Bakara Süresi'nin son iki ayetinde Allah, Peygamber'in ve O'nunla birlikte olan mü 'minlerin Allah'ı tasdik ettiklerini bildirmektedir.
Bu ümmet, kendinden önce yaşamış toplumların, mertebe bakımından en şereflisidir. Zîra önceki toplumlar, kendilerine vahiy geldiğinde işittik ve isyan ettik demişlerdi.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Tevbe Suresi'ndeki savaş emri adaletli, tarafsız ve mutedil topluluğa karşı değil, aksine kalplerinde kin ve düşmanlık bulunan ve işkence etmek için bizlere ellerini uzatan toplumlara karşıdır.
İşte bu sebeple Kur'an, savaş edilmesi gereken toplumları nitelerken şöyle diyor:
"Gerçekten onların yapmakta oldukları şeyler ne kötüdür! Bir mü'min hakkında ne ahit tanırlar ne de antlaşma. Çünkü onlar saldırganların ta kendileridir."
(Tevbe, 9-10)
Bir kimse nasıl olur da, burada anlatılan savaşın, saldırgan olmayan bir topluma karşı yapılması gerektiğini anlayabilir?
Haklar korunduğu ve inanca saygı duyulduğu sürece, barışın kimseye zararı yoktur. Ancak barış, teslim olmak ve alçaklığı kabul etmek demekse, işte buna saygı duyulamaz! Bu dengeyi, Kur'an'ın haram aylarda savaş yapmayı serbest bırakan açıklamasında görebilirsiniz;
"Sana haram ayda savaşmayı soruyorlar. De ki: O ayda savaşmak büyük bir günahtır ... " (Bakara, 2/217)
Yani savaş caiz değildir, ancak haram ayda saldırıya uğramışsanız, emniyet içinde yaşayanların güvenliği tehdit edilmişse ve doğru bir şekilde Allah'a ibadet edenler sıkıştırılmaya başlanmışsa ne yapmalı? Böyle bir durumda saldırıya karşılık vermek ve hak ve hukuku korumak gerekmez mi?