Beden denen yük, fâniliğin ikrarıyla her daim dehşete düşerdi. Oysa ruh ve kalp, şeylerin geçiciliğini bir an bile unutmazdı. Yalnızca bazen üzerleri tozlanır, nefes alamaz ya da gözleri bulanıklaşır da göremezlerdi ki bunlar da insanın, âlemi yanlış anlamasından ötürü gelişirdi. İnsan, bu yanlışa her dönüp baktığında acıdan inim inim inler, alelacele çareler arardı. Aranan çare, yani aşkla sonsuz olana doğmak ise eza ve cefayla suretten hicret ederek elde edilirdi...