O zaman birisinin elini öptüğünü duydu. Gözlerini açtı, oğluna baktı. Acıdı ona. Karısı yaklaştı. İvan İlyiç ona da baktı. Kadının ağzı açıktı, burnunun, yanaklarının üstündeki gözyaşlarını silmemişti. Keder dolu bakışlarla süzüyordu onu. İvan İlyiç kadına acıdı. "Evet, üzüyorum onları..." diye düşündü. "Acıyorlar bana. Ben ölünce daha iyi olacak" demek istedi. Ama söyleyecek hali kalmamıştı. "Zaten iş söylemekte değil, yapmak gerek," diye düşündü. Karısına oğlunu gösterdi, "Çıkar... yazık... Sana da..." dedi. "Prosti"(Affet.) diye eklemek istedi. Dili dolaştı, "Propusti"(Bırak geçeyim) dedi.
Kendim de dahil, çok konuşarak çok şey kazanan birine pek rastlamadım. Aksine insan, dilinin alıp götürdüklerini fark ettikçe suskunluğun kıymetini anlıyor.
Ne yazık ki bizler anlamakta zorlanıyoruz. Konuşursak anlaşılacağımızı, konuşursak haklı çıkacağımızı sanıyoruz. Oysa her sözün bir hesabı, her susuşun da bir hikmeti var.
Gazali, çok konuşmanın zararlarını dinî yönleriyle birlikte anlatıyor. Nefsim bunların ne kadarını uygular bilmiyorum; fakat anladıklarımı hayatıma geçirmek için çabalamaya niyetliyim.
Rabbim gücümü eksik etmesin, nefsime de beni mağlup etmesin.
Dil Belasıİmam Gazali · Semerkand Yayıncılık · 202216,7bin okunma
Kör biri için gökkuşağının renkleri ve sağır biri için kuş sesleri nasıl boşunaysa, yürekle algılanmayan zaman da öyle boşa gider,kaybolur. Ama ne yazık ki düzgün atmasını bildiği halde kör ve sağır nice yürekler vardır.