Bir hayat vardı önümde. İçerisinde yaşam olduğunu zannettiğim, sadece ölümden ibaret olan. Yürümem için sırtımdan ittiren eller vardı mesela. Aynı zamanda takılıp düşmem için ayaklarıma takılan çelmeler vardı. Yaşayayım istiyorlardı ama aynı zamanda ölmemi de diliyorlardı. “Yaşarken, öl.” Demenin bir başka yoluydu belki de bu. Önümde ki yolda bir hayat vardı belki ama benim yolum bir uçuruma çıkıyordu. Sonu denize doğru giden, adım attığımda mezarım olacak bir uçurum. Uçmayı öğrenmem gerekiyordu belki, ya da en basiti yüzmeyi. Zannettiler ki öğrenirim, oysa bilemediler ki ben yükseklikten korktuğum kadar yüzmekten de korkarım.