• Babam yazılarında çok fazla dini sohbetlere girmiyordu. Makalelerinde sosyal adaletsizlik üzerinde çok duruyordu. 31 Aralık 1967 tarihli köşe yazısı bunun tipik örneğidir: 'Bayram geliyor diye herkeste yoğun bir hazırlık çabası göze çarpar. 'Bir ay dediğin nedir ki. Ramazan gitti, oruç bitti. Zenginin orucu bitti, fakirin orucu ise yeni başlıyor.'
  • “Bayram geliyor diye herkeste yoğun bir hazırlık çabası göze çarpar. Bir ay dediğin nedir ki, Ramazan gitti, oruç bitti. Zenginin orucu bitti, fakirin orucu ise yeni başlıyor.”
    Abit Dursun
    Sayfa 18 - Berfin Yayınları, 4. Baskı
  • "Yeni Turan'la bireysel aşktan,toplumsal aşka yönelmiş ve aşk kadını/insanını anlatmaktan dava kadınını/insanın anlatmaya geçmiştir."
  • "Halide Edip ilk romanı Heyula'dan itibaren aşkın öznesi olarak anlattığı aşırı duygusal kadınlar,Yeni Turan'dan itibaren yerlerini inandıkları davaya tam anlamı ile bağlanmış kararlı ve tavizsiz kadınlara bırakırlar."
  • "Yayın tarihi itibarıyla Meşrutiyet sonrasındaki hak ve hürriyetlerin elde edildiği ancak alabildiğine kaosun başladığı bir dönemi romanı olarak devri ile ilgili pek çok sosyal izdüşümü taşır."
  • "Halide Edib'in seçimini 'maksadın kızı' olma tarafında yapan kadını Yeni Turan (1913)'da ortaya çıkar."
  • Ne yazık onlara ki çıkarlarına dokunulmadıkça
    doğru yola gitmezler ve Allah’ın kendilerine sunacağı
    nimetleri bilmezler.
    Ne yazık onlara ki kalpleri temiz olmadığı için herkesi
    kötü sanırlar ve günahsıza ve günahkâra bir fark
    gözetmeden kötülük ederler.
    Ne yazık onlara ki duygulu çekingenliği korkaklık,
    samimiyeti yaltaklanma ve yardımı bir baskı sayarlar.
    Ne yazık onlara ki kendilerine açılan saf bir kalbi
    zaaflarından istifade edilecek, istismar edilecek bir
    akılsız sayarlar.
    Onların, geleceği yaratan insanlar arasında yeri
    yoktur.
    Unutulacaklardır.
    Bir gün bütün değer yargıları değişecek ve yargılananlar
    yargıç, eziyet edenler de suçlu sandalyesine oturacaklardır
    ve onlar o kadar utanacaklar, o kadar utanacaklardır ki
    utançlarının ve suçlarının ağırlığı yüzünden ayağa kalkamayacaklardır.
    O zaman, akıllı ya da akılsız bütün ezilenler, yani bizim
    caddedeki insanların çoğu, yani öcü geliyor diye küçükken
    beni korkuttukları çolak ve topal Deli Rüstem ile ben ve
    benimle birlikte bar kızı Leylâ kendisine yüz vermedi diye
    intihara teşebbüs ederek beynine iki kurşun sıkan fakat ancak
    kafatasını delerek alay edenlerden kurtulmak için bütün
    hayatınca yolda kalpak giyerek dolaşmak zorunda kalan
    meyhaneci Hızır ve onunla birlikte ortaokulda kekemeliği
    ve garip mistik düşünceleriyle arkadaşlarının alay konusu
    olan ve şimdi havagazıyla intihar ettiği için ölmüş bulunan
    ve evlerindeki şecere ağacında taze yağlı boyayla yeni
    boyanmış yeşil, titrek bir yapraktan ibaret kalan Ercan ve
    Ercan’la birlikte annesi Rus babası İtalyan olan ve sınıfta ve
    bahçede paltosunu hiç çıkarmayan ve daima gözlüğü ve
    paltosuyla ilkokul birinci sınıf çocuklarıyla top oynayan ve
    gâvur diye ve kambur diye horlanan Altan ve Altan’la birlikte
    zeki ve siyah gözleriyle bana hep muhabbetle bakan
    ve yedi kardeşiyle ve annesiyle ve babasıyla ve teyzesiyle ve
    dayısıyla Evkaf apartmanının en üst katında labirent gibi
    karışık koridorlardaki yüzlerce odadan sadece birinde oturan
    ve sınıf birincisi olduğu halde ilkokuldan sonra elektrikçi
    çıraklığına başlayan Osman ve onunla birlikte bütün
    gülünçlüğüne rağmen aşağılığı sefaletinden ve sefaleti aşağılığından
    ileri gelen mimar Cemil (Uluer) Turan ve Mimar
    Cemil’le birlikte sakat olduğu için hiç yürümeyen ve hep
    altını kirleten ve misafirler görmesin diye ve sosyetik annesi
    rahatsız olmasın diye yaz kış balkonda tutulan ve hep bağıran
    ve altına yapan ve güzel yüzüyle ve akıllı sözüyle beni
    büyüleyen ve balkonda yerde kendini oradan oraya atan zavallı
    Ayhan ve onunla birlikte bodrum katta evdeki yedi ve
    bahçedeki yirmi yedi kedisiyle yaşayan ve kimseye zararı
    dokunmayan ve ölmüş kocasını unutamayan Rus madam
    ve madamla birlikte yirmi iki yaşında veremden ölerek bizleri
    ve ailesini elemlere boğan ve Albay Sait Beyin biricik
    oğlu ve liseden dört defa kovulmuş olup sanatoryumdan altı
    kere kaçan ve yağmurlu bir ilkbahar akşamı hastaneden
    son kaçışında ıslak elbiselerini çıkarmaya fırsat bulamadan
    kanla boğulan Ertan ve onunla birlikte basit bir kamyon şöför
    muaviniyken lastik karaborsasından zengin olarak genç
    yaşında kumar denen illete tutulan ve bu uğurda servetini
    ve dostlarını kaybeden ve karısı ve kızı ve oğlu tarafından
    terkedilen ve meteliksiz kalan ve bir gün bir kahve köşesinde
    kendini vuran ve eski ve samimi aile dostumuz Orhan
    ve Orhan Beyle birlikte, Orhan Beyle birlikte olmaktan muhakkak
    gurur duyacak olan ve elkapısında dünyaya gözlerini
    açıp ve kaderi ve mesleği hizmetçilik olan ve komşumuz
    Saffetlerin üçüncü hizmetçisi Kezban yargıç kürsüsünde
    bulunacağız.
    Mahkemede, suçlu sandalyesinde, bilerek ya da işledikleri
    suçları bilmek zahmetine katlanacak kadar dahi düşünmediklerinden
    bilmeyerek, eziyet eden, hor gören, aşağılayan,
    ihmal eden, aldırmayan, unutan, kötüleyen, alay eden,
    ıstırabı paylaşamayan, insanlar arasına duvarlar çeken, küçümseyen,
    çaresiz bırakan, yalnız bırakan, terkeden, baskı
    yapan, istismar eden, ezen, cesaret kıran, iyilik etmeyen,
    değer vermeyen, kalbi temiz olmayan, doğruyu yanlış gösteren,
    yanlışı doğru gösteren, samimiyetsiz, insafsız, korkutan,
    yanına yaklaştırmayan, başkasının yaşama hakkına
    saygı duymayan ve kendinden memnun olabilmek için her
    davranışı meşru sayan onlar, yani bizim küçük kalabalığımızı
    hava sızdırmayan tabakalar halinde üst üste saran, ne-
    fes almamızı dahi engelleyen, yani mahallemizin bütün bileği
    kuvvetli ve içi boş küçük kabadayıları ve onların büyük
    ortakları, yani esasında sayıca üstün olanlar, yani her zavallıdan
    daima bir rütbe bir kademe bir sınıf yukarıda olanlar,
    yani şekilsiz hüviyetleriyle daima vuran ve kaçınabilenler,
    yani hem ezip hem de ezdiklerini kabul etmeyenler, yani
    bir mertebe aşağıdayken ezilen ve bir derece terfi edince
    ezenler, yani çırağını, birşeyler öğretmesine karşılık her zaman
    döven ve ona insan muamelesi etmeyen ustalar, muavininin
    başına vuran şöförler ve onlarla birlikte memurlarına
    dalkavukluk ettiren amirler, duygusuz amirlerle birlikte
    garsonlara paralarıyla orantılı olarak bağıran müşteriler
    ve kaba müşterilerle birlikte hakkını arayanlara yumruklarını
    gösteren görevliler ve yetkilerini kötüye kullanan görevlilerle
    birlikte bilgisizin bilgisizliğini suratına çarpan ve
    ondan bir kelime fazla bilen bilgiçler, yani öğrenmek isteyen
    herkese eziyet eden öğreticiler ve onlarla birlikte bilgisizlerin
    bilgisizliğine gülen onlardan daha bilgisizler ve cahillerle
    birlikte her değişik davranışa saldıran şekilsiz kalabalık
    ve kalabalıkla birlikte onlara alkış tutanlar ve onlarla
    birlikte her tartışmada en bayağı usullerle haklıyı haksız çıkaranlar
    ve onlarla birlikte her savaşta kazananı tutanlar ve
    onlarla birlikte kimseye zararı olmayan zayıfları ezerek
    kuvvetli olma duygusunu tatmin edenler ve onlarla birlikte
    her zaman ve her yerde her sınıftan ve her ideolojiden ve
    her düşünceden insanlar arasında daima ön safa geçerek aslan
    payını kendilerine ayıranlar ve ayırır ayırmaz insanlarla
    aralarına aşılmaz duvarlar örenler ve böylelerine her zaman
    haklı çıkarıcı bahaneler sebepler yasalar kurallar sınıflamalar
    bulup çıkaranlar yani her zaman insanları insanlardan
    ayıranlar ve onları birbirlerine düşman edenler ve onlara
    körü körüne uyan kalabalıklar ve gerçeği boğanlar ve onlarla
    birlikte insanı bu koca dünyada yalnız bırakarak arka-
    daşlık dostluk sevgiyle uzatacakları sıcak bir elleri olmayanlar
    yani elsiz gözsüz akılsız kalpsiz ve kansız gerçek sakatlar
    yani onlar onlar onlar onlar onlar onlar... karşımıza
    oturacaklar.
    Ve biz onlara diyeceğiz ki:
    Hesaplaşma günü geldi. Şimdiye kadar yalnız din kitaplarında
    yargılandınız. Biz fakirler, zavallılar, yarım yamalaklar,
    bu kitapları okuyup teselli olurken içinizden güldünüz.
    Ve çıkarınıza baktınız. Hatta gene sizlerden, sizin gibilerden,
    büyük düşünürler çıktı ve bu kitapların bizleri uyuşturmak
    için yazıldıklarını ileri sürdüler. Biz zavallılar, ya bu
    düşüncelerden habersiz kaldık, ya da bunları yazanları bizden
    sanarak alkışladık. Yani uyuttular alkışladık, uyandırıldık
    alkışladık. Her ne kadar bugün siz suçlu, biz yargıç sandalyesinde
    oturuyorsak da gene acınacak durumda olan
    bizleriz. Esasında, sizleri yargılamaya hiç niyetimiz yoktu;
    sizin dünyanızda, o dünyayı bizlerin sanıp yaşarken, hepinize
    hayrandık. Sizler olmadan yaşayabileceğimizi bilmiyorduk.
    Ayrıca, dünyada gereğinden çok acıma olduğuna
    ve bizim gibilerin ortadan kaldırılmamasının sizlerin insancıl
    duygularına bağlandığına inanmıştık. Bu çok masraflı
    dünyada bir de bizlere bakmanız katlanılması zor bir fedakârlıktı.
    Arada bir bize benzeyen biri çıkıyor ve artık yeter
    diyordu. Onunla birlikte bağırıyorduk: artık yeter! Bazen
    kazanıyorduk, bazen kaybediyorduk ve sonunda her zaman
    kaybediyorduk. Onlar da sizler gibi onlardı. Düzeni çok iyi
    kurmuştunuz. Hep bizim adımıza, bize benzemeyen insanlar
    çıkarıyorduk aramızdan. Kimse bizim tanımımızı yapmıyordu
    ki biz kimiz bilelim. Gerçi bazı adamlar çıktı bizi
    anlamak üzere; ama bizi size anlattılar, bizi bize değil. Tabii
    sizler de bu arada boş durmadınız. Bir takım hayır kurumları
    yoluyla hem kendinizi tatmin ettiniz, hem de görünüşü
    kurtarmaya çalıştınız. Sizlere ne kadar minnettardık. Buna
    karşılık biz de elimizden geleni yapmaya çalıştık: kıtlık yıllarında,
    sizler bu dünyanın gelişmesi ve daha iyi yarınlara
    gitmesi için vazgeçilmez olduğunuzdan, durumu kurtarmak
    için açlıktan öldük; yeni bir düzen kurulduğu zaman,
    bu düzenin yerleşmesi için, eski düzene bağlı kütleler olarak
    biz tasfiye edildik (sizler yeni düzenin kurulması için
    gerekliydiniz, bizse bir şey bilmiyorduk); savaşlarda bizim
    öldüğümüze dair o kadar çok şey söylendi ki bu konuyu
    daha fazla istismar etmek istemiyoruz; bir işe, bir okula
    müracaat edildiği zaman fazla yer yoksa, onlar kazansın,
    onlar adam olsun diye biz açıkta kaldık; yani özetle, herkes
    birşeyler yapabilsin diye biz, bir şey yapmamak suretiyle,
    hep sizler için birşeyler yapmaya çalıştık. Bütün bunlar
    olurken birtakım adamlar da anlayamadığımız sebeplerle
    anlayamadığımız davalar uğruna yalnız başlarına ölüp gittiler.
    Böylece bugüne kadar iyi (siz) kötü (biz) geldik. Bize,
    sizleri, yargılamak gibi zor ve beklenmeyen bir görev ilk defa
    verildi; heyecanımızı mazur görün.
    Aramızda hukukçu olmadığı için söz uzatılmadı, sanıkların
    kendilerini savunmalarına izin verilmedi. Gereği düşünüldü.
    Sanıkların ellerinden başarılarının alınmasına oybirliğiyle
    karar verildi.