Ne yazık ki bu devirde uygarlık, prensip sahibi bir zümre tarafından temsil edileceği yerde, bir çıkarcılar topluluğu ile temsil edilmekteydi; onun için tehlikedeydi ya da kendini tehlikede sanıyordu ve alarm çığlığı koparıyordu; kendini merkez sanan herkes, aklına estiği gibi savunuyor, yardım ediyor, koruyordu onu; her önüne gelen, toplumu kurtarma ödevini üzerine alıyordu.
"Ne yazık ki bugün birer birer elimizden çıkan bu ülkelerin hikâyelerini bildiğim kadar, kendimizi tanımıyorum. Suikastları, intiharları, hangi tarihte hangi milletin prensesiyle hangi milletin prensinin birbirlerine âşık olduğunu, hangi hastalıktan öldüklerini bile, sanki bana çok gerekmişçesine öğrenmişim İmparatorluğumuz çöküyor, sınırları hergün biraz daha küçülüyor. Elimizde bir Anadolu yarımadası kaldı. Gerekirse kaçabileceğimiz Anadolu'dan başka toprağımız mı var ki? Kurt kocayınca köpeklerin maskarası olurmuş. İmparatorluğumuz kocadı artık. Ne yazık. Ne yazık..
Bu tür düşünceler, çocukluk yıllarımda hiçbir büyüğümün aklının ucundan bile geçmezdi. Şimdi küçük, gizli ve mahzun sesimizle 'Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini, yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini' şiirleri okuyoruz."