Zeynep Tangün

Zeynep Tangün

Çevirmen
7.4/10
5 Kişi
·
13
Okunma
·
0
Beğeni
·
2
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
544 syf.
·Beğendi·8/10
Köy halkı bir sabah uyanır ve köyün en işlek yeri olan Gabri ve Olivier’e ait bistroda bir ceset bulunur. Zaten az bir nüfus taşıyan köy, hiç tanımadıkları bu cesedin nereden ve kim tarafından geldiğini hatta kim tarafında öldürüldüğü ile çalkalanırken Gamache ve ekibi ortaya çıkar.

Armand Gamache, Sherlock Holmes’un 2010+ versiyonu desek hata etmemiş oluruz. Bölümlerde Holmes gibi ince ayrıntılara önem veren ve analitik düşünmeyi gayet iyi kullanan Gamache bu kitapta da davayı anlının akı ile kapattı.

“Taammüden adam öldürmek.”

İşlenen cinayet sebebi bütün cinayetler gibi para, hazine için olmuştur. Dünya üzerinde işlenen cinayetlerin yarısından çoğu bu sebeple işlenmiştir. Ve söylemek gerekirse 2017 senesinde olmayan para birimi “Bitcoin” içinde bir cinayet işlenmişti.

Louise Penny insan duygularını yansıtmada başarılı bir kalem. Bunu romanda olan akıcılık ve olayların birbirine ustaca bağlanmasından da anlayabiliriz. Özellikle bazı tanımlamalar yapması çok hoşuma gitti. Bölümü okuduktan sonra nokta koyup vicdan, açgözlülük, ihanet gibi insan duygularını belirtmesi çok hoştu.

“Kaos geliyor oğlum.” deyince çok aşırı derece de bir gerilim bekliyordum. Ancak çok nadiren gerildim. Gamache’nin ve ekibinin kıvrak zekâsı, Gabri’nin Olivier’e olan bağlılığı, Ruth ve Rosa’nın gülünç halleri gerçekten eğlenceli idi.

Münzevi’nin tahta oymalarından ve yazarın bunu betimleme tarzından bahsetmek istiyorum. Gerçekten o oyma eşyaları yazarın anlatımıyla kanlı canlı gördüm. Bir çevre bu kadar güzel sentezlenip böyle güzel aktarılabilirdi okura. Arada bir de gerilim vermesi ise ayrı bir güzellik katıyordu.

Konu Kanada’nın küçük bir köyünde geçiyordu. Aşağı yukarı bizim Çamlıhemşin tadında bir yer gibi geldi bana. Ama benim asıl merak ettiğim yer ise Britanya Kolumbiyası sınırlarına dâhil olan takımadalardan Gwaii Haanas ilgimi çekti. Tıpkı bizim başından sis eksik olmayan Rize gibi bir yer düşünün ki tek bir farkı var oradan 1000 yıllık kızıl sedir ağaçlarına ev sahipliği yapmış bir ada. Yeşilin dibine vurduğu ve Emily Carr’ın eserlerine ilham kaynağı olan Haida’ların yaşadığı bir dizi adacık.

Sözün özüne gelirsek; ben eğlenceli ve güzel bir kitap okudum diyebilirim. Sizlerde benim gibi polisiye romanlarını seviyorsanız tavsiye ederim. Armand Gamache ile tanıştığınıza pişman olmayacaksınız.

Kısa bir kaç bilgi.

Haida’lar : Haydalar ya da Hayda Kızılderilileri, Kanada'nın Britanya Kolombiyası eyaletinin Haida Gwaii adasında ve Amerika Birleşik Devletlerine bağlı Alaska eyaletinin Galler Prensi Adasında yaşayan şamanist ve Hristiyan Alaska ve Kanada Kızılderilileridir.

Emily Carr : 13 Aralık 1871 - 2 Mart 1945 tarihlerinde Britanya Kolumbiyası’nda yaşamış yazar ve ressam. Yerli halklardan esinlenmiş resimleri ve etkin yazılarıyla toplumda farkındalık yaratmış bir kişilik.

Bir Emily Carr çizimi.

https://upload.wikimedia.org/...29_Odds_and_Ends.jpg
544 syf.
·13 günde·Beğendi·9/10
"Kaos geliyor oğlum. Onu durdurabilecek hiçbir şey yok. Çok geç kaldı ama sonunda burada!"

Şşşşş!.. Sessiz olun. Ormandan geçerken, duyduğunuz seslere aldırmayın ve yolunuza devam edin. Adımlarınızı hızlandırın gerekiyorsa koşmaya başlayın!...

13 gün boyunca kitabın gerek karakterleri, gerek geçtiği mekanları, havası, mevsimin yansıttıkları, ağaçların fısıltıları, yaşananlar, cinayet o kadar günlerime işledi ki. Louisse Penny yeni tanıştığım ve bu kitabına hayran kaldığım bir yazar oldu. Olayın kurgusu, birbirine bağlanış şekli, karakterlerin her birinin kendi dünyaları çok güzel anlatılmış.
Kuzey'in taç kısmında bulunan Kanada'nın küçük bir köyü olan Three Pines'ta yaşam sıradan haliyle sürmektedir. Zaten bilindiği gibi ufak yerleşimli yerlerde genelde herkes birbirini tanır ve ahbaptır. Olivier ve Gabri ikilisinin, oraya gelen turistler tarafından da büyük ilgi gören meşhur Bistro'ları var. Herkes onları çok seviyor ve arkadaşlar. Kitapçı Myrna, fırıncı Sarah, şair Ruth, Yaşlı Mundin ve Eş, Roar ailesi, garsonları Havoc ve tabi dedektif Gamache ile becerikli ekibi.

Her şey olağanca sakinlikte ilerlerken, bir sabah Bistro'da yerde ölü bir adamın cesedinin bulunmasıyla, köyün aydınlık yüzüne kara bir gölge düşer. Peki bu adam kim? Neden Bistro'da bulundu? Kim ve neden öldürmüştü? Gamache ve yardımcısı Beauvoir olayı araştırdıkça, işin içinden çıkamazlar. Çünkü köyde öldürülen adamı tanıyan hiç kimse yoktur. Cinayet aleti ve iz sürülebilecek deliller de bulunamaz. Gamache arkadaşı Olivier'nin bu işle ilgisi olmamasını ümit eder.

Anlatım kesinlikle akıcıydı. Diyaloglar olsun, mekanlar olsun özellikle Headley Konağı ve Bistro öyle güzel betimlenmişti ki, oralarda geçen bölümlerde kendimi orada hissettim. Yazarın kadın olması yemeklerinde betimlenmesini ihmal etmemişti. Mevsim olarak sonbaharın seçilmesi enfesti; Yanan şömineler, havanın sıcaktan serine dönmesi, ağaçların, yaprakların değişen kıyafetleri, sıcak içecekler..

Kitapta sürekli bahsedilen bir kaos var. Öyle deyince aklınıza fazlaca şey gelebilir. Benimde aklıma bir sürü şey gelmişti. Zaten polisiye-gerilim tarzını bu yüzden çok seviyorum. Bir ara aklımdan belki paranormallik olabilir diye geçirmiştim. Ama yazar olayları o kadar güzel bağlayıp, aslında hepimizin bildiği gerçeklerle birleştirdi ki, bana da bunları yazmak düştü. Daha fazla yazıp spoiler'a girer diye kaçınıyorum. Sonunda gerçekten adı gibi acımasız bir hikayeyle başbaşa kalıyorsunuz...

Okumak isteyenlere mutlaka öneriyorum. Şimdiden keyifli okumalar.

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 13 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 15 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.