Dostoyevski, "İnsancıklar" adlı kitabında: "Çok tuhaftı, ağlayamadım. Ama ruhum paramparça olmuştu." diyor. İnsanın içine atmasının, güçlü görünmeye çalışmasının en yorucu hali bu olsa gerek.
Nasibin sandığın kişi imtihanın oluyor bazen. Bir hayat sığdıracağını sandığın kalp, mezarın oluyor. Güvenerek tuttuğun el, itiyor seni uçurumdan. Oluyo işte bazen, insan celladına sarılırken ölümü aşk sanabiliyor.
Kim daha temiz?
Üstü başı parlayan mı, yalan konuşmayıp yüreği ışıldayan mı?
Kim dost?
Yara bandı yapıştıran mı, yaralarını öğrenmeye çalışan mı?
Hangisi gerçek?
Ölüm mü, yaşamak mı?