Yelda Aytaç

Bir hayat vardı önümde. İçerisinde yaşam olduğunu zannettiğim, sadece ölümden ibaret olan. Yürümem için sırtımdan ittiren eller vardı mesela. Aynı zamanda takılıp düşmem için ayaklarıma takılan çelmeler vardı. Yaşayayım istiyorlardı ama aynı zamanda ölmemi de diliyorlardı. “Yaşarken, öl.” Demenin bir başka yoluydu belki de bu. Önümde ki yolda bir hayat vardı belki ama benim yolum bir uçuruma çıkıyordu. Sonu denize doğru giden, adım attığımda mezarım olacak bir uçurum. Uçmayı öğrenmem gerekiyordu belki, ya da en basiti yüzmeyi. Zannettiler ki öğrenirim, oysa bilemediler ki ben yükseklikten korktuğum kadar yüzmekten de korkarım.
1000Kitap
Reklam
Gökyüzünden yeryüzüne bir damla düştü. Onlarca insanı ıskalayan, seni ıskalamadı. Üzerine yağan yağmurdan sıyrılmak için koştun, koştukça habersiz bir şekilde bana yaklaştın. Yağmur damlalarından sıyrılmak için bana sığındın. Sen bana sığındın. Ben sana sığıntı kaldım.
Kendi Kalemimden
Örgü
Sayfalar çevrilmiş, kitap sonuna gelinmiş. Aslında var olduğu sanılanlar hiç olmamış.
Kendi Kalemimden
Yegane gerçek neydi? Hakikat kimde saklıydı? Asıl doğrular hangi yalanların ardında saklanmıştı? Şimdi sana baksam, görsem seni. Bana doğruları mı verirsin yoksa yalanlarını mı? Söyleme sevgilim. Duymaya ihtiyaç duyduğum sesini kirletme yalanlarınla. Görmeme izin verme sevgilim. Gözlerimin önünde ki saflığını kirletme.
1000Kitap
Ölümümün sebebi olucakmışsın gibi hissediyorum. Seni bu denli tutkuyla seviyor olmak; Sonu uçurum olduğunu bildiğim bir yolda rakkas oynamak gibi.
Kendi Kalemimden