• Abdülmecid, Osmanlı Devleti'nin varlığını ve toprak bütünlüğünü Avrupa devletlerinin güvencesi altında korumak amacıyla Avrupa devletler konseyine( Avrupa birliği) katılmak için Islahat fermanı yayımlamış, Kırım savaşına girmiş, Tanzimat fermanı yayımlamış, Saint George Hristiyan tarikatına üye yazılmış, Hristiyanlığı koruyacağına and içmiş, Garter Haçlı şövalyesi bile olmuşken; Avrupa devletleri "Osmanlı'nın toprak bütünlüğünü koruruz, ancak bizim uyruğumuzdaki kişilere Osmanlı ülkesinde Osmanlı yasalarına bağlı olmaksızın toprak satılması koşuluyla" diyerek kendi uyruklarına Osmanlı ülkesinde devlet içinde devlet oluşturacak bir sistemi dayatıyorlardı.
  • “Herkes hem oyuncu hem seyirci. “Kim kiminle ne yapıyor?” sorusu, sadece magazin programlarındaki ünlüler için sorulmuyor artık. “Kim kiminle tanışmış, kimin duvarında kimin fotoğrafı var?” soruları artık arkadaşlar ya da üye olunan gruplardaki yeni tanışlar için de geçerli. Yani çoğu kişi, bunları seyretmek eğlenceli olduğu için giriyor Facebook’a. Kendisinin de anonim bir seyirci tarafından seyredildiğinin farkında olarak düzenliyor profilini, duvarını.”
  • Arkadaşlar!!!
    Benim sayfamda paylaştığım yeni iletiler biryudumkitap.com'dandır.Bu siteye ücretsiz üyelik yapıp her sabah sizinde emailinize 5 dakkalık kitaplardan kısımlar gelir,çok tatlı bence üye olun.Sadece paylaşmak istedim sizinle.
  • 1000kitap'a üye olduktan sonra bitirdiğim ilk kitap. İleride bakıp en azından kendim hatırlamak için bir inceleme yazmak istedim.

    Öncelikle ilk birkaç parağrafı kitabı okuyayım mı diye merak eden arkadaşlar için spoilersız yazacağım. Spoiler yazan yere kadar gönül rahatlığıyla okuyabilirsiniz.

    Kitabı, Leyla ile Mecnun dizisinden bahsetmeden tanımlamak maalesef mümkün değil. Hatta net olarak söyleyebilirim ki diziyi severek izlememiş biri için bu kitap büyük ihtimalle hiç keyif vermeyecektir. Diziyi izlemedim okusam mı diye düşünmenize hiç gerek yok, kesinlikle okumayın.

    Bunu bu kadar net yazmamdaki temel sebep Burak Aksak'ın kitaba karakterleri değilde oyuncuları yansıtmaya çalışması. Karakterler sadece kitabı okuyan biri için kesinlikle havada kalacaktır. Oyuncuların, karakterlere kendinden kattığı parçaları zorlayarak kitabın diline sokmaya çalışmış ve böyle irite edici bir durum oluşmuş sanki.

    İlk kısım okununca diziden farklı, yeni bir hikayeye başlayacağız gibi görünüyor ancak dizi senaryolarının sıkıştırılmış bir versiyonunu okumuş gibi hissettim. Yazar bunu özette de yazan "zaman döngüseldir" alt metnine oturtmaya çalışmış ama bana göre yeni hikaye oluşturamayışının üstünü kapamak için kullanmış sanki.

    <--- BURADAN SONRASI SPOİLER --->

    Bu bana özel bir durum mu bilmiyorum ama Ali Koç - Migros ve Galleria isimli alışveriş merkezlerinin adının geçtiği kısımlarda ne alaka deyip viral reklam mı almışlar kitaba diye düşünmedim desem yalan olur. Hadi Migros'u bir nebze anladım ama İsmail Abi'nin "Burası Galleria, bir tarih yatıyor burada." sözüne iyice anlam veremedim ve biraz soğudum kitaptan.

    Ek olarak içerisine popüler kültür ögelerinin serpiştirilmiş olması da beni üzen bir diğer nokta oldu. Ne amaçla kullanılırsa kullanılsın (iğneleme vs.) ben bir kitapta "Sen olsan barriğğğ, sen olsan barriğğğ" yazısı görmek istiyorum. Şuan bile anlamsız ama bir - iki yıl sonra dönüp bakıldığında iyice anlamsızlaşacak ve eserin ömrünü kısaltacak şeyler bunlar.

    Son kısımı vurucu yapmak için beyazlar içinde ölen Yavuz Abi ve uçuruma koşan Leyla'yı kullanmışlar. Etkilenmedim desem yalan olur ama sayfalarca gırgır şamata gibi giden bir hikayenin son bir kaç sayfasında bir anda böyle vurucu/üzücü olayları yazmak "Akılda kalıcı bir son yazayım." diye zorlamanın bir sonucu gibi olmuş sanki.

    Yinede bu iki olay, buralar olmasa 5-6 olacak puanımı 7'ye çıkartmamı sağladı.

    Sonuç olarak diziyi severek izleyenler için ortalama diyebileceğimiz bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Okumasanız da bir şey kaybetmezsiniz, okusanız da...
  • Meşhur Nürnberg Mitingleri ve Adolf Hitler…

    Babası memur olmasını istedi,
    Hiç istemiyordu ama baskı vardı, denedi tutturamadı,
    Ressam olmak istedi, okul tarafından kabul görmedi,
    Çocukluğu sıkıntılıydı, gelecek vaat etmiyordu,
    Sokakta resim yaparak para kazanmaya denedi, üç beş kuruş kazandı,
    Bir gün meydanda eline bir broşür geldi,
    Siyasetle hiç bir ilgisi yoktu,
    Hiç bir parti hakkında bilgiye sahip değildi,
    Birden bir kalabalığın toplandığı yere yaklaştı,
    Birisi bir şeyler anlatıyordu, hafif bir kalabalık vardı, dinlemeye başladı,
    Sonra dikkatini çekti ve öğrenmeye karar verdi, bir kaç toplantıya gitti,
    Partiye üye oldu “Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi” (NSDAP),
    Anlatılanlara kulak verdi, ilgisi arttı,
    Hitabının kuvvetli olduğunu fark etti,
    Parti içerisinde bu özelliği keşfedildi ve meydanlarda Adolf konuşmaya başladı,
    Adolf artık Hitler olmaya başladı,
    Yeni başladığı serüvende biraz hızlı adım atıyordu,
    Ufak kalabalıklar çoğalıyor, destek artıyordu,
    Sonunda Parti'ye başkan seçilmesi gerektiğini söyledi, dalga geçtiler,
    Kesinlikle ciddiye alınmıyordu,
    Toplantılar da konuşmayı bırakınca dinleyen sayısı azaldı ve geri gelmesini istediler,
    Tek talebi vardı… Başkan seçilecekti,
    Seçildi, propagandası yeni düşüncelerle genişledi,
    Kitlelere fikirlerini söylemeye başladı,
    Az ama fena olmayan kalabalıklara konuşmalar yaptı,
    O hazzı aldı ve fitili ateşlemeye başlamıştı,
    Versay Antlaşması (VERSAILLES) Almanya’yı yok etmişti, en büyük kozu buydu,
    (Osmanlı ve Almanya aynı safta idi, Versay ne ise Sevr de o idi.)
    Ülke çok fakirdi ve işsizlik yüksekti,
    Bunu kullanmaya çalıştı ve manifestolar geliştirdi,
    Antlaşmayı imzalayanları hiç affetmedi ve hainler diye defalarca deklare etti,
    Önceki yönetimin basiretsizliklerini ve Alman ırkını soktukları durumu her konuşmada kullandı,
    Zamanında “Birahane Darbesi” ni denedi; bundan yıllar sonra bu darbe girişimini iyi kullanacak ve kutsal bir anlam katacaktı,
    Mussolini’yi örnek almıştı ama onun gibi başaramadı, darbe ile gelememişti,
    Tutuklandı içeri atıldı,
    Kendisine sempati duyan siyasiler ve üst tabaka sayesinde az bir ceza aldı,
    Kavgam kitabını yazdı,
    Yıllar Sonra Churchill Kavgam'ı baştan okusaydık, bunlar başımıza gelmezdi diyecekti,
    Partinin başına tekrar geçti, bu sefer hedef yükseltti ve seçimle gelmek için tüm çabaları göstermeye başladı, gizli örgütler ve teşkilatlar kurdu,
    Yanlış hatırlamıyorsam üç seçim sonunda yüksek oy aldı ama iktidarı alamadı, istenmeye istenmeye Paul von Hindenburg tarafından şansölye seçildi. Seçildikten sonraki ilk konuşması https://www.youtube.com/...amp;bpctr=1531179062

    Yetmezdi,
    Hindenburg öldü ve Şansölye makamını Cumhurbaşkanlığı ile birleştirdi. Ve III. Reich yani Führer Adolf Hitler doğdu. O artık Heil Hitler’di..! Naziler şimdi tüm gücü eline almıştı…

    Yaptığı o ihtişamlı meşhur Nürnberg Mitinglerinde Almanları kendine hayran bıraktı ve her söylediği destek aldı.

    Konuşmalarda ki vücut dili herkesi mest ediyordu. O kadar uzun konuşmalar yapıyordu ki, sesi kısılmasın diye bazı konuşmalarını “Heinrich Himmler”, “Joseph Goebbels” gibi önemli Nazi figürlerine yaptırıyordu.

    Kitap içeriğinde yıllar süren bu miting ve konuşmaların belirli kısımları var. Hitler’in yıllarca söylediği bütün her şeyi bir iki gün içinde okuyunca tabi ki her şey daha derli toplu oluyor. Geliyorum diyen şey kendini belli ediyor. Aralıklarla geldiğinde, tek bir konuşma gibi duruyor. Yalnız birleştirildiğinde her şey anlam kazanıyor. Barışçıl bir yol izleyeceğini öne sürerken, birden işin rengi işgaller ile değişiyor.

    Nürnberg Mitinglerinde yaptığı konuşmaların derlendiği kısa bir video. Konuşmalar kitapta da var. https://www.youtube.com/...amp;bpctr=1531181941

    Şimdi, genelde önünüze çıkan şudur; Adolf Hitler ve Naziler insanlığa hakarettir, Yahudileri ve bir çok insanı gaz odalarında, toplama kamplarında katletmiştir. Milyonlarca insan onlar yüzünden ölmüş, açlık, sefalet içinde yaşamış, hayatları mahvolmuştur. Evet bunların hepsi olmuştur ve daha fazlası...

    Peki soruyorum o zaman ve bu soruların bazılarını kendi ülkemiz için de kendiniz sorun;

    Alman Halkının hiç mi suçu yoktur? Hitler seçimle gelmedi mi?

    Alman Halkı içindeki öfkeyi onun sayesinde kusmuştu, onlar suçsuz muydu?

    Yahudiler, toplu katliamlara uğradılar. Peki Yahudiler ne yapmıştı da Hitler bu kadar kinliydi, hiç araştırdınız mı? Dünya da ki Yahudi topluluklarının, ülkelerin içine yerleştikten sonra, yerli halkın işçi, kendilerinin patron olduğuna hiç bakmadınız mı? Yahudilerin birlik ve beraberliği hakkında bilginiz var mı?

    Gelelim Fransa, İngiltere gibi ülkelere. O kadar mağduru oynadılar ki, soralım o zaman. Efendim, madem o kadar masumsunuz, Çanakkale de ne işiniz vardı? İstanbul da ne işiniz vardı? Churchill’e soralım, Avrupa da ki insan insandı da Osmanlı topraklarında yaşayanlar insan değil miydi? Orduları neden yığdınız bu toprakların her bir köşesine?

    Hitlerin İngiltere de işi yoktuysa, sizin İstanbul’da ne işiniz vardı?

    Fransız General, Beyoğlu’nda atı ile gövde gösterisi yaparken, padişahı tahtan indirin ben oturacağım derken ve işgali kutlarken normaldi de, Hitler Fransa’yı alıp Eyfel Kulesi’nde fotoğraf çektirdiği için mi suçlu oldu?

    Bakınız, Tarih yanlış yorumlanır ve yanlış sorular sorulursa farklı, doğru sorular sorulursa farklı sonuçlar doğurur.
    Hitler’in yaptığı kıyımı ya da işgalleri haklı bulmak tabi ki insanlığa ve yaşama hakarettir. Yalnız I.Dünya Savaşı galiplerinin mağlup devletlere imzalattığı ve dayattığı antlaşmalar normal miydi? Devletleri, insanları köşeye sıkıştırıp, ellerinde ne varsa almaya çalışmaları normal miydi? Kendilerine bağımlı yapıp, kendi kişisel hak ve özgürlüklerinden mahrum edilmeleri normal miydi?

    Hitler ve Nazi Almanya’sının dünya ya tekrarlanmayacak dersler verdiği sanılmıştır ama vermemiştir. Bakınız hala aynı tip liderler ve söylemler devam etmektedir. Sadece haberleşme o kadar yaygın ki, ne yapsalar ortaya çıkıyor ve gizli yapmaya çalıştıkları da göz önüne seriliyor. O yüzden o kadar ileri gidemiyorlar. Sadece demeçlerde ve bir kaç denemede kalıyor. Ama bir gün kalmayacak…

    Versay Hitler’i, Sevr Mustafa Kemal Atatürk’ü ortaya çıkarmıştır diyebiliriz. Şimdi, Gazi; Yurtta Sulh, Dünya’da Sulh” ilkesini savunurken ve “gerekmedikçe, savaşlar KATLİAM”dır derken, bir diğeri ise, yani Hitler; “Ben savaş istiyorum. Benim için her türlü vasıta doğru olacaktır. Benim sloganım "ne yaparsan yap, düşmanı rahatsız et" değildir. Benim sloganım şudur: "Bir şekilde onu yok et!". Ben bu savaşı sürdürecek insanım!” demiştir.

    Kitap içeriğinde ki konuşmaları yavaş yavaş ve anlayarak okuyunuz. Ben geliyorum diyen tehlikenin, gelmeden önceki halini kesinlikle iyi anlayın. Anlayın ki, iktidar olanın sizin iyiliğiniz için mi, yoksa sizi kullanıp kendi keyfi ve güç gösterisi için mi hareket ettiğini anlayın.

    Sub Yayınlarına teşekkürlerimi sunuyorum, birçok yayımlanmayan kıyıda köşede kalmış kitapları yayınlıyorlar. Ve yayının geçmişine ve nasıl ortaya çıktığına da bir göz atın derim.

    https://www.youtube.com/...amp;bpctr=1531181018

    Okuyun ve çözümleyin. İyi okumalar.
  • 1000K Bursa Okuma grubu vesilesiyle tanıdığım çok güzel bir roman: Tatar Çölü.. Maalesef buluşmaya ailemize yeni bir üye katılmasından dolayı gidemediğimden (evet dayı oluyorum) kitapla ilgili fikirlerimi burada paylaşmak istedim.
    Tatar Çölü; Dino Buzatti’nin başyapıt eseri.. İtalya’nın Kafka’sı olarak görülen yazar simgeci ve hayalci bir üsluba sahip.. Yazarlığının yanında ressam, şair ve gazeteci..
    Kitabın konusuna gelirsek;v Harp Akademisinden yeni mezun olan Teğmen Giovanni Drogo’nun ilk görev yeri dağ başı olarak adlandırabileceğimiz Bastiani Kalesidir. Fakat kaleye varmadan önceki endişesi kaleye vardığında büyük bir korkuya dönüşür şehir hayatına alışmış olan teğmenimiz burada bir saniye bile durmak istemez. Fakat bunun mesleğinde hoş karşılanmayacağını öğrendikten sonra mecburen dört ay beklemek zorunda kalır. Her günü aynı geçen bu dört ayın sonunda Drogo kaleyi terketmekten son anda vazgeçer.. Kitap sonuna kadar bu vazgeçişin nedenleri aklıma takıldı.. Biraz zorlama gelebilir ama bunun bir sebebinin de eylemsizlik prensibi ve buna bağlı olarak alışkanlık tutsaklığı olabileceğini düşünüyorum. Malum eylemsizlik prensibi, Herhangi bir cisim üzerine bir kuvvet etki etmiyorsa, yada etki eden kuvvetlerin bileşkesi sıfırsa, cismin durumunu değiştirmemesidir. Drogo o kadar aynı şeyler yaşıyordu ki bu dört ay boyunca kendini o eylemsizliğe durağanlığa tutsak etmişti. İnsanoğlu korkaktır çoğu zaman kendi konfor alanı (Bastiani Kalesi) terk etmek istemez.. Bir süre sonra ruhen korkaklık davranışsal olarak eylemsizlik halini alan bu tutum alışkanlık haline dönüşür ve bunun sonucunu da doğal olarak mutsuzluk ve yalnızlıktır.. Üniversitede hocam bir deneyden bahsetmişti bir fareyi kutuya kapatıyorlar. Kutunun kapısı var ve fare sürekli çıkmaya çalışıyor fakat her seferinde kapıya vuruyor. Bir süre sonra kapıyı alıyorlar fakat fare bu durumu kabullendiği için kapı açık olmasına rağmen çıkıp gidemiyor. Eylemsiz kalmayın, alışmayın, kabullenmeyin mutlaka o kapı bir gün açılacak o gemi bir gün gelecek…
    Kitapta sanki pek bir olumsuzdu dozu da genelde hep sabit ilerledi kendimce daha bir vurucu olmasını beklediğim yerlerde kendimce bu performansı göremedim. Çevirisini de beğendiğim bu romanı sizlere gönül rahatlığı ile tavsiye ediyorum.
    “Yaşam hayallerimizi gerçekleştirmek için kurulmuş bir sahne midir yoksa hayal kırıklıklarıyla yaşamayı öğrenmek için eşsiz bir tecrübe edinme yeri midir?”
  • Merhabalar 😊 Platforma yeni katıldım .Bir iki ay içinde daha önce okuduğum kitapları -ve tabi şu an da okuduğum kitapları- düzenli bir şekilde ekleyerek aktif bir üye olmaya çalışacağım. Herkese iyi günler dinlerim