Tekin Akpolat

Tekin Akpolat

7.5/10
2 Kişi
·
2
Okunma
·
0
Beğeni
·
123
Gösterim
Adı:
Tekin Akpolat
Tam adı:
Prof. Dr. Tekin Akpolat
Unvan:
Yazar
Doğum:
1960
Prof. Dr. Tekin Akpolat 1960’ta doğdu, 1978’de Özel Tarsus Amerikan Lisesi’ni birincilikle tamamladı. 1984’te Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Aynı fakültede 1991’de iç hastalıkları uzmanı, 1993’te nefroloji uzmanı oldu. Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Baylor College of Medicine ve Bahçeşehir Üniversitesi’nde görev yaptı. 1994’te doçent, 2000’de profesör oldu. Özel ilgi alanları tansiyon aletleri, kan basıncı ölçümü, tuz ve bitkisel ürünlerdir. Hipertansiyon, dahiliye ve böbrek hastalıkları konularında 13 kitabı ve 144 uluslararası yayını olan Akpolat, 1999’da TÜBİTAK Sağlık Bilimleri Teşvik Ödülü’nü kazandı. Halen Liv Hospital’da çalışıyor, İstinye Üniversitesi’nde ders veriyor, evli ve iki çocuk babası.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
Yaş ilerleyince beden de yorgunluklarını ifade etmeye başlıyor, muhakkak bir yerlerde, birşeylerde bir aksama, bir iz, bir belirti. Benim hayatımın en büyük hastalığı 7 sene önce yaşanmıştı, bir haftadan fazla süren bir hastalıkla tansiyonumun neden yükseldiği, neden düşürülemediği bir türlü ortaya çıkmamış, herşey boşa gitmişti, ta ki evimizin hemen yakınındaki hastaneden bir doktor rahatsızlığımın aslında migren olduğunu söyleyinceye dek. İşin ilginci annem 30 sene boyunca migren hastası olarak yaşamış, babam annemi doktordan doktora taşımış, akupunktur dahil bir sürü tedavi, hatta alternatif tedavi ile ile temas etmişse de nihai anlamda başarılı olamamıştı. Sonu: annem 30 sene boyunca hapçı olarak yaşadı. Günde 2 adet avamigranle yaşadı, 30 sene sonra ise hipertansiyon hastası olduğu ortaya çıktı. Düşünebiliyor musunuz?

Bana migren teşhisi koyan sevgili doktor, genç birisiydi, ve samimiydi, kendi cahilliğimle onun gençliği elele, ben de artık bir migren hastası olarak senelerce ayda 3 adeti geçmemek üzere relpax ya da migrex ilacı kullanmaya başladım. Bu senenin mart ayında acilde ölüyordum, şaka maka değil, gerçekten ölüyordum, çünkü tansiyonumu düşüremiyorlardı, ne yaptılarsa düzelmedi, tabii acı gerçek şöyle ortaya çıktı: aslında migren hastası değildim, aslında hipertansiyonum vardı ve kullandığım migren ilacı aslında kalp krizini tetikleyen oldukça tehlikeli bir ilaçtı.Annemle aynı kader.

Hipertansiyon tespiti ve doktor muayene ve tetkikleri sonrası hayatımdaki en güzel şey, tabii dodi'min ölümüyle allak bullak ve ardından teyzemin vefatıyla tamamen güzelliğini kaybetmek üzere, başağrılarımın bitmesi oldu. Artık gece yarıları mide bulantılarıyla, baş ağrılarıyla, enseden ya da şakaklardan taarruza geçen ataklarla, ağrılarla uğraşmıyor, mışıl mışıl uyuyordum. Üst üste iki ölüm yaşayıp serseme dönmüş haldeyken bile, bütün yas ağlamaları, taziyeler, ölüm haberinin verilişi,ya da hastanede ölüm beklerken dahi bile ilacın faydasını gördüm. O günden bugüne, yani aylardır başağrısız bir hayatla devam ediyorum.

Prof Dr. Tekin Akpolat'ın bu kitabı, sitemizden Oblomov adlı arkadaşın bir önerisi ve kitap hipertansiyonla yaşamak zorunda kalan insanlara yol arkadaşı olmak ve krizi fırsata çevirmek için bir vesile olarak düşünülmüş bir eser. Oblomov da ben de aynı dertten muzdarip olduğumuz için bizim için çok güzel bir derleme olmuş diyebilirim.

Kitapta çok bilgi var, çok öneri var, dikkat edilmesi gereken çok nokta var. Hipertansiyon öncelikle kalbimizin kan pompalamasındaki basınçla ilgili bir rahatsızlık, kan basıncının kabul gören ölçüsü 12/8. Tansiyonumuz yani kan basıncımız yüksekse buradaki değerler yükseliyor. Düşükse kan basıncımız olması gerekenden daha düşük oluyor. İkisi de problem. Stres, sıkıntı gibi, fazla fiziksel aktivite gibi geçici sebeplerle tansiyon yükselebiliyor ya da artabiliyor, bu yüzden bunlar gerçek belirleyici özelliği göstermiyor. Ancak en yaygın hastalıklardan birisi olan hipertansiyonun en önemli özelliği kendini belli etmemesi. örneğin ben 22 tansiyonla yaşadığımı bilmiyordum. Vücut yaş ve direnç özelliği, genetik artılar sayesinde bu yükü taşıyabilir, ama bir gün çökmesi de kaçınılmaz. Çoğumuz kan basıncımızı ölçtürmediğimiz ya da düzenli takip ettirmediğimiz için bu hastalığa sahip olup olmadığımızı bilmiyoruz. Zaten kötü olan da bu: hastaların çoğu farkında değiller, aslında tansiyon hastası olsalar da haberleri yok, çünkü vücut kan basıncı yükünü taşıyor...ta ki bir gün çökene dek. Hipertansiyonun iki çeşiti var: 1. esansiyel yani primer tansiyon yani sebepleri belli olmayan, hastalığa ya da bedende bir aksama bağlı olmayan tansiyon 2. başka hastalıklar sebebiyle başgösteren hipertansiyon. Hipertansiyon hastalarının %90-95'i birinci gruptan geliyor, ve bir çoğunun hasta olduklarından haberi olmayabiliyor bile.

Prof. Akpolat hemen çözümleri sıralıyor:
1- Düzenli olarak kan basıncımızı ölçeceğiz. Ben tansiyonum yükselince anlıyorum ya da artık tansiyonum yükselmiyor, demek yok. Düzenli ölçüm yapılacak.

2- Hareket edeceğiz. en basiti: yürümek. Bu konuda her gün bu çalışmayı yapamazsak bile birkaç günümüzü mutlaka ayıracağız. Adımsayar programlar ile olayı takip konusunda ısrarcı olacağız.

3- Şekere veda ediyoruz. Hepsini aynı anda bırakamazsak bile parça parça, ama kararlı olarak bunu yapacağız.

4- Tuza veda edeceğiz. Tuza veda etmek demek sofradan tuzu kaldırmak demek değil. Sofradan kalksa bile ekmekten yemeklere dek herşeyde tuz var. 5.000 sene önceki insanların günlük tuz tüketimi 150 gr. civarı. Günümüzde sadece ekmekte 1 gr tuz var. Düşünün. Tuz şekerden bile daha önde geliyor önem açısından. Mutlaka bırakmak zorundayız.

5- İçki içenler içkiyi bırakmak zorunda.

6- Sigara içenler sigarayı mutlaka bırakıyor.

7- Stresle mücade edeceğiz. Bu konuda %100 hakimiyet zor, ama elden geleni yapabilmek gerekiyor.

8- İlaçlarımızı genelde aynı zamanda almaya çalışacağız. Kendi istediğimiz gibi ilaç kullanımını değiştiremeyiz.


Kitap kan basıncı nasıl ölçülür, hangi aletler kullanılabilir, nelere dikkat etmeliyiz gibi bir çok noktayı aydınlatıyor.

Kitapta profesörün özellikle, tekrar tekrar altını çizdiği noktalar ise kesinlikle ama kesinlikle düzenli kan basıncı ölçümü yapılması ve bunların takibi(e-nabız sitesinde devlet artık şeker, tansiyon, kalp atışı ölçümlerini kaydediyor ve bunları doktorlar görebiliyor). Kesinlikle hareket ve spor, özellikle de düzenli yürüyüş egzersizleri, örneğin günde 10,000 adım atarak yürümek. Bir de muhakkak ama muhakkak tuzun hayatımızdan çıkarılması. Bu üçü en çok tekrar edilen, en çok altı çizilen noktalar. Su tüketimi, ilaç kullanımında önemsenmesi gereken noktalar gibi başka önemli konular da dile getiriliyor.

Prof. Akpolat eğer yaşama biçimimizde gereken değişimleri sağlayabilirsek yani çıtayı yükseltebilirsek ilaç kullanımımızda azalmalar meydana gelebileceğini ama bunun asla doktorların müdahalesi ve izni olmadan gerçekleşmeyeceğini söylüyor. Yani aslında iyileşmek mümkün, ama hayatımızı sağlıklı bir şekilde özetle yukarıda yazılan şekilde yeniden biçimlendirmek zor. Bu yüzden ilaçsız hayat zor gibi.

Yazarın biyografisi

Adı:
Tekin Akpolat
Tam adı:
Prof. Dr. Tekin Akpolat
Unvan:
Yazar
Doğum:
1960
Prof. Dr. Tekin Akpolat 1960’ta doğdu, 1978’de Özel Tarsus Amerikan Lisesi’ni birincilikle tamamladı. 1984’te Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Aynı fakültede 1991’de iç hastalıkları uzmanı, 1993’te nefroloji uzmanı oldu. Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Baylor College of Medicine ve Bahçeşehir Üniversitesi’nde görev yaptı. 1994’te doçent, 2000’de profesör oldu. Özel ilgi alanları tansiyon aletleri, kan basıncı ölçümü, tuz ve bitkisel ürünlerdir. Hipertansiyon, dahiliye ve böbrek hastalıkları konularında 13 kitabı ve 144 uluslararası yayını olan Akpolat, 1999’da TÜBİTAK Sağlık Bilimleri Teşvik Ödülü’nü kazandı. Halen Liv Hospital’da çalışıyor, İstinye Üniversitesi’nde ders veriyor, evli ve iki çocuk babası.

Yazar istatistikleri

  • 2 okur okudu.
  • 5 okur okuyacak.