Zehra Aydüz

Zehra Aydüz

Yazar
9.0/10
90 Kişi
·
192
Okunma
·
7
Beğeni
·
1.782
Gösterim
Adı:
Zehra Aydüz
Unvan:
Öğretmen , Yazar
Doğum:
Balıkesir, Türkiye, 1971
1971 yılında Balıkesir’de doğdu. 1992 yılında İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü’nü bitirdi. Özel kurumlarda tarih öğretmenliği yaptı. Evli ve üç çocuk annesi olan yazarın çeşitli dergilerde yazıları yayınlandı.

Tarihi olayları hikâye şeklinde aktarmaya önem veren Aydüz'ün, Uğurböceği Yayınları'nda sekiz kitaptan oluşan Osmanlı Tarihi Dizisi’nden başka, Taşı Toprağı Tarih İstanbul adlı bir kitabı daha bulunmaktadır. Ayrıca Muştu Yayınları’nda Günebakan Çiçekleri, Zafer Yayınları’nda ise Osmanlı Hikâyeleri adlı kitapları yayınlanmıştır.
Peygamber Efendimiz yüzyıllar öncesinden İstanbul'u fethedecek komutanı ve askerleri hadisi şerifinde övgülerle anmıştır. Bu övgü dolu sözlere ulaşmak Müslüman komutanlarının ve askerlerin hayalini süslüyordu.
Avrupalılar onu "Muhteşem" diye adlandırırken Osmanlı topraklarında, "Kanuni" adı ile tanındı. Çünkü adalete çok önem verirdi. İnsan haklarını temin etmek, ülkesini adaletle yönetmek için çıkartmış, daha önceki mevcut kanunları düzenlemişti.
Bu haliyle Kutlu Peygamberin sözünü nasıl da doğrulamaktadır.
"Nasıl yaşarsanız, öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz de öyle haşr olursunuz, yeniden dirilirsiniz."
19 yaşındaki padişah babasının ölümü üzerine tahta geçen Fatih Sultan Mehmet.Çocukluğundan beri gerçekleştirmek istediği en büyük hayali İstanbul'u fethetmekti.Şimdi adım adım bu hayalin gerçekleşmesi için yürüyebilirdi.Önündeki engeller birer birer ortadan kalkmaydı.
Ah İstanbul! Asya'nın incisi, Avrupa'nın gerdanlığı.Bilemem kaç sevdalı düşmüştür yollarına,yüzyıllar boyunca. Kaç kez kuşatılmıştır taştan bedenin? Kaç asırdır, sana ulaşmak adına yollara düşmüştür namlı komutanlar ? Kaç bahadır senin burçlarının dibinde can vermiştir ? Sana kavuşamadan gözleri açık gitmiştir..."
İstanbul sürekli Fatih'in aklındaydı.Bütün düşünceleri,planları,hayalleri,İstanbul üzerindeydi.Geceleri uyku tutmazdı.Elinde İstanbul haritası planlar yapar dururdu.
Adaletinle tanındın, büyüklüğünü dost düşman herkes belledi. Ama sen, yapılan övgülere kulak tıkadın.Gönül dostlarının kapısına gidip iki büklüm bekledin. Allah'a karşı kulluğumda eksiklik var mı? diye endişelendin.
İlme aşıktın, öğrencilerin ayaklarının tozlarını mezar toprağına serpecek kadar önem verdin öğrenmeye.Şairleri kolladın,hediyelerle gönüllerini okşadın. Bahçende yetiştirdiğin güller kadar pembe,onlar kadar güzeldi yüreğin. İçine herkesi sığdırdın.
İmanı kâmile ulaşmanın yolu Rabb'ini tanımadan, O'nunla sağlam bir irtibat kurmadan geçer.
Hastalık sebebiyle güzelliğini kaybedeceğini düşünüyorsun. Ama senin güzeller güzeli bir gönül dünyan var. Onu aç. İçindeki iyiliklerin ortaya çıkmasına imkan tanıyan.
Çok hafif ve eğlenceli bir dille anlatılmış. Hiç sıkılmadan ve severek okudum. Okulda dersini işlememiş olsak da tarihe ilgi duymaya başladım. Ben beğendim, okumayanlara tavsiye ederim.
Pek çok belge ve fotoğrafla zenginleştirilmiş heyecanlı bir anlatım ile tarihimizin en önemli olaylarından birini okuyacaksınız..

*

Osmanlı Devleti, I. Dünya Savaşı’nda, Çanakkale’den Galiçya’ya, Sina Çölleri’nden Kafkas Dağları’na kadar pek çok cephede bir ölüm kalım savaşı verdi.

Her birinde birbirinden eşsiz fedakârlıkların gösterildiği, romanlarda, hikayelerde, filmlerde hiçbir zaman gereği gibi aktarılamayacak olağanüstü maceraların yaşandığı bütün bu cepheler içinde, Çanakkale’nin apayrı bir yeri vardır.

Hem karada hem de denizde müthiş bir mücadelenin verildiği Çanakkale cephesinde, kahraman askerlerimiz büyük bir zafer kazandı.

Dünyanın en büyük donanması boğazı geçip İstanbul’a ulaşamadı. Dev gibi gemilerinden pek çoğu, boğazın serin ve derin sularını boyladı…

Çanakkale’yi denizden geçemeyeceğini anlayan düşman, kıta kıta dolaşıp topladığı yüzbinlerce asker ile başladıkları işi kara yoluyla bitirmeyi denedi.

Ancak bu sefer de, çelikten, demirden, ateşten, baruttan ve daha bilmem neden ördüğü ölümcül savaş zırhları, kahraman askerlerimizin iman dolu göğsüne çarpıp yamuldu, eriyip büküldü…

Ve Çanakkale, karadan da geçilemedi.

Genç okuyucularımızın Çocuklar İçin Osmanlı Tarihi Dizisi ile yakından tanıdığı yazarımız Zehra Aydüz, belge ve fotoğraflarla sayfalarını zenginleştirdiğimiz bu kitapta, o sular seller gibi akan tatlı ve heyecanlı üslubu ile bizlere Çanakkale Savaşı’nı anlatıyor!

Türkü, Kürdü, Çerkezi, Lazı ve daha kırk türlü milleti ile omuz omuza cihad eden, kahraman askerlerimize ithaf ettiğimiz bu kitabı, kütüphanenizin en müstesna köşesinde bir yere koyacak, sadece belirli gün ve haftalarda değil, her zaman hatırlayacaksınız…
Dönemin aydınlarının "fikrî reisi" olan Namık Kemal Sultan II. Abdülhamid'in ifâdesiyle, "zamansız hürriyet" fikirlerinden dolayı, önce Midilli ve sonra Rodos mutasarrıflığına tayin edildi. Osmanlı Tarihi'ni, bu görevde iken yazmaya başladı. Bu kitabın giriş bölümü olarak kaleme aldığı ve padişaha sunduğu Roma Tarihi Abdülhamid tarafından sakıncalı görülüp yasaklanınca çok üzüldü. Kısa fakat çileli ve ızdıraplı hayatı 2 Ocak 1888'de sona erdi. Osmanlı Târihi, ancak 1908'de 4 cilt hâlinde yayınlandı. Namık Kemal, mevcut yönetime epey sert muhalefet etse de çok samîmî bir Osmanlıymış :)))
Bir ruh gibi incelip yüzyıllar öncesine dönerek, sokaklarında dolaşmak, sofralarına konuk olmalı, kervansaraylarında dinlenmeli, çarşılarında alışveriş yapmalı, onlarla halleşip söyleşmelidir. Belki o zaman bir parçacık da olsa, şimdilerde anlamamıza, anlayıp da hayatımıza geçirmemize imkan kalmamış, çoktan unutulmuş o güzel geleneklerinin özünü kavrayabilir, hissedebiliriz.

İncelen ruhlarımızla yüzyıllar öncesine uzandıgımızd.a usul usul dolaşmalıyız tarihin sokaklarında. Sadaka taşlarıyla neredeyse sokağın ortasına bırakılan paraların çalınmadığını, dükkanların kapıları eğreti bir mandalla tutturulduğu halde dönüp te kimsenin yan gözle bakmadığını görmeliyiz. Cumbalı ahşap evlerin, kocaman kapılarının sundurması altında nefeslenip, ahşapların silinmesiyle ortaya çıkan arap sabunlarının temizlik kokularını duymalıyız. Sıcak yaz günlerinde boğazımız kuruduğunda bedestende dağıtılan karanfil kokulu şerbetlerden içmeliyiz bir yudum ferahlık için.

Camilerin bir kösesine konduruluvermiş kuş evlerinde eğleşen kumruların ‘hu hu’ları ile başka alemlere kanatlanmak, kendimizden geçmeliyiz.

Ramazan akşamlarında büyük konakların iftarlarına katılıvermeli, mükellef bir sofrayla karnımızı doyurduktan sonra elimize tutuşturulan kadife keseyle bahşiş almanın mutluluğunu yudumlamalıyız asude bir çehreyle.

Uzun kış gecelerinde soğuktan titrediğimizde kapımız çalınmalı bizim de. Yoksullara kömür dağıtan şefkatli vakıf eliyle ocağımız tütmeli, alevlerin sıcaklığı küçük odamızı kaplarken bedenimizle birlikte kalbimizde ısınmak.

Aşkı, Dede Efendi’nin, Itrî’nin, nağmeleriyle hisseder ken, Balâ’nın, Fuzulî’nin, Nedim’in dizeleriyle dillendirmeli, Sinan’ın eserleriyle ateşinde yanmalıyız. Oradan yollara düşmeli, kocaman yüreklerimizle, aşkla yoğrulmuş benliklerimizle Kabe’ye yönelmeli, surre alaylarına katılmalıyız. Develerin ritimleriyle aylar boyu yol almalı, bilhırlaşan ruhlarımızla kutsal topraklara yüz sürmeliyiz.

Belki o zaman, katılaşan cisimlerimizi zamanımızda bırakıp dünyalarına ulaştığımızda, onlar gibi oturup, onlar gibi olmayı öğrendiğimizde bir parçacık da olsa anlayabiliriz.

Çalışmamda hikâyelerin tatlı diliyle o güzide insanları anlamayı, yüksek bir medeniyetin içindeki cevheri sergilemeyi amaçladım. Hatıralarıyla aramızda yaşadıklarını farzederek bu hatıralara vefa borcumu yerine getirmeye çalıştım. Bir pencere açmaya çalıştım yüzyıllar öncesine uzanan. Bir yol tutturmaya çalıştım ecdadımızı kucaklayan. Elim kısa, idrakim kısa,yolum kısa kaldı, ancak avuçlarıma topladığım bir kaç parça patlak taşla sizlere hâl anlatmaya çalıştım.

Gönlüne, idrakine, ferasetine güvenenler o küçük pencereyi sonuna kadar açıp, benliğin dar patikalarından yürüyüp uzaklarda bir yerlerde kumlan sofralara konuk olup, zerafetle asaletin kaynaştığı yüreklere tanış olabilirler.
nlı İmparatorluğu, kuruluşundan yıkıldığı güne dek yaklaşık 600 yıl varlığını korumuş, yükselme devrinde dünyanın en güçlü devletlerinden birisi olmuştur. Var olduğu dönem içerisinde İstanbul’un fethi ile bir çağın kapanıp yenisinin açılmasına öncülük eden bu imparatorluk, hızlı bir yükselişle küçük bir beylikten toprakları üç kıtaya yayılan devasa bir imparatorluğa dönüşmüş, üzerinde uzun araştırmalar yapılmasını hak edecek derecede önemli tarihsel değişimlere yol açmış bir devlettir. Gerek padişahlarının etkili ve ileri görüşlü dehaları, gerek fethedilen topraklarda uygulanan barışçıl politika nedeniyle, bugün bile dünyanın farklı bölgelerinde Osmanlı İmparatorluğu sempatisi varlığını sürdürmektedir. Peki yıkılmasının üzerinden neredeyse bir asır geçmiş olmasına rağmen Osmanlı’yı hafızalarda yaşatan bu etkenler nelerdir? Bu kitapta tüm detaylarıyla bu imparatorluğun ortaya çıkış, yükseliş ve düşüşünün tarihsel öyküsünü bulacaksınız. Osmanlı tarihini objektif bir yaklaşımla okumak isteyen okuyucunun elinden düşüremeyeceği bir başucu kitabı.
Günebakan çiçeği hrgün güneşi seyredermiş . Güneş doğar doğmaz seyretmeye başlar batana kadar devam edermiş . Güneş batınca boynu bükülürmüş.Birgün günebakan çiçeğinin yanında bir sarmasık yeşermiş . Günebakan çiçeğinin hergün bıkmadan güneşi seyretmesine hayran olmuş . Günebakan çiçeğininde hergün onu seyretmesini istiyormuş çünkü ona aşık olmuş. Çiçeğin yanına gelmiş ama çiçek hala güneşi seyrediyormus. Çiçeğin vücudunu daha sıkı sarmaya başlamış. Ama çiçek onu farketmemiş bile Önceleri budurumu çok sevinen ve onun farkında olduğunu sanan sarmaşık bir süre sonra sevgi alabilmek için çok sıktığı ay çiçeği buyüzden öldüğünü ve ancak öldüğünde yüzünü ona döndüğünün farkına varmış . Sevgi çiçeklerinin en asilini öldürmüştür.
Tarihi kitaplar pek sevemesem de bu kitap neşeli ve keyifli bir dille osmanlı tarihini anlattığı için bir gün de bitirdim. Güzel kitap yani, okunması gerek. (=
2.Mahmutun kızı Sultan Abdülmecid'in kardeşi "Adile Sultan" tarihi çerçevede öyle güzel romanlaştırılmış ki debdebeden şatafattan abartıdan arınmış insanın içine içine işleyen bir dil ile öyle güzel yazılmış ki işte diyor insan işte ancak benim atalarım böyle insanlar olabilir dedirtiyor... saçma salak tv dizilerindeki aptal senaryolardan uzak gerçeğe olabildiğince yakın sıcacık, bir o kadar hüzün kokan bir roman... kafkas dağlarında bir şahin bir eleni, kıskançlık haset uğruna canından olan kardeşin kaderini hiçe saymak ... öyle bir gönül ki küçük yaşta kaybedilen ana baba kalbini pıt pıt ettiren bi eş daha kokularına doyamadan toprağa verilen çocuklar aldatılmak... öyle bir yüce gönül ki kendinden habersiz kumasına kol kanat olmak ve nonun mutluluğu için çabalamak... bide üstüne son nefeste onla vedalaşmak... osmanlının son demleri kalleşlik... kısacası okunası bir roman dili sade şiirsel hikaye sıcacık...
Harikaydı . Ve tarihi öğrenmek açısından çok güzeldi . Örnekler vererek çok güzel açıklamalar yapmış.

,️Mutlaka okuyun derim ve biliyorsanız osmanlı tarihi 8'e kadar seti var .

Yazarın biyografisi

Adı:
Zehra Aydüz
Unvan:
Öğretmen , Yazar
Doğum:
Balıkesir, Türkiye, 1971
1971 yılında Balıkesir’de doğdu. 1992 yılında İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü’nü bitirdi. Özel kurumlarda tarih öğretmenliği yaptı. Evli ve üç çocuk annesi olan yazarın çeşitli dergilerde yazıları yayınlandı.

Tarihi olayları hikâye şeklinde aktarmaya önem veren Aydüz'ün, Uğurböceği Yayınları'nda sekiz kitaptan oluşan Osmanlı Tarihi Dizisi’nden başka, Taşı Toprağı Tarih İstanbul adlı bir kitabı daha bulunmaktadır. Ayrıca Muştu Yayınları’nda Günebakan Çiçekleri, Zafer Yayınları’nda ise Osmanlı Hikâyeleri adlı kitapları yayınlanmıştır.

Yazar istatistikleri

  • 7 okur beğendi.
  • 192 okur okudu.
  • 5 okur okuyor.
  • 96 okur okuyacak.