Zehra Aydüz

Zehra Aydüz

Yazar
9.0/10
108 Kişi
·
398
Okunma
·
9
Beğeni
·
2.228
Gösterim
Adı:
Zehra Aydüz
Unvan:
Öğretmen , Yazar
Doğum:
Balıkesir, Türkiye, 1971
1971 yılında Balıkesir’de doğdu. 1992 yılında İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü’nü bitirdi. Özel kurumlarda tarih öğretmenliği yaptı. Evli ve üç çocuk annesi olan yazarın çeşitli dergilerde yazıları yayınlandı.

Tarihi olayları hikâye şeklinde aktarmaya önem veren Aydüz'ün, Uğurböceği Yayınları'nda sekiz kitaptan oluşan Osmanlı Tarihi Dizisi’nden başka, Taşı Toprağı Tarih İstanbul adlı bir kitabı daha bulunmaktadır. Ayrıca Muştu Yayınları’nda Günebakan Çiçekleri, Zafer Yayınları’nda ise Osmanlı Hikâyeleri adlı kitapları yayınlanmıştır.
Peygamber Efendimiz yüzyıllar öncesinden İstanbul'u fethedecek komutanı ve askerleri hadisi şerifinde övgülerle anmıştır. Bu övgü dolu sözlere ulaşmak Müslüman komutanlarının ve askerlerin hayalini süslüyordu.
Avrupalılar onu "Muhteşem" diye adlandırırken Osmanlı topraklarında, "Kanuni" adı ile tanındı. Çünkü adalete çok önem verirdi. İnsan haklarını temin etmek, ülkesini adaletle yönetmek için çıkartmış, daha önceki mevcut kanunları düzenlemişti.
Bu haliyle Kutlu Peygamberin sözünü nasıl da doğrulamaktadır.
"Nasıl yaşarsanız, öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz de öyle haşr olursunuz, yeniden dirilirsiniz."
19 yaşındaki padişah babasının ölümü üzerine tahta geçen Fatih Sultan Mehmet.Çocukluğundan beri gerçekleştirmek istediği en büyük hayali İstanbul'u fethetmekti.Şimdi adım adım bu hayalin gerçekleşmesi için yürüyebilirdi.Önündeki engeller birer birer ortadan kalkmaydı.
İnegöl, karacahisar, Bilecik, Yenişehir ardı ardına fethedildi. Bu sırada Moğollar Selçuklu sultanı görevinin başından almışlardı. Anadolu'da tam bir otorite boşluğu vardı.
Ertuğrul Gazi halkının mutlu olmasını istediği gibi çevrede bulunan durumları da iyi davranmak onlara iyi örnek olmak isterdi. Bunun için değişik yollar bulurdu.Özellikle Rumların bulunduğu bölgede Kuyulu mescit adı verilen bir mescit inşa ettirmişti.
142 syf.
Çok hafif ve eğlenceli bir dille anlatılmış. Hiç sıkılmadan ve severek okudum. Okulda dersini işlememiş olsak da tarihe ilgi duymaya başladım. Ben beğendim, okumayanlara tavsiye ederim.
144 syf.
bismillahirrahmanirrahim

Selçuklularda kültür ve medeniyet, medreseler, Gevher Nesibe Hatun ve yaptırmış olduğu darüşşifahanesi, o yüzyıllarda batıda cüzzamlı hastalardan herkes kaçarken Selçuklu devletinde onların her türlü ihtiyaçlarının karşılandığı Miskinler Tekkesi, Sivas Divriği Ulu Camii, Hunad Hatun Külliyesi, Mevlana Celaleddin-i Rumi, Yunus Emre, Nasreddin Hoca, Ahilik kurumu ve beni en çok etkileyen dünyanın ilk kadın teşkilatlanması Bacıyan-ı Rum .. Bunun gibi birçok konunun 143 sayfada anlatılmış olmasını hayretle karşıladım, ve çok sevdim. Hem büyüklere hem küçüklere tavsiye ederim.
144 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Pek çok belge ve fotoğrafla zenginleştirilmiş heyecanlı bir anlatım ile tarihimizin en önemli olaylarından birini okuyacaksınız..

*

Osmanlı Devleti, I. Dünya Savaşı’nda, Çanakkale’den Galiçya’ya, Sina Çölleri’nden Kafkas Dağları’na kadar pek çok cephede bir ölüm kalım savaşı verdi.

Her birinde birbirinden eşsiz fedakârlıkların gösterildiği, romanlarda, hikayelerde, filmlerde hiçbir zaman gereği gibi aktarılamayacak olağanüstü maceraların yaşandığı bütün bu cepheler içinde, Çanakkale’nin apayrı bir yeri vardır.

Hem karada hem de denizde müthiş bir mücadelenin verildiği Çanakkale cephesinde, kahraman askerlerimiz büyük bir zafer kazandı.

Dünyanın en büyük donanması boğazı geçip İstanbul’a ulaşamadı. Dev gibi gemilerinden pek çoğu, boğazın serin ve derin sularını boyladı…

Çanakkale’yi denizden geçemeyeceğini anlayan düşman, kıta kıta dolaşıp topladığı yüzbinlerce asker ile başladıkları işi kara yoluyla bitirmeyi denedi.

Ancak bu sefer de, çelikten, demirden, ateşten, baruttan ve daha bilmem neden ördüğü ölümcül savaş zırhları, kahraman askerlerimizin iman dolu göğsüne çarpıp yamuldu, eriyip büküldü…

Ve Çanakkale, karadan da geçilemedi.

Genç okuyucularımızın Çocuklar İçin Osmanlı Tarihi Dizisi ile yakından tanıdığı yazarımız Zehra Aydüz, belge ve fotoğraflarla sayfalarını zenginleştirdiğimiz bu kitapta, o sular seller gibi akan tatlı ve heyecanlı üslubu ile bizlere Çanakkale Savaşı’nı anlatıyor!

Türkü, Kürdü, Çerkezi, Lazı ve daha kırk türlü milleti ile omuz omuza cihad eden, kahraman askerlerimize ithaf ettiğimiz bu kitabı, kütüphanenizin en müstesna köşesinde bir yere koyacak, sadece belirli gün ve haftalarda değil, her zaman hatırlayacaksınız…
141 syf.
·Puan vermedi
Öncelikle çok güzel bir kitap aslında seri halinde 8 kitabın ilki bu bu yılki 7. sınıflar için çok yardımcı bir okuma kitabı olabilir. Başta insan belki biraz önyargı ile yaklaşabilir ama çok güzel bir kitap. Bize bu yıl yaz tatili kitabı içinde Öner’i olarak verildi bu sebeple almıştım ve beğendim.
141 syf.
·Beğendi·8/10
Erken yaşlarda küçüklerimizin Osmanlı tarihi hakkında ortahal ve samimi olarak bilgi edinip üniversiteye hazırlanan gençlere kadar derin bir genel tarihe zemin hazırladığı tatlı bir seri.
Erken yaşlarda okunan bu kitap kişinin tarihe uzanan koluna büyük sermayedir.
Notlarımı öz bir şekilde iletilerde paylaşıyorum.
141 syf.
·Puan vermedi
Dönemin aydınlarının "fikrî reisi" olan Namık Kemal Sultan II. Abdülhamid'in ifâdesiyle, "zamansız hürriyet" fikirlerinden dolayı, önce Midilli ve sonra Rodos mutasarrıflığına tayin edildi. Osmanlı Tarihi'ni, bu görevde iken yazmaya başladı. Bu kitabın giriş bölümü olarak kaleme aldığı ve padişaha sunduğu Roma Tarihi Abdülhamid tarafından sakıncalı görülüp yasaklanınca çok üzüldü. Kısa fakat çileli ve ızdıraplı hayatı 2 Ocak 1888'de sona erdi. Osmanlı Târihi, ancak 1908'de 4 cilt hâlinde yayınlandı. Namık Kemal, mevcut yönetime epey sert muhalefet etse de çok samîmî bir Osmanlıymış :)))
170 syf.
·27 günde
Bir ruh gibi incelip yüzyıllar öncesine dönerek, sokaklarında dolaşmak, sofralarına konuk olmalı, kervansaraylarında dinlenmeli, çarşılarında alışveriş yapmalı, onlarla halleşip söyleşmelidir. Belki o zaman bir parçacık da olsa, şimdilerde anlamamıza, anlayıp da hayatımıza geçirmemize imkan kalmamış, çoktan unutulmuş o güzel geleneklerinin özünü kavrayabilir, hissedebiliriz.

İncelen ruhlarımızla yüzyıllar öncesine uzandıgımızd.a usul usul dolaşmalıyız tarihin sokaklarında. Sadaka taşlarıyla neredeyse sokağın ortasına bırakılan paraların çalınmadığını, dükkanların kapıları eğreti bir mandalla tutturulduğu halde dönüp te kimsenin yan gözle bakmadığını görmeliyiz. Cumbalı ahşap evlerin, kocaman kapılarının sundurması altında nefeslenip, ahşapların silinmesiyle ortaya çıkan arap sabunlarının temizlik kokularını duymalıyız. Sıcak yaz günlerinde boğazımız kuruduğunda bedestende dağıtılan karanfil kokulu şerbetlerden içmeliyiz bir yudum ferahlık için.

Camilerin bir kösesine konduruluvermiş kuş evlerinde eğleşen kumruların ‘hu hu’ları ile başka alemlere kanatlanmak, kendimizden geçmeliyiz.

Ramazan akşamlarında büyük konakların iftarlarına katılıvermeli, mükellef bir sofrayla karnımızı doyurduktan sonra elimize tutuşturulan kadife keseyle bahşiş almanın mutluluğunu yudumlamalıyız asude bir çehreyle.

Uzun kış gecelerinde soğuktan titrediğimizde kapımız çalınmalı bizim de. Yoksullara kömür dağıtan şefkatli vakıf eliyle ocağımız tütmeli, alevlerin sıcaklığı küçük odamızı kaplarken bedenimizle birlikte kalbimizde ısınmak.

Aşkı, Dede Efendi’nin, Itrî’nin, nağmeleriyle hisseder ken, Balâ’nın, Fuzulî’nin, Nedim’in dizeleriyle dillendirmeli, Sinan’ın eserleriyle ateşinde yanmalıyız. Oradan yollara düşmeli, kocaman yüreklerimizle, aşkla yoğrulmuş benliklerimizle Kabe’ye yönelmeli, surre alaylarına katılmalıyız. Develerin ritimleriyle aylar boyu yol almalı, bilhırlaşan ruhlarımızla kutsal topraklara yüz sürmeliyiz.

Belki o zaman, katılaşan cisimlerimizi zamanımızda bırakıp dünyalarına ulaştığımızda, onlar gibi oturup, onlar gibi olmayı öğrendiğimizde bir parçacık da olsa anlayabiliriz.

Çalışmamda hikâyelerin tatlı diliyle o güzide insanları anlamayı, yüksek bir medeniyetin içindeki cevheri sergilemeyi amaçladım. Hatıralarıyla aramızda yaşadıklarını farzederek bu hatıralara vefa borcumu yerine getirmeye çalıştım. Bir pencere açmaya çalıştım yüzyıllar öncesine uzanan. Bir yol tutturmaya çalıştım ecdadımızı kucaklayan. Elim kısa, idrakim kısa,yolum kısa kaldı, ancak avuçlarıma topladığım bir kaç parça patlak taşla sizlere hâl anlatmaya çalıştım.

Gönlüne, idrakine, ferasetine güvenenler o küçük pencereyi sonuna kadar açıp, benliğin dar patikalarından yürüyüp uzaklarda bir yerlerde kumlan sofralara konuk olup, zerafetle asaletin kaynaştığı yüreklere tanış olabilirler.
170 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Kitap oldukça başarılı ve güzeldi. Bir kısım hikayelerini önceden okusam da, tekrar okumak hiç sıkıcı değildi. Hoş bir kitap, okumanızı önerdiğim bir kurgu. Tarihte sizi küçük bir gezintiye çıkaracak ayrıca dili hiç ağır değil.

Yazarın biyografisi

Adı:
Zehra Aydüz
Unvan:
Öğretmen , Yazar
Doğum:
Balıkesir, Türkiye, 1971
1971 yılında Balıkesir’de doğdu. 1992 yılında İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü’nü bitirdi. Özel kurumlarda tarih öğretmenliği yaptı. Evli ve üç çocuk annesi olan yazarın çeşitli dergilerde yazıları yayınlandı.

Tarihi olayları hikâye şeklinde aktarmaya önem veren Aydüz'ün, Uğurböceği Yayınları'nda sekiz kitaptan oluşan Osmanlı Tarihi Dizisi’nden başka, Taşı Toprağı Tarih İstanbul adlı bir kitabı daha bulunmaktadır. Ayrıca Muştu Yayınları’nda Günebakan Çiçekleri, Zafer Yayınları’nda ise Osmanlı Hikâyeleri adlı kitapları yayınlanmıştır.

Yazar istatistikleri

  • 9 okur beğendi.
  • 398 okur okudu.
  • 7 okur okuyor.
  • 139 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.