Sinem İnal

Sinem İnal

Çevirmen
8.3/10
177 Kişi
·
Okunma
·
0
Beğeni
·
30
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
80 syf.
·2 günde·6/10
Galiba gemi yolculuğu Zweig'in hayatında önemli bir unsur olarak yerini almış ki, hikayelerini gemilerin üzerinden başlatıyor, Satranç'tan sonra ikinci bir gemi yolculuğu ve geriye dönüşle aktarılan bir hikaye daha. Yine bir kişinin psikolojik savaşı...

Nedir bu Amok ya da Amok Koşucusu? Merakımızı gidermek için yazar da bu soru sormuş ve cevaplamış bakalım neymiş:

"Amok’un ne olduğunu biliyor musunuz?
-"İşte Amok... evet Amok, şöyle oluyor: Bir Malezyalı, herhangi bir sıradan, kendi halinde adam içkisini içiyor... Ruhsuz, ilgisiz, donuk bir biçimde oturuyor oracıkta... tıpkı benim odamda oturduğum gibi... sonra ansızın ayağa fırlıyor, hançerini kapıyor, sokağa fırlıyor... dosdoğru koşuyor, dosdoğru... nereye gittiğini bilmeden... Yoluna ne çıkarsa, insan olsun hayvan olsun, hançerini saplıyor, akan kan onu daha da çıldırtıyor... Ağzı köpürüyor, kudurmuş gibi uluyor... ama koşuyor, koşuyor, koşuyor, ne sağa bakıyor ne sola, acı acı haykırarak, elinde kanlı hançeriyle, korkunç koşusunu sürdürüyor... Köylerdeki insanlar bu Amok koşucusunu hiçbir gücün durduramayacağını bilirler... o gelirken uyarmak için ‘Amok! Amok!’ diye haykırırlar ve herkes kaçışır... ama o bunları hiç duymadan koşar, görmeden koşar, önüne çıkanı devirir... sonunda kuduz bir köpeği vururcasına vurup öldürürler onu ya da o ağzından köpükler çıkararak yere yığılıp kalır..." (can yayınları)

Tabii bunu okuduğumuz zaman hepimizin birer Amok Koşucusu'na aday olduğumuzu rahatlıkla anlayabiliriz. Olay ne biliyor musunuz: Hani yanlışlarınız, hayal kırıklıklarınız, üzüntüleriniz üst üste gelip, öyle bir birleşir ki, kaya parçası gibi yüreğinize, beyninize her yerinize bir ağırlık oturur! Ne düşünce üretecek aklınız kalır, ne de konuşacak mecaliniz, sadece ama sadece yüreğiniz çırpınır durur...Dışarıdan bakıldığında, sanki bir mumya gibisiniz ve sesiniz çıkmadığı için de varlığınız dikkat bile çekmez. Ancak kalbiniz öyle bir atar ki, patlamaması için fırlarsınız cümbüşün içine, artık söz de tehdit de kifayetsiz kalır...

İnsanız ve insanlar hata yapar, kişi bazen hatasını anlar bazen anlamaz, bazen anlayıp düzeltmeye çalışır bazen ise aynı hatayı yapmakta ısrar eder ve ısrar eden kötü karakterli olarak toplumda yerini alır...

Buradaki hikayede hatasını anlayıp, tüm varlığıyla düzeltmek için çaba gösteren bir karakter görürüz. Aslında bize o kadar çok şey anlatıyor ki mesela hukuk fakültesinde soru olabilecek bir ifadeyi bile ortaya atabiliyor. "Hatayı başlatan mı suçlu yoksa yapılan hatayı düzeltme imkanı vermeyen mi?" şeklinde sorulabilir. Tabii ki hukukta olayın detaylı açıklanması gerekir ve karar vericiler de geçerli olan ülkenin yasasına göre bunun kararını verirler. Ama bizim için bu olay çok daha farklı biz yasaya bakarak değil vicdanlara bakarak değerlendiririz;

o zaman sorumuzu güncelliyorum
"Arzularına yenilip mesleğini kötüye kullanmak mı daha kötü yoksa bunu gurur haline getirip, o hatanın düzeltmesini engellemek mi daha kötü"

şehvet ve gurur...
80 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Amok koşucu , bir sarhoşluktur
Sarhoş koşucu
Bir doktorun gizemli kadına olan kör deli koşusu ona bağlı kalışıni anlatıyor
Bir kişinin nasil kontrolsüzleştiğini
Sevdiği kadın için
Bir hastalık belirtilerinin
Kendi üzerinde anlatması
Taaki adam ölen kadının tabutuyla birlikte denizi dibini bulana kadar
80 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Stefan Zweigin Satranç Olağanüstü bir geceden sonra okudugum üçüncü kitapı
Amok koşucusu ikilemlerin hikayesidir
Vicdanıyla aklı arasında kalanların hikayesi Bu kitap sayesinde insanın yaşadığı çıkmazları çıkmak için nasıl bir yol izlediğini ögrendim
Stefan zweig kitapları kısa öz olup Ama pek çok serüveni etkileyici bir şekilde anlatıyor
80 syf.
·9/10
Kitap çoğumuzun belki ilk defa duyduğu Amok Koşucusu ismiyle merak uyandırıyor.Kitabın kapağı ismi ve tabiki de yazarı hemen alıp okumama sebep oldu.Eğer kendi yaşamınızı ve akıp giden yaşamın sizi nasıl ne ölçüde etkilediğini duygularınıza nasıl yansıdığını görmek hatta hissetmek istiyorsanız mutlaka okuyun.Hepimiz zaman zaman birer amok koşucusu gibi bir şeye takılıp önümüze ne gelirse ezip geçme arzusu ve şiddetiyle hayatta koşabiliyoruz.Belki hiç soluk almadan durup düşünmeden yapıyoruz bunu sadece bir amaca kilitleniyoruz.Belki de bu koşu içimizdeki tüm umutların tükendiği anda elimizde kalan son umuda sıkıca sarılma ve yaşadığını hissetme koşusudur.Belki de sonunda hayatını kaybetmek bile olsa bir umuda bağlı yaşamak ve değerli bir amaç uğruna ölmek istiyoruzdur.
80 syf.
Yazarın yine bir solukta okuyabileceğiniz kitabı. Alışılmış muhteşem dil muhteşem konu. Bir doktorun vicdanı ve aklı arasında kalmışlığı.. Ve bir kadın ! Amok koçucusunu hiçbir güç durduramaz.
Onurunu hayatını hiçe sayacak kadar seven kadınların etkisinden kurtulamayan bir erkeğin cabalamalari. Kendisinden güçlü bir iradeye sahip bir kadın ve kaderinin peşinde sürüklenen bir erkek.
80 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Bu kitabı okurken aklıma şu soru geldi biz de birer “Amok Koşucusu”değil miyiz?Hayatın içinde koşuşturmalarımız hırslarımızın öfkesiyle deliye dönüyor isteklerimizin gerçekleştirilmesi için hiçbir şey görmüyoruz.Sadece koşuyoruz..
Tıpkı doktorun ,bir kadının hayatını düşünmeden sırf çıkarları için tutkuları için onu ölüme itmesi gibi.
Bu hikayede suçlu kim bilmiyorum.
Yazar burada bizi doktorun yerine koyuyor irkilmemizi sağlıyor bir insan neden sırf kendisini düşünür ki...
İşte Stefan Zweig bu kitapta bizim hırslarımızla savaşmanın neleri kurtaracağını gösteriyor öğretiyor
Okunmalı şiddetle tavsiye ediyorum
87 syf.
Stefan Zweig ' ın ,okuduğum eserlerinde kişilerin duygu coşkunluğunu ve dışavurumlarını iyi betimlediğini gördüm. Bu eserinde de pişmanlığın insana yaşattığı fırtınalı hâli, okuyucuyu duruma dahil ederek anlatmıştır.Doktorluk yapan bir adamın başına gelenler hikâyenin konusunu oluşturur.Yazar; Amok koşucusu olmayı,bunun gerektirdiklerini ,yok olmanın sınırlarında gezen bir adamın ruhsal yaşantılarıyla harmanlayarak bu kitapta sunmuştur. İyi okumalar...
80 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Amok Koşucusu || Stefan Zweig(Kitap Yorumu)
....
Herkese yeniden merhaba. Biliyorum çok şaşırdınız,benden beklenmeyecek durumlar bunlar. Gün aşırı iki post atmışım. Şaşılacak iş doğrusu🤫. Daha erken karşınızda olacaktım ancak ikidir insatgramın azizliğine uğradım. Kendinleri gönderimi yazısız paylaşıp duruyor. Ancak benim ne kadar inatçı olduğumdan habersiz kendileri.Yazımı yayınlanana kadar ben de bu postu atacağım🤦‍️. Neyse efenim,bu haklı serzenişimi sizlerle bildirdiğime göre artık yoruma geçebilirim. Sizlerde ekranı birazcık kaydırarak yorumu okuyabilirsiniz .
...
Zweig okumaya başladıysanız artık kendinizi durduramıyorsunuz. Sıkıysa artık okuma yani. Bu kitap okuduğum ikinci kitap olmasına rağmen kalemine bir kez daha hayran kaldım. Zweig okuduğumdan beri artık uzun roman okuamıyorum. Adam az lafla konuyu o kadar güzel işliyor ki. Seçtiği yöntem de zor. Hiç kolay olduğunu sanmıyorum az sayfa ile bu kadar yoğun duygu hissettirmenin. Yazara olan sevgimden yeteri kadar bahsettigimi düşünerek kitap hakkında bahsedebilirim sanırım. Zweig Amok Koşucusu'nda aldığı karardan pişman olan bir doktorun hikayesinden bahsetmiş bizlere. Doğu Hint Adaları'nda görev yapan doktoru bir kadın ziyarete gelir. Kadının doktordan bir talebi olur ve doktor bu talebi reddeder. Söz konusu insan hayatı olunca doktor çok pişman olur ve kadına yardım etmeyi kendine bir saplantı haline getirir. Tıpkı bir Amok koşucusu gibi. Daha iyi anlatmak için Amok nedir ondan da bahsedeyim biraz:Amok koşucusu bir çıldırma haliyle harakete geçer ve gücü kalmayıncaya kadar karşında olan her şeyi yok eder. Yazarın işlediği ruhsal bunalımdaki karakter de öyle işte. Kadına yardım etmeyi kafaya takıp başına türlü işler açacak kadar saplantı haline getirdi durumu. Benim okurken çok etkilendiğim bir eserdi. Sizin de okumanızı tavsiye ederim. En kısa sürede göreşmek üzere. Kitap ve sevgiyle kalın .
80 syf.
·Beğendi·8/10
Kaleme aldığı eserleriyle, okuyucularını düşündürtmeye ve derin psiko-analizler yapmaya yönlendiren Zweig, Amok Koşucusu kitabıyla da bizlerin gönlünde taht kurmaya devam etmiş.
Cinnet, pişmanlık ve gurur duygularının başrollerini oynadığı bu hikayede, bir doktorun kendi hayatındaki dönüm noktalarının kurgulandığı şekerleme tadında bir eser. Gururundan ve kibrinde ödün vermeyen kahramanımız yaptığı bir yanlışı düzeltmeye çalışırken, nasıl bir cinnet haline düştüğünü anlatıyor ve hayata dair bizlere güzel ders çıkarttırıyor. Yazar, Sade bir dil ve betimlemelerle pişmanlığından kahrolan bir karakterin çaresizliğini, kendisine has bir üslupla biz okurları yine etkilemeyi çok iyi başarmış…