• Oktay Sinanoğlu okuyun ve okutun...

    OKTAY SİNANOĞLU
    1935 yılında doğdu. Adı Oktay Sinanoğlu.

    1953/18 yaş – Atatürk tarafından 1928 yılında kurulmuş TED Yenişehir
    Lisesi’ni burslu olarak okudu ve birincilikle bitirdi. Okulun bursuyla kimya
    mühendisliği okumak üzere ABD’ye gitti.

    1956/21 yaş – ABD Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley Kimya Mühendisliği’ni birincilikle bitirdi.

    1957/22 yaş – Massachusetts Institute of Technology’yi (MIT) 8 ayda
    birincilikle bitirerek Kimya Yüksek Mühendisi oldu.

    1960/25 yaş – Yale Üniversitesi’ nde ‘asistant professor‘ (yardımcı doçent) olarak çalışmaya başladı.

    1961/26 yaş – Atom ve moleküllerin çok elektronlu kuramı ile ‘associate
    professor’ (docent) ve 50 yıldır çözülemeyen bir matematik kuramını bilim dünyasına kazandırarak ‘full professor’ (profesor) unvanını aldı.
    Bu unvan ile modern üniversite tarihinin ve YALE ÜNİVERSİTESİ tarihinin (son 300 yıldaki) EN GENÇ PROFESORÜ oldu.

    1964/29 yas – ODTÜ’ye danışman profesör oldu.
    Yale Üniversitesi’nde ikinci bir kürsüye daha profesör olarak atandı.

    Dünyada yeni kurulmaya başlayan MOLEKULER BIYOLOJI dalının ilk birkaç profesöründen biri oldu (Watson ve Crick sarmal modelindeki dna sarmalının çözelti içinde o halde nasıl durduğunu keşfeden adam – solvofobik kuvvet).

    Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi’ne üye olarak seçildi. Buraya seçilen ilk ve tek Türk oldu.

    İki defa Nobel’e aday gösterildi.

    Defalarca Nobel Akademisi’nin isteği üzerine Nobel’e adaylar gösterdi. Dünyanın sayısız yerinde sayısız buluşları ve teoremleri ile ilgili sayısız konferans verdi.


    NEDEN TÜRKİYE?

    ‘…Ben baktım, Türk Bayrağı, Atatürk karşımda, cam çerçeveli olduğu için bayrağın üstünde kendi yansımamı görüyorum. İçimden yemin ettim, dedim ki:

    Gideceğim ve orada söz sahibi olacağım, ondan sonra gelip o namussuzlarla burada uğraşacağım. O zaman anlamıştım ki burada kalırsam Amerika’nın kölesi olurum, oraya gidersem Amerika’nın efendisi olur, buraya gelip onlarla daha rahat mücadele ederim. Ve işte bizi gönderdiler. ..’

    ‘…Hiçbir zaman Amerikan vatandaşı olmayı düşünmedim.
    Aklımdan dahi geçmedi. Ben atalarımdan beri Türk kimliğimle varım.
    Ne yaptıysam o sayede yaptım. Ona buna yaranayım diye değil. Otuz yılda bak milleti ne hale soktular. Simdi de ‘açlıkla’ terbiye ediyorlar.
    Ayarlı basının köşe yazarlarından biri geçenlerde Avrupa Birliği’ne girmenin yararlarından diye ‘O zaman bu ay yıldızlı pasaport ile Avrupa kapılarına gitmenin utancından kurtulacağım’ diyor. Tanrı, bu millete acısın…’

    ‘…Yıldız Teknik’te kimyada bir takım hanımlar var, beyler var, profesör, doçent. Dışarıda da vardır. Burada da var, entrikalar döner, ona buna köstek olurlar. Birkaçı dedikoducu belli odama geliyorlar. Herkeste dahili telefon var. Ankara’ya bile telefon edemiyorsun, bilgisayardan bağlanamıyorsun.
    Bölüm başkanlarının telefonları vardı onlar da benim yanımda ya. Şuraya bir telefon bulun bari dedim. Bilgi çağındayım diyorsunuz daha telefon çağına gelmemişsiniz diyorum. Bilgisayara telefonu bağlayamıyorsun. Internet yok.
    Üç dört yıl bağlantı kurulmadı. Hüseyin Afşar’a (bölüm başkanı) bari bir telefon bulun dedim. Bana direk telefonundan paralel hat çektirdi. Bazen o yokken arıyorlar, telefonu açıp sekreteriyim diyorum. Bölümde iki tane meraklı hanım var, ortalıkta dolaşıp dedikodu yapıyorlar. Bunlar bir gün odama geldiler o sırada da telefon çaldı. Bu ne dediler. Ben de saf saf telefon dedim.
    Ertesi gün geldim, makas attırıp kestirmişler, koridordan teli kesmişler.
    Ben de zannediyorum ki, ben bunlar için fırsatım, öyle konular var ki dünyada herkes gelmiş, Yale’de benden öğrenmiş; Rusya’sından, Doğu Bloku’ndan, Avrupa’sından. Ben ayaklarına gelmişim, yeni bir şey öğrenin, yapın. Yok.

    Özel ders açtık, yepyeni şeyleri dünyada ilk defa anlatıyorum, dışarıda
    herkesin benden öğrenmek istediği şeyleri Türkiye’de Türkçe anlatıyorum. Alakası olmayan, fizikten matematikten insanlar geliyor, asil gelmesi gerekenler yok!..’

    ‘…ABD içinden çok göçmüş bir ülkedir, tabii pat diye göçmez, arada bir
    canlanır, tekrar bir şeyler olur ama içinden çok zayıf tarafları vardır.

    Dünyada en büyük borcu olan devlet mesela. İç ve dış. Ama bir devingen tarafı vardır, arada bir şey çıkarırlar bir sene öyle idare ederler, sonra yine inişe geçerler. Öyle pek göründüğü gibi bir güç değildir…’

    “GENÇLER!”

    – Türkiye’ de adet haline gelmiş göstermelik işlerden kaçının.

    – Sırf üniversite bitirdi desinler diye, ananız babanız Amerika’da mastır yaptı diye öğünebilsin diye yükseköğrenime gitmeyin. Sonunda ancak kendinizi kandırırsınız.

    – Temel gayeleriniz, kendinizin ufak çıkarları ötesinde, kendiniz dışında, bu ülke, bu ulus, Türk Dünyası, Avrasya, insanlık için olsun. Yüksek hedefleriniz için çalışın. O zaman, kendi durumunuz da kendiliğinden düzelecektir.

    – Maddiyat ve maneviyatı dengeleyin.

    – Formülünüz ‘bilim’ + ‘gönül‘dür. Bu iki kanadın biri eksik olursa ne kendinize ne de insanlığa hayrınız dokunur.

    – Gündelik siyaset, çıkar grupları, dışarıdan güdümlü gizli veya açık ‘cemiyet’lerden uzak durun.

    – Atatürk’ün dediklerini bol bol okuyun, onları işte bu günler için demiş, yazmış. Türkiye’nin şerefli, refahlı, itibarlı ve bağımsız geleceği için Atatürk yolumuzu çizmiştir.

    – Dış ülkelerden, onların yerli kuyruklarından medet ummayın. Gayeleri bize yardımcı olmak değil, Türk adını tarihten silmektir.

    – Dünyanın neresinde olursanız olun, kimliğinizi, Türk dilini, Türk tarih ve kültür bilincini, binlerce yıllık geleneğini kaybetmeyin. Dış ülkelerde ne kadar kimliğinizi korursanız yabancılar da size o kadar itibar edecektir.

    – Başkasını taklit etmeyin. Kendi yolunuzu çizip azimle yürüyün. O zaman herkes sonradan sizi taklit edecektir.

    – Eğitimde önce bir meslek, gerçek bir beceri, bir altın bilezik sahibi olmaya bakin. Ne yaparsanız yapın en iyisini yapın. Siyasetçinin bilimcinin en kötüsü olunacağına tamircinin parmakla gösterilen en iyisi olmak yeğdir.

    – Bulabilirseniz Türk okuluna, eğitimin Türkçe verildiği okullara gidin.

    – Konulara merak sarın, not için çalışmayın.

    – O meslekte yararlı olacak bir yabancı dili öğrenin. Bülbül gibi konuşup yabancıdan ayırt edilemez hale gelmek hiç şart değil.

    – Unutmayın ki Türk olmak bir kafa gönül işidir. Türk kültürüyle, diliyle, ata sevgisiyle Türk’tür. Soy sop meselesi karıştırarak, o her şeyimizi borçlu olduğumuz şerefli atalarımızı karalamaya çalışan iç düşmanların kitaplarına, yaygaralarına kulak asmayın. Kültür genleri, Irk genlerinden daha önemlidir.

    –Vatanı, milleti için her türlü fedakarlığa hazır bir taban gerekiyor. Bu taban son elli yılda hayli eritilmiş, kafası, gönlü karıştırılmış, birbirine düşen kesimler, dışa bağımlı sahte aydınlar, içinde vatanının geleceğini düşünmeyen, daha da acısı vurdum-duymazlaşmış kalabalıklar oluşturulmuştur.
    Bu durumda gerçek bir önder çıkabilse bile başarılı olma şansı pek azdır. Simdi yapılacak iş hızla bu toplumun yeniden kaynaşmasına, bilinçleşmesine, vatanını, milletini kendisinden önce düşünen insanların çoğalmasına önayak olmaktır.

    Türkiye’yi tekrar Kuvayi Milliye ruhu, Atatürk ruhu kurtaracaktır. ..’

    OKTAY SİNANOĞLU

    (2008 Yılında yayınlanmış bir yazı)
  • Uluslar arası Para Fonu bünyesinde, türü kendisine özgü bir demokrasi hüküm sürer. 183 üye ülkenin her biri tam anlamıyla parası kadar konuşur : “Bir dolar = bir oy”dur. Buna göre de ABD, tek başına tüm oyların % 17’si oranında bir oy hakkına sahiptir.
  • İleti soruyor "Ne düşünüyorsunuz?"

    Buluşmayı anlatmaya nasıl bir girişle başlasam diye düşünüyorum. Her ay herkese merhabalar, herkese merhabalar.. başka laf mı bilmiyorum, klişeye bağladık iyice.

    Bunları düşünüyorum işte sevgili ileti, biz dün 17.kez buluştuk şimdi bunu anlatmak istiyorum üyelere biraz susarsan. Çok anlayışlısın ileti, teşekkürler...

    Büyük eylül buluşması demek isterdim, çoğunluk Bursa'ya döneceği için ama yarısı yolda kaldı, bu fakülteler de dengesiz canım!! Birisi bu hafta başlıyor, birisi haftaya, ötekisi taa ekim ayında... Neyse işte müdavimlerin yarısına kavuştuk, yeni gelenler de oldu, gelemeyenler de ama yine çok güzel bir toplantı oldu.

    Kitabımız Kağıt Ev kısa olması yönünden pek çok kişiyi tatmin edemezken, keşke Gölge Hattı'nı okumuş olsaydık daha mı otururdu yazarın yazdığı hikaye fikrine kapıldık. Kitapta bir okurun sancılarının arasından herkes "işte bu benim" dediği bir cümle sahiplenmiş, hayırlı uğurlu olsun.

    Kitabın - bize göre - eleştirdiği kısım olan "kitap biriktirmek" üzerine epeyce tartıştık. "Doğrusu bir daha hiç dön(e)meyeceğimiz, okumaya fırsat bulamayacağımız ya da okumayacağımız kitapları alıp alıp kitaplıkta sıralamak mı yoksa okuduktan sonra kitabı elden çıkarmak mı?" sorusuna cevap ararken; kim hangisini neden doğru buluyor üzerine tartıştık.

    "Banane ben biriktircem!!" =))
    "Ben sırf bu yüzden bilmem kaç kitaplı kütüphanemi dağıtıp, ekitaba döndüm!" B-)
    "Hadi polisiyeleri verdim, klasikleri de mi vereyim?!"
    "Polisiye molisiye hatırası var deyip veremiyorum."
    "Alakasız ama eski manitam hediye etmişti, ötekini bilmem nerden almıştım deyip deyip elim vermeye gitmiyor."
    "Bencillik bu azizim bencillik!"
    "Bir daha okumayacak olsam da gözümün önünde durmasını seviyorum."

    Tamam gençler sakin olun, isteyen dağıtsın kitaplarını, sergilemek isteyen en sonunda tuğla yapar kitaplardan ev haline getirip girer içine oturur. Ama sıcak suyla duş almayın bak kitaplar nemlenir hoş değil. :))

    Güle söyleye, kitabı bir gömüp (80bin kitap okumuş da kime ne faydası olmuş adamın, kendi kendine okumuş durmuş), bir göğe çıkarta (sonundaki yıkım bence zihinsel bir eşiği aşma bakımından sembolikti) bir kitabı daha tamamladık.

    Sonrası en çetrefilli kısımdı, 13 tane kitap önerisi arasından 3 turda bir sonraki ayın kitabını ancak seçebildik. Tabi buna kalabalıkta tekrar oylamak zorunda kalmayı, Yasir'in ona buna laf yetiştirirken kitabın adını anlamadığı için tekrar sorması ve karar vermesi kısmını da ekleyin. ( Tamam tamam bir şey demedim Yasir.)

    Nasılsa seçilmeyecek oylaması - 1.tur
    En yüksek oy alan 4 tane arasından eleme turu - 2.Tur
    Sona kalan 2 arasından finalist belirleme - 3.tur

    https://i.hizliresim.com/WDvBEN.jpg
    https://i.hizliresim.com/3zZrPr.jpg

    Ve kazanan : Filler Sultanı İle Kırmızı Sakallı Topal Karınca oldu. Yeri gelmişken (bkz: "Bugünlerde Bahar İndi - Yaşar Kemal" kampımız bittiiii :)))) atölye yaptınız o kadar, kalkın ekimde Bursa'ya gelin çağrısı yapmak istiyorum buradan kampçılara.

    Bu ay yeni bir şey deneyelim ve aylık okumanın yanına bir tane de kalın kitap ekleyelim, süreyi de 2 ay yapalım, kasım ayında iki kitap üzerine söyleşelim dedik.

    Tuğla önerileri de şunlar oldu. https://i.hizliresim.com/MDGNQ9.jpg

    Kasım ayı tuğla galibi de Gazap Üzümleri (Ahmed Yasir Orman'ın 3 aylık çalışmaları meyvesini verdi.)

    Toplu fotoğraflarımız;
    https://i.hizliresim.com/vP2kvm.jpg
    https://i.hizliresim.com/1EW1lY.jpg
    https://i.hizliresim.com/LDzkWa.jpg

    Erken saatte biten her toplantı sonrası olduğu gibi grubun bir kısmı ile yemek yemeye Atmosfer'e geçtik, baktık kebapçıda sohbete kaptırmışız, biz burada ne yapıyoruz gidip başka yerde devam edelim rahat rahat sohbet edelim diyerek Yamaç Kafe'de efil efil çay-sohbet yaptık. Bu kısmı kaçıranlar çok şey kaybediyorsunuz. Filmlerden, belgesellere - fantastikten - distopya'ya, tiyatroya - dublaja, farklı kültürlere ve en son Şarbon'a ve birbirinden ilginç sağlıklı yemek tariflerine (chia tohumları, yulaftan süt yapmacalar, kajulu - avakodulu tarifler, ev yapımı dondurmalar...) ufku direk üç katına çıkartan çok keyifli bir akşam oldu. :)

    Son olarak 1000Kitap İstanbul Okuma Grubu 'nun videoları varsa bizim de var, huh, n'olmuş yanii;

    https://youtu.be/vP1aKt9mDdM

    Neden toplantıda çekmediniz video sorularını duyar gibiyim, çünkü Otuzlarında bi adam biz toplantıyı bitirip kalktığımız sırada yetişti ve sadece toplantı sonrasına dahil olabildi. Video da kendisini eseri, üzerine müzik efekti ekleyen endymion ikinize de teşekkür ediyoruz. :)

    Bir sonraki buluşma : 07 EKİM 2018
    Mekan: Gerçek Kafe
    Saat : 13:30
    Tartışılacak Kitap : Filler Sultanı İle Kırmızı Sakallı Topal Karınca

    Bu sefer geç kalana ceza düşüneceğim, belki toplantıyı tek ayak üzerinde dinleme cezası olabilir.

    Katılımcı Listesi

    NigRa
    Oğuz Beyiniz / Auri
    Gökhan
    Gülfe
    Ahmed Yasir Orman
    Yadigar Soydan
    Samet Ö.
    Volkan - Üye olmuyor, olmuyor. :)
    https://1000kitap.com/zambk
    Turhan Yıldırım
    Şeyda
    Oğuzhan Özkan
    endymion
    Serden Geçti
    Uymszz16


    Toplantı sonrası ekip;

    NigRa
    Oğuz Beyiniz / Auri
    Ahmed Yasir Orman
    Yadigar Soydan
    Samet Ö.
    Volkan
    endymion
    Otuzlarında bi adam

    Bir sonraki buluşmada görüşmek üzere, kitap dolu mutlu bir ay olsun 1000kitap.
  • ZERAFET

    Bir zamanlar İran'da bilginler ve şairler, 'suskunlar meclisi' adıyla bir topluluk oluşturmuşlardı. Üye sayısı otuz kişiydi ve bunu arttırmıyorlardı. Üyeliğin ilk şartı çok düşünmek, az yazmak ve çok az konuşmaktı. O zamanlar meşhur şair ve bilgin Molla Camî, bu meclisin aşkındaydı. Günün birinde suskunlar meclisinin bir üyesinin öldüğünü duyunca, onun yerine aday olmak için bilginlerin bulunduğu köşke geldi. Kendisini karşılayan kapıcıya bir bey söylemeden, ismini bir kağıda yazarak o sırada toplantı halinde bulunan suskunlar meclisine gönderdi. Meclis üyeleri bu teklifi görünce biraz üzüldüler. Molla Camî oraya layık bir bilgindi, ama ölen üyenin yerine başka birini almışlardı. Yeni bir üye için yer yoktu. Meclisin başkanı, bir bardağı tamamen suyla doldurduktan sonra Molla Camî'ye gönderdi. Zeki bilgin durumu kavramıştı. Bir damla daha olsa bardak taşacaktı. Bunun üzerine o da hemen oracıktaki bir gül dalından küçük bir yaprak koparıp, nazikçe suyun üstüne koyuverdi. Bardak taşmamıştı. Bunu içeri gönderdi. Meclistekiler bu kibar cevabın mânsını anlamışlardı: Zarif insanların yeri başkaydı. Üyeler, bu değerli bilgini de aralarına almaya karar verdiler. Başkan listeye Molla Camî'nin adını ekledi. Otuz sayısının sonuna bir sıfır koyarak, 300 yazdı. Bununla Molla Camî sayesinde, meclisin değerinin on misli arttığını belirtiyordu. Listenin son şekli Molla Camî'ye gelince, meseleyi anladı. Ancak sayının büyük gösterilmesinden hoşlanmadı. Sağdaki bir sıfırı silerek, otuz sayısının soluna koydu. Yani 030 yazdı. Alçak gönüllü Molla Camî, böylece kendisini solda sıfır sayıyor, bardağı taşırmadığı gibi, o meclisin yapısını da etkilemeyeceğini söylemek istiyordu. Diğer üyeler bunu görünce, saygı ve hayranlıkları bir kat daha artmış olarak suskunlar meclisinin yeni üyesini selâmladılar.
    La edri..
  • SİVAS KONGRESİ
    Sivas Kongresinin Toplanma Amacı:
    Sivas Kongresi, Mustafa Kemal' in Amasya Genelgesi' ni açıkladıktan sonra bir çağrı üzerine I. Dünya Savaşı' ndan sonra işgale uğrayan Türk topraklarını kurtarmak ve Türk milletinin bağımsızlığını sağlamak için çareler aramak amacıyla seçilmiş ulus temsilcilerinin Sivas' ta bir araya gelmesiyle, 4 Eylül 1919 - 11 Eylül 1919 tarihleri arasında gerçekleşen ulusal kongredir.
    Sivas Kongresi'nde alınan kararlar, daha önce gerçekleştirilen Erzurum Kongresi kararlarını genişleterek tüm ulusu kapsar bir nitelik kazandırmış ve yeni bir Türk Devleti'nin kuruluşuna temel olmuştur; bu nedenle Sivas Kongresi'nin Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki önemi büyüktür.
    Sivas Kongresi'nde, Erzurum Kongresi'nde alınan vatanın bütünlüğü ve bağımsızlığıyla ilgili kararlar aynen kabul edilmiştir.
    Alınan Kararlar:
    1- Millî sınırlar içinde bulunan vatan bir bütündür; birbirinden ayrılamaz.
    2- Kuva-yı Milliye’yi yetkili ve milli iradeyi hâkim kılmak esastır.
    3- Osmanlı ülkesinin herhangi bir kısmına yapılacak müdahale, işgal ve Ermenilik, Rumluk teşkili gayesine yönelik hareketlere toptan karşı konacaktır.
    4- Azınlıkların her türlü güvenliği sağlandığından siyasi egemenlik ve toplum dengesini bozacak ayrıcalıklar verilemez.
    5- İstanbul Hükümeti, bir dış baskı karşısında topraklarının herhangi bir parçasını bırakmak zorunda kalırsa, buna karşı bütün tedbirler alınır ve kararlar verilebilir.
    6- Mondros Mütarekesi imzalandığı tarihte sınırlarımız içinde bulunan, halkı Müslüman olan topraklar üzerindeki tarihi, ırki, dini ve coğrafi haklarımıza saygı gösterilmesini ve bunlara aykırı girişimlerin geçersiz hale getirilmesini bekleriz
    7- Devletin bağımsızlık ve bütünlüğü saklı kalmak şartıyla topraklarımızı ele geçirmek isteği olmayan herhangi bir devletin ekonomik, teknik ve sınaî yardımlarını memnuniyetle karşılarız
    8- Millî iradeyi temsil etmek üzere Millet Meclisi'nin derhal toplanması mecburidir.
    9- Millî vicdandan doğan cemiyetler birleşmiş, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adını almıştır. Bu cemiyet her türlü fırkacılık cereyanlarından, şahsi ihtiraslardan uzaktır. Bütün Müslüman vatandaşlar bu cemiyetin tabii üyesidirler
    10-Umumi Kongre tarafından kutsal gayelere erişmek, bunları takip etmek için bir Temsil Heyeti seçilmiştir. (Temsil Heyetinin üye sayısı 15'e çıkarılmıştır.)
    Sivas Kongresinin Önemi ve Özellikleri:
    1-Sivas kongresi hem toplanış şekli hem de aldığı kararlar bakımından milli bir kongredir.
    2- Milli Mücadele Sivas Kongresi ile bir lidere kavuştu ( Mustafa Kemal Paşa)
    3- Türk Milleti adına söz söyleyecek bir temsil Heyeti Oluşturuldu. (Temsil heyeti Yurdun bütününü temsil eder )
    4- Bütün milli cemiyetler "Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti" adı altında birleştirilerek ulusal örgütlenme tüm vatana yayılarak ulusal güçler tek elde toplanmıştır.
    5- Anadolu'da gücünü halktan alan yeni bir siyasi otorite ortaya çıkmıştır. ( Temsil Heyeti )
    6- İlk kez yürütme yetkisi kullanılmıştır. ( Ali Fuat Paşa batı Cephesi Kuva-yi Milliye komutanlığına atanmıştır )
    7- Manda ve Himaye kesinlikle reddedilmiştir. ( Tam bağımsızlık anlayışına ters düşer )
    8 Sivas Kongresinde Erzurum Kongresinde alınan kararlar aynen kabul edildi.
    Sivas Kongresi Sonrası Gelişmeler:
    1- Mustafa kemal İstanbul Hükümetinin kongreyi engellemeye çalışmasından dolayı 12 Eylül tarihinden itibaren İstanbul Hükümetiyle olan haberleşme ve bağlantıyı kesmiştir. Artık başvuru makamının Temsil Heyeti olduğunu ifade etmiştir.
    2- Bu baskılara daha fazla dayanamayan damat Ferit Paşa hükümeti istifa etmek zorunda kaldı. Bu sonuç Anadolu'daki hareketin içteki ve dıştaki itibarını artırmış, Anadolu'da tereddüt içinde olan bazı yöneticilerin Mustafa Kemal ve temsil Heyeti saflarına geçmelerini sağlamıştır.
    3- Damat Ferit Paşa hükümeti yerine daha ılımlı olan Ali Rıza Paşa Hükümeti kuruldu.
    4- 14 Eylül'de yayın yoluyla propaganda yapmak, milli mücadelenin haklılığını duyurmak amacıyla İrade-i Milliye adıyla bir gazete çıkarılmaya başlandı.
    Sivas Kongresi 4 Eylül tarihinde başladı. Mustafa Kemal başkanlığa seçildi. Kongreye 38 kişi katıldı.
    11 Eylül 1919 günü sona eren Sivas Kongresi’nde, Erzurum Kongresi’nin kararları tamamen kabul edilmekle beraber bazı değişiklikler yapıldı.

    Nutuk
    Millî Mücadele konusunda olduğu gibi, Sivas Kongresi konusunda da birinci derecede zikri gereken kaynak eser Mustafa Kemal Atatürk’ün Nutkudur. Nutuk, Mustafa Kemal’in 9. Ordu müfettişi olarak (19 Mayıs 1919) Samsun’a çıkışıyla başlar, 10 Kasım 1924 yılına kadar beş yıllık olayları içine alır.
    Mustafa Kemal’in Cumhuriyet Halk Fırkası (CHF’) sının 15–20 Ekim 1927 tarihleri arasında Ankara’da toplanan ikinci kurultayında 36.5 saat süren ve altı günde okunan hitabesine dayandığı için “Nutuk” ismiyle anılmıştır. Nutuk’un kaynaklarını Mustafa Kemal’in hususî kaleminde bir nüshası saklanan vesîkalar teşkil eder. Nutuk, yayınlandığı yıllarda Millî Mücadelenin ve Sivas Kongresinin tek resmi kaynağı olma vasfına sahipti. Zaman içinde Sivas Kongresi ile ilgili tek resmi kaynak değil ama esas kaynak olma vasfını devam ettirmiştir. Mustafa Kemal’in Sivas’a ilk gelişi, Amasya- Tokat güzergâhını takip ederek 26 Haziran 1919 tarihindedir. Elazığ Valisi Ali Galip de o günlerde Sivas’tadır ve tertipler peşindedir. Nutuk’un I. cildinde, Mustafa Kemal’in Sivas’a ilk gelişiyle başlayan Sivas Kongresi sürecine geniş yer verilmiştir. “Sivas’a hareket”le başlayan anlatım Heyet-i Temsiliyenin “Ankara’ya hareket” tarihine kadar olan zaman dilimini kapsar.
    (Erzurum-Sivas Kongreleri ve bu zaman kesiminde cereyan eden siyasî hadiselerle ilgili, yazışmaları konu edinir. Sivas Kongresinin uğraştığı konulardan birisi olan “Manda” meselesi, “Ali Galip” ve “Şeyh Recep” olayı, başta gelenlerdir. Sivas’ı ziyaret eden Amerikalı gazeteci L.E. Brown, Amerikan Heyeti ile Komutanlarla ve İstanbul hükümetiyle ilişkiler gibi konulara da geniş yer verilir.19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal’in Samsun’a ayak basmasıyla başlayan Nutuk, Kasım 1924’de Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın siyaset sahnesinden kapatılarak çekilmesi ve İzmir suikastının değerlendirilmesiyle son bulur. Nutuk, bu vasfı ve yazarının mümtaz kişiliği nedeniyle genel kabul görmüş, tarih yazıcılığına hakim olmuştur. Nutuk, 1925–1926 yılları arasında cereyan eden, Millî Mücadele kahramanları arasındaki politik hesaplaşmaya liderin son noktayı koymasıdır. Sivas Kongresi bahsinde, Mustafa Kemal, azim ve iradesini metnin tamamına yayarken diğer önderleri, kararsız, çekingen tavırlarıyla resmetmektedir. Cumhuriyet Halk Fırkası 1927 Kongresi aslında Fırkanın birinci Kongresi olduğu halde kendisini CHF II. Kongresi ilân etmişti. CHF’sı, Sivas Kongresi’ni I. Kongre kabul etmekle, Millî Mücadeleyle fırkayı özdeşleştirip mücadelenin mirasına da el koymuştu. Bu tavır, tarih yazıcılığımızı derinden etkilemiştir; Nutuk, yazarının mümtaz kişiliği vesilesiyle Türk tarih yazıcılığının Millî Mücadele perspektifi, Sivas Kongresi hakkında yazılan eserlerin rengini tayin noktasında müessir olmuştur. Bundan dolayı bazı araştırmacılar, siyasî kültürümüzün resmî kaynakları değerlendirmesinde ilk önem sırasını Nutuk’a verir.
  • İskoçlu yazar Robert Louis Stevenson tarafından 1878 yılında yazılmış bir kitap olan İntihar Kulübü, hayattan sıkılmışlara adanmıştır.

    Viktorya dönemini (Sanayi devriminin yükselişi) İngiltere'sinde Filorizel, sıra dışı bir yolcluğa katılır. İsmini, amacını, işlevini bilmediği bir kulübe üye olur. Eski püskü ve yıkıntıların baş köşesi olan bir malikanede hayattan sıkılmış, bir beklentisi olmayan, bıkkın, toplumdan soyutlanan, yaşamın vermiş olduğu ağırlık altında, psikolojik baskı altında yaşayan kişiler kalmaktadır. Bu kişiler hayattan bıktığı ve intihar kulübünü kurdukları gibi hayatına son veremeyecek kadar korku duymaktadırlar.

    Filorize, kulüp ile geçirdiği süre boyunca birçok korkunç şeyler görmüş, işitmiş ve yaşamıştır. Günler geçtikçe İntihar Kulübü'nün iç yüzünü berrak bir şekilde gözlemleyen Florize, işin korkunç boyutunu dehşetle izlemektedir.

    Yine bir gün toplanan kulüb üyeleri, her akşam yapmış oldukları gibi bir kumar masası etrafında toplanıp, bir katil ve bir kurban seçerler. Yukarıda da belirttiğim gibi, İntihar Kulübü üyeleri hayatlarına son veremeyecek kadar 'cesaretten yoksun' kişilerdir. Bu süreç boyunca her geçen gün korkunun vermiş olduğu ürperti ile Florize, en sadık dostu olan Albay Geraldine ile konuşur. Albay Geraldine, çok zekice planlar hazırlayan ve bu ölümlere 'intihar' süsü veren kulüp başkanını cezalandırmak ister. Ama bunun için büyük bir kumar oynaması gerekmektedir...

    Yazar Stevenson, İntihar Kulübü eserinde yapmış olduğu düşündürücü söylemleri güzeldi. Ne aşırıya kaçmış, ne de aşırılıktan uzak durmuştu. Bazı kitaplar vardır bilrisiniz, çok fazla aşırıya kaçar ve bu aşırılık ile okuyucuyu çekeceğini düşünür. Halbuki okuyucu bir süre sonra sıkılır, değişik bir şeyler tatmak ister, sürekli aynı şeyi yaşamaktan bıkkınlık duyar ve yazarın düşündüğü gibi gerçekleşmez ve bir hüsranla son bulur. İşte Stevenson bu eserinde bu yöntemi uygulamamış, doğal, yalın ve açık bir anlatım ile okuyucularını 'kandırmaktan' kaçınmıştır. Teşekkürümü iletmek istiyorum. Üstelik yer yer betimlemelere, yeni tanıştığınız kişilerin özelliklerine, sosyo ve psikolojik yapısına, toplum içinde etkinliği ve saygınlığı gibi...




    Kitap ortalarına kadar çok iyi ilerliyor. Bir gizem sunuyor, sonra söyleyişler çıkıyor, söyleyişlerden bir şeyler çıkartmanıza olanak sağlıyor, sonra konu değişerek bir insanın psikolojik durumuna geçiyor. Kişilik bozukluğu olan birinin paranoyak davranışları ile yüzleştiriyor. Kitap sonlara doğru ilerledikçe bir kumar etrafında bulunuyorsunuz, karanlık, dar bir sokakta bir cinayet, zeki ve temkinli asker, habersiz bir şekilde üye olan saygın Filorize, hayattan sıkılmış ve hayatlarına son veremeyecek kadar bıkkın insanların ağıtları, farklı tiplerin sergiledikleri tuhaf hareketler, kumar masaasının etrafında dejavu yaşatan üyeler. Öğrenmek mi istiyorsun? O halde aramalısın...

    Kitap ismi olağanüstü. Okurken şunu söyleyebilirsiniz,'' Bu kitabı ben yazmış olsaydım yani böyle bir isme, farklı söyleyişler ve benzetmeler, daha fazla kafa karıştırıcı birtakım eklemeler yapabilirdim.''


    Fazla bir şey yazmak istemiyorum. Sadece alıp okuyun.

    Yayınevi ile ilgili diyebileceğim bir şey varsa, o da İthaki Yayınları'nın çeviri konusunda, imla ve yazım hatalarında eşsiz olduğu. Eğer yayınevi ile ilgili bir sorun yaşıyorsanız, İthaki Yayınlarını hiç düşünmeden tercih edebilirsiniz.


    Kitabı okurken dikkat çekici birkaç cümleyi paylaşmak istiyorum.


    ''Gençlik korkaklıktır.İnsan sorunları olduğundan daha kara görünür.''

    Güzel tespit değil mi? :)



    Hayatta kaderden başka hiçbir şey gerçek değildir ve sonuç ne olursa olsun, sonuna kadar size yardım edecek biri var.

    Keyifli okumalar.
  • Bayadır gözümüze gözümüze sokulan bir kitap Sevimsiz Tanrılar, malum. Az önce de yeni üye olan kişilerin, seriye bağlamış gibi bu kitabı listelerine ekleyip 10 puan kasmalarını gördükten sonra soruyorum. Bu kitabı gerçekten de okuyup beğenen var mı? Olayı ne bu kitabın? Gerçekten de etkileyici mi, yoksa beceriksiz bir şekilde pr mı kasıyorlar?