kitapların Şenlik Ateşi başlıklı deneme kitabı 2009’da Memet Fuat Deneme Ödülü’ne layık bulundu.

Yapıtları:
Roman: Parodi Yaşamlar, YKY 1. Basım 1993; Don Kişot Yay.2. Basım 2003; Dil Kayması, Don Kişot Yay. 2004; Sürek Avı Don Kişot Yay. 2005.
Öykü: O Saatte, O Yerde Don Kişot Yay. 2003; Ara Adamları Don Kişot Yay. 2007.
Deneme-İnceleme: Kitapların Şenlik Ateşi YKY 2008
Kitaplar, yakmaya kıyamadığımız, ancak düşsel şenlik ateşleri ruhumuzu ısıtan, suskun ve tekinsiz dostlarımız..
Günümüzde, onu "okuyan, yorumlayan" demeyeyim ama, özellikle internetin kaotik aleminde, ondan sürekli söz eden, onu sürekli referans gösteren ve büyük olasılıkla hoşlanmayacağını tahmin ettiğim bir biçimde onunla "içli dışlı olma" ya çabalayan "genç" bir hayran kitlesi de var.
Sözgelimi, bizim yurtta politikacı denilen varlık, Yüce Meclis çatısı altında barınan ve saygıdeğer bir kisveye bürünmeyi çok iyi bilen bir çeşit kötü ruh gibi bir şey demekti.
Sözcükleri eskiten sadece geçen yıllar değil, insanların onları hoyratça ve düşüncesizce kullanmalarıydı...
Serdar Rifat
Sayfa 234 - Donkişot
Geçmişe her arzu ettiğimizde dönme ya da geleceği görme olanağımız olabilseydi, o zaman, geleceğe yönelik tasarı sahibi varlıklar da olamazdık. Yani insan olmanın önemli bir boyutunu da kaybederdik. Geçmişe dönebilme yeteneğimizle bir çeşit tanrı statüsüne ulaşırdık ama geçmişe dönebilme bizlere zorunlu olarak geleceğin bilgisini de vereceği için, insalığın özü olan beklenti, tasarı, özgürlük gibi öğelerden yoksun olurduk.
İnsan acaba niçin zaman zaman aynadaki yansısını adeta başka biri olarak görme duygusuna kapılıyordu? Fiziksel varlığımız tinsel varlığımıza oranla çok daha durağan ve katı olduğu için mi?
246 syf.
·Beğendi
Gülünesi Aşklar, Kundera'nın hikayelerinden oluşan bir kitap. Eğlenceli, ironik, akıcı...Dikkatimi çeken husus, Kundera'nın erkek kahramanları zaman zaman birbirinin kopyası gibi. Sanki hepsi "Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği"ndeki Tomas'ın klonlanmış versiyonları gibi. Kundera'yı seviyorum, zira cesur bir adam Kundera, cesur olmasaydı erkekler dünyasını bu kadar aşikâr bir şekilde anlatamazdı kanımca.
480 syf.
·Puan vermedi
İlk defa kitabı elime aldığımda ve Yaratık ismini görünce bambaşka bir kurgu, alışık olduğumuz bilim kurgu, fantastik tarzı bir roman okuyacağımı düşünmüştüm. Ne zamanki sayfalar akmaya başladı, düşündüğümden bambaşka bir dünyanın içerisinde buldum kendimi.
.
Soğuk bir ilkbahar gününde yazarın ufuk çizgisinde imgelediği bir kafile ile başlıyor roman ve bu kafilenin gizemlerle dolu yolculuğuna tanıklık ediyoruz. Fakat o dönemde gizemli kafile ile hareket etmek yerine günümüzden geçmişe bir bakış oluyor roman boyunca.
.
Kilise kurumunun otoritesine karşı gelen, sade yaşamayı, yoksulluğu savunan Shaker mezhebinin yaşamlarını, öğretilerini, hayata bakışlarını romanda temel almış yazar. 18. yüzyıl İngiltere'sinin yaşayış , sınıf ayrımı, törelerine ait verilen bilgiler de romanın çok daha akıcı olmasını sağlamış bana kalırsa.
.
Bir kafilenin ardı sıra başlayan kitap yolculuğu metafizik boyutlara kadar ulaşıyor. Gizem, metafizik, bilmeceler çözmeyi seviyorsanız elinizden bırakamadan okuyacaginiza eminim. Akıcı , elinizden bırakmanıza olanak sağlamayacak sürükleyiciliğinin yanında , bir toplumun törelerine ve yaşantılarına dair de bilgiler bulabileceksiniz. Okumadan geçmeyin dediğim kitaplardan bir tanesi oldu. Sonsuz sevgi ve saygılarımla.
246 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
"Her insan hayatı hesaba sığmaz anlamlar taşır."

"Ah, bayanlar baylar, insan hiçbir şeyi, hiçbir kimseyi ciddiye alamayınca yaşamak ne kadar da hüzün verici!"

Milan Kundera'nın 1958-68 arasında yazmış olduğu yedi hikayenin birleşmesiyle oluşturulan kitap, aslında farklı yerlerde geçen bu iki cümleyle de özetlenebilir. Kundera'nın "yazarken en zevk aldığım romanım" dediği kitap bende aynı etkiyi uyandırmadı. Bunun en önemli nedeni kitaptaki karakterlerle ciddi anlamda bağ kuramamam oldu sanırım. Son bölüm olan "Edward ve Tanrı" parçasını çıkarırsak kitapta şaşırtıcı hiçbir şey yok. Kundera'da alıştığımız üzere, kimlik sorunları, cinsellik ve ikili ilişkiler yoğun bir şekilde işleniyor. Her bölümde de hayata dair önemli düşüncelerin yer aldığını söyleyebiliriz. İlk altı bölümde şahsen beni en çok etkileyen "Kolokyum" bölümü oldu. Beş karakterin de iç dünyalarını, olaylar karşısında tepkilerini çok hoş okuyoruz.

Son bölüm ayrı bir şekilde değinilmeyi hak ediyor, ayrıca güzel bir sinema filmine de ilham verebileceğini düşünüyorum... Bir köyde genç bir öğretmen olan Edward, daha sonra sevdiği kız, Tanrı, müdüre, mesleği ve vicdanı arasında kalıyor. Bu kısa öykü "Var Olmanın Dayanılmaz Hafifliği" gibi uzun bir romana da dönüştürülebilirdi, hoş olurdu bence...
128 syf.
Sosyalizm ile yönetilen bir ülkede karşı devrim olur. Eski başkan yargılanacaktır. Davanın savcı ve hakimleri sosyalizm döneminde yetişmiş ama karşı devrim adına yargılama yapacaklardır.
Roman savcı, devlet başkanı ve dört kişinin yargılamaları TV'den canlı olarak izleme anları ağırlıklı anlatımla ilerliyor. Yazar güzel bir damar yakalamış ama anlatım konusunda bence eksiklikler vardı. Fazla basit kalmış diyaloglar.
256 syf.
Ülkemizde, Fransız Teğmenin Kadını, Yaratık, Koleksiyoncu ve Büyücü adlı romanlarıyla  bilinen İngiliz yazar John Fowles, bu kitabında "yaşam" üzerine tuttuğu notları bir araya getirmiş.

Kitabın temel esin kaynağı, MÖ 5. yüzyılda, bizim topraklarımızda, Efeste yaşamış olan filozof Herakleitosun günümüze ulaşan notları. Kitabın son bölümünde de filozofun öğreti ve düşünceleri yer almış. 

"Ateş ve su birbiri için ve başka her şey için yeterlidir. Ama her biri kendi başına, ne kendisi için ne de başka herhangi bir şey için yeterlidir. Hiçbiri kusursuz efendi olamaz. Ateş bütün suyu bitirdiğinde, besinini yitirir, ve aynı şey tersinden de doğrudur."

Kitaba ana başlığını veren "aristos" sözcüğü, Yunancada "en yüksek derecede iyi, türünün en iyi ya da en mükemmeli olan bir insan ya da nesne", anlamına geliyor.

"Bir adamı yalnızca bu yaşama sahip olduğuna inandırın; o zaman çoğumuzun içinde yaşadığımız evler konusunda yaptıklarımızı yapacaktır. Hayal edebileceğimiz en arzu edilir evler olmayabilir bunlar, daha büyük, daha güzel, daha yeni, daha eski olmalarını arzulayabiliriz onların-ama şimdi içinde yaşamamız gereken evin bu olduğunu kabul ediyoruz ve onu yaşanabilir kılmak için de elimizden geleni yapıyoruz. Şu anki yaşamımda gelip geçici bir kiracı, gelgeç bir konuk değilim ben. O benim evim ve sahip olup olacağım tek ev. Sadece buna sahibim."

Fowles, kitabında insan özgürlüğünün kendini ortaya koyduğu çeşitli biçimleri irdeliyor ve bu arada, sözgelimi "nemo" gibi, Freud kökenli gölgede kalmış kimi kavramları da, yeni bir boyut - siyasal boyut - katarak geliştiriyor. Fowles'a göre, sanatın kılgısı ve deneyimi, insan için bilimin kullanımı ve bilgisi kadar önemlidir ve sanatın insan için özel değeri onun gerçekliğe bilimden daha yakın olmasıdır. Sanatın en iyi ele geçirdiği şey zamandır. Bir başka deyişle, insan hayatının boşunalığının, gelip geçiciliğinin asli duygusu olan nemo en iyi "sanat" aracılığıyla ortadan kaldırılmış olur.

Kitapta, Hıristiyanlık, Lamacılık gibi düşünce akımlarının ya da faşizm gibi bir sosyal hareketin temel görüşlerine tekrar tekrar değinerek günümüze damgasını vurmuş olan materyalist kültürle derinlikli bir hesaplaşmaya girişiliyor ve kültürü oluşturan temelleri enine boyuna sorgulanıyor.

"Yapmak şimdi’dir, yaşamaktır; ölüm hiçbir zaman yapamaz. Her şey sonuçta araçtır, hiçbir şey erek değildir. Bütün ölümsüz dediklerimiz ölümlüdür. Nükleer bir felaketin yapabileceğini, zaman çoktan yapar. Bu yüzden şimdi yaşa ve bunu öğret.
Gizem başlangıçta ya da sonda değil, şimdi’dedir. Hiç başlangıç yoktu; hiçbir son olmayacak."

İlk bakışta belki biraz kötümser, muhalif, ama son derece çarpıcı ve güçlü sorgulamalar yapıyor. Ölüm, tanrı, raslantının zorunluluğu, gizem, hayatın rengi, insan ilişkileri, cinsellik, aile hayatı, toplum , ... ve "yeni bir eğitim" önerisi.

Katılsanız da katılmasanız da her sayfayı çevirişinizde üzerine bir kaç dakika düşünmekten kendinizi alamadığınız kitap.
246 syf.
·8 günde·8/10
Kundera’dan hepimizin rahatlıkla kendimizden parçalar bulabileceğimiz ama bir yandan da tuhaf hatta komik/gülünesi bulacağımız aşklara dair hoş öyküler (toplam yedi öykü).Tümünü keyifle okudum diyebilirim.

Ben esasen ‘romancı’ biriyimdir, öyküleri detaylı değerlendirmesem sanırım daha uygun olacak. Ama şunu belirtmeden geçmiş olmayım: Kundera’ya öykücülük çok yakışmış. Şöyle ki, Kundera aşk, kadınlar, ilişkiler, cinsellik gibi konuları hem özgün hem de ustalıklı şekilde işleyebiliyor. Bu temaları kısa yaşam kesitlerine uygulamak da harika sonuçlar ortaya çıkarmış.

Bu Kundera’nın okuduğum ikinci kitabı oldu, bu kitapla kendisine beğenim pekişti. Kundera’nın iki kitabını daha okunacaklar listeme alıyorum (biri “Ölümsüzlük” diğeri “Gülüşün ve Unutuşun Kitabı”).
480 syf.
·8 günde·Beğendi·Puan vermedi
Kitabı daha önce kimsenin incelemedigini görmek beni şaşırttı. Çünkü çok iyi bir roman olduğunu düşünüyorum. Anlatım şekli ve gözlem yeteneği çok iyi. Yaklaşık beş yüz sayfalık romanın sonunda gerçekten ne oldu? tüm bu yaşananların sebebi neydi ? sorularına cevap verilmemiş ancak bu zaten yazarın diğer romanlarinda da yaptığı birşey yani yazma eylemine okuru da katmak ve düşündürmek. Elden bırakmanın zor olduğu bir kitap ancak yazılar o kadar küçük ki gözlerinize zarar verme tehlikesi var. Yayinevinin hangi maksatla bu kadar küçük yazdığını bilmiyorum fakat kitabı kesinlikle tavsiye ederim. Keyifli okumalar.
208 syf.
·16 günde·Puan vermedi
Klasiklerin sadeleştirilerek hayli “genç” okura ulaşmasını sağlayan kitap tadında ve buram buram çeviri kokuyor. Oysa ki çeviri değil, yazarın kendi eseri, şaşırtıcı olan bu. Kendinizi, parmağıyla “Bak işte roman böyle yazılır, şablon bu” dercesine işaret ettiği bir düzlükte bulmanız muhtemel.

Ama olsun, yaz mevsiminin hafifliğinde okundu gitti. Hiç kuşkusuz her şeyden bir şeyler öğrenmek mümkün, Dalgalar’da buna dahil. Doğrusu, yazarın ödül alan çeviri, roman ve deneme kitaplarıyla ilgili daha bir merâka düştüm. Mesele bende mi, yazarda mı yoksa bu kitaba münhasır mı, bu ancak onları okuduktan sonra açıklığa kavuşacak.

Yazarın biyografisi

Adı:
Serdar Rifat
Tam adı:
Serdar Rifat Kırkoğlu
Unvan:
Çevirmen, Yazar
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 1956
8 Ocak 1956’da İstanbul’da doğdu. İÜ İktisat Fakültesi’nde lisans, aynı üniversitenin Felsefe Bölümü’nde yüksek lisans çalışması yaptı. Edebiyat hayatına çeviriler yaparak girdi. 1981’de Jean-Paul Sartre’ın Questions de Méthode (Yöntem Araştırmaları) adlı kitabının çevrisiyle Yazko Çeviri Ödülü’ne layık görüldü. Maurice Blanchot, Milan Kundera, John Fowles, Julian Barnes ve daha pek çok yazarın yapıtlarını Türkçeye çevirdi. İlk romanı Parodi Yaşamlar 1994’de Yunus Nadi Roman Ödülü’ne layık görüldü. Öykü, deneme ve inceleme türlerinde de ürünler verdi. İlk öykü kitabıyla aynı adı taşıyan öyküsü O Saatte, O Yerde Almancaya çevrilerek Türkische Erzählungen des 20. Jahrhunderts [Yirminci Yüzyılın Türkçe Anlatıları) başlıklı derlemede yer aldı. 2008’de yayımlanan Kitapların Şenlik Ateşi başlıklı deneme kitabı 2009’da Memet Fuat Deneme Ödülü’ne layık bulundu.

Yapıtları:
Roman: Parodi Yaşamlar, YKY 1. Basım 1993; Don Kişot Yay.2. Basım 2003; Dil Kayması, Don Kişot Yay. 2004; Sürek Avı Don Kişot Yay. 2005.
Öykü: O Saatte, O Yerde Don Kişot Yay. 2003; Ara Adamları Don Kişot Yay. 2007.
Deneme-İnceleme: Kitapların Şenlik Ateşi YKY 2008

Yazar istatistikleri

  • 2 okur beğendi.
  • 676 okur okudu.
  • 29 okur okuyor.
  • 681 okur okuyacak.
  • 16 okur yarım bıraktı.