• kaderimin içindeki iyilikleri keşfettikçe kendime İnanır, kendime inandıkça bencillesir, bencilleştikçe yeniden kendimle, kalbimle kavgaya tutuşurdum..
  • Reklam imgesi alıcıdan, aslında onun kendisine karşı duyduğu sevgiyi çalar; sonra da bu sevgiyi ona, alacağı ürünün fiyatına yeniden satar.
  • "Ben yaşayan adamın fotoğrafını çekerim. Manzara çekmem, manzara fotoğraf değildir. Manzara, bir şeyin yeniden kaydıdır. Yenilik değildir. Bir insanın bir anının yakalanması o zaman değer taşır benim için...
  • 1. Eğer kızımla ilişkilerinizi sürdürmek istiyorsanız, ona ‘kur yapma’ tarzınızdan vazgeçmeniz gerek. Gayet iyi biliyorsunuz ki henüz verilmiş bir evlenme sözü yok ve hiçbir şey belli değil. Laura usulüne uygun şekilde nişanlınız olsaydı da, bu işin uzun vadeli olduğunu unutmamanız gerekirdi. Fazla samimiyetin yol açacağı davranışlar da burada uygunsuz kaçıyor. Çünkü bu durumda iki sevgilinin birbirlerine güçlü arzular duydukları halde aynı yerde oldukça uzun süre birbirlerine yaklaşmadan yaşamaları gerekiyor.

    2. Yalnızca bir haftalık bir jeolojik dönem içinde bile tavırlarınızdaki değişikliği dehşet içinde izledim. Fikrimce gerçek aşk, ihtiyat, tevazu ve hatta aşığın maşuğa karşı çekingenliği içinde ifade edilir. Asla ihtiras içinde kendini kapıp koyuvermekle ve zamansız samimiyet gösterileriyle değil. Siz bu karmakarışık mizacınızı sergilediğinizde, kızımla davranışlarınız arasına aklımı koymak da bana düşüyor. Eğer ona olan sevginizi Londra boylamıyla uyarlı bir biçimde göstermekten acizseniz, tavsiyem onu uzaktan sevmenizdir. Bunun üzerinde daha fazla durmayacağım.

    3. Laura’yla olan ilişkilerinizi belirginleştirmeden önce ekonomik durumunuza ilişkin ciddi bilgiye ihtiyacım var. Kızım işleriniz hakkında bilgi sahibi olduğumu zannediyor. Oysa yanılıyor. Bu sorunu şimdiye kadar ortaya atmadım çünkü kanımca bu girişimin sizden gelmesi gerekirdi. Biliyorsunuz ki elimde avucumda ne varsa hepsini devrimci mücadeleye harcadım. Buna pişman değilim. Tersine, eğer hayata yeniden başlayacak olsaydım yine aynı şekilde hareket ederdim. Yalnız, evlenmezdim. Gücüm yettiğince kızımı, annesine hayatı zehir eden zorluklardan kurtarmak istiyorum. Benim dolaysız etkim olmasa (bu benim açımdan zayıflıktır) ve sizle dostluğum kızımın seçimlerini etkilemese, bu iş hiçbir zaman bugünkü halini almazdı. O nedenle ağır bir kişisel sorumluluk taşıyorum. Şu anki durumunuza gelince, bunun peşine düşmemiş olsam da, elime geçen bilgiler pek tatmin edici değil. Fakat bunu bir kenara bırakıyorum. Genel durumunuza gelince, henüz öğrenci olduğunuzu, Fransa’daki kariyerinizin Liege olayı nedeniyle yarı yarıya çökmüş olduğunu, İngiltere’ye intibak edebilmeniz için en gerekli araç olan dilin sizde çok eksik bir unsur olduğunu ve en iyi halde bile başarı ihtimallerinizin (?) ne kadar şüpheli olduğunu biliyorum.

    Gözlemlerimden çıkardığım sonuca göre, işlere heyecanla başlamanıza ve iyi niyetinize rağmen, çalışkan bir mizaca sahip değilsiniz (Not: Lafargue daha sonra Tembellik Hakkı’nı yazdı). Bu şartlar dahilinde kızımla birlikte hayat gemisine binebilmeniz için size dışarıdan destek gerekecek.

    Ailenize gelince, hiçbir şey bilmiyorum. Bir miktar zenginliğe sahip olduklarını farz etsek bile, bu onların sizin için fedakarlığa katlanmaya pek hevesli olduklarını kanıtlamaz. Dahası onların sizin bu evlilik projenizi nasıl karşıladıklarını bile bilmiyorum.

    Tekrar ediyorum, bütün bu noktalar hakkında bana olumlu açıklamalar gerekiyor. Zaten hayata gerçekçi şekilde bakan siz de kızımın geleceğine idealist bir bakış açısıyla bakmamı beklemezsiniz. Şiiri ortadan kaldırmayı düşünecek derecede müspet bir insan olan sizin, kızımın zararına olacak şekilde şairane davranışlarda bulunmamanız gerekir.

    4. Bu mektuptan doğabilecek bütün yanlış anlamaları önlemek için size şunu bildiririm ki, hemen şimdi evliliği akdetme iktidarına sahip olsaydınız bile bu yine de olmazdı. Kızım reddederdi. Ben de şahsen bu işe itiraz ederdim. Evlenmeyi düşünmeden önce olgun bir adam olmanız ve hem sizin hem de kızım için uzun bir tecrübe dönemi gerekiyor.

    5. Bu mektup ikimizin arasında sır olarak kalırsa çok memnun olurum.

    Cevabınızı bekliyorum.
    En iyi dileklerimle,
    Karl Marx
  • Daha eve varmadan kıskançlık yeniden huzur bilmez kalbini kemirmeye başladı.
  • Türk Edebiyatı'nın duayen şairi Ataol Behramoğlu dillerimize dolanan şiirleri 50'nci Sanat Yılı'nda bir derleme olarak yayınladı. Bu vesileyle Behramoğlu ile buluşup; Türk şiirinin genç nesil üzerindeki etkisini, günümüzdeki yerini ve geleceğini konustuk.

    --50'nci Sanat Yılı'nız anısına çıkardığınız kitapta geriye baktığınızda neler gördünüz?

    --50'nci Sanat Yılı'nı 1965'den bugüne süreci hesap ederek değerlendirdik. 60'lar Türkiye için yeniden doğuştu. O güne kadar Türkiye'de yasaklanmış pek çok şeyin önü açıldı, gerçek üstücülükten varoluşçuluğa kadar pek çok edebiyat akımı vardı. Liseden üniversiteye geçtiğim yıllardı. Şiirde bir dönüm noktası, toplumda biriken enerjinin dışa vurumuydu.

    --Neler yaşandı o yıllarda?

    --Şiir her zaman önemliydi ama 60'lı yıllarda gençlik o yılların enerjisini dile getirdi. Kitle önünde şiir okumalar yaşandı. 70'lerde yurtdışında kaldım bir süre.Rusya'da master yaptım. Londra'da, Paris'te kaldım. Yurtdışı şiirlerimi o yıllarda yazdım; 'Ben ölürsem akşamüstü ölürüm' gibi. Onar yıllık seçmeler yaşamımdaki dönüşümlerle ilgili. Ülkemizin yaşamı ile şiir yaşamımın örtüştüğü olgusudur. Sonra 80 darbesi döneminde yazdığım cezaevi şiirleri var. Şiir biraz geri çekildi. Ardından en iyi şiirlerimi yazdığım Sürgün Şiirleri.

    --Şiirin bizim memlekette ayrı bir yeri var mı?

    --Bizde söz önemlidir, şiirsel söz özellikle... Sıradan insanın yaşamında önemli bir yeri vardır. Büyük şairler yaratmış Türk halk geleneği. Bugünse tüketim ahlakının belirlediği bir dünyada yaşıyoruz. İnsanlar derinliğe ihtiyaç duymadan tüketerek yaşıyorlar. Yüksek değeri var. Edebiyatın en başında gelir, çünkü dilin en yoğunlaşmış halidir. Şiir hikayenin ötesinde, dilde, duyguda, düşüncede, sezgide, bilinçaltında derinleşmektir. Bunun ortadan kalkması insanın niteliğinin değişmesidir.

    --Genelde hüzünlenince mi şiire sarılırız?

    --Akıl her şeyi açıklayamaz. Bizim sezgilere, hayal kurmaya ihtiyacımız var. Hayal kurmadan bilim bile olmaz. Ama kültür, eğitim meselesi, çocuklarımıza şiir öğretmezsek..

    --Ne kaybederiz?

    --Çok şey kaybederiz. O çocukların geleceği olamaz.

    --Çocuklara nasıl şiirler okumalı?

    Bir anne baba çocuğuna Orhan Veli'den şiirler okuyabilir. "Gün olur alır başımı giderim". Dünyaya bakışta derinlik oluşur, yaşama sevinci oluşur. Benim en çok etkilendiğim şiir, 10 yaşında, bir çocuk dergisinde, Necip Fazıl'ın "tabut" diye bir şiiriydi. Tavanarasında okumuştum. Öyle şiirlere de gerek var ergenliğe doğru.

    --Şair olmaya karar mı verilir, siz karar mı verdiniz?

    --Herkes beni en başından beri şair olarak kabul etti. Daha ilkokulda öğretmenime "ben şiir yazıcam" deyince, kenarda şiir yazmama izin veriyordu. Dersten beni muaf tutuyordu.

    --Hala şiir yazıyor musunuz?

    --Şiir çalışıyorum sık sık. Düşünüyorum.

    --Şiirlerinizden pek çok şarkı da yapıldı.

    --Başından beri müzikle ilişkim var. Piyano çalışıyorum. Giderek çoğaldı şiirlerimin besteleri. Başlangıçta bağlama ile bestelendi ama onlar tutmadı. Şiirimin yapısı ona uygun değil. Sonra pek çok müzisyen şiirlerimi besteledi. Timur Selçuk, Vedat Sakman, Zülfü Livaneli, Ezginin Günlüğü gibi. Şiirin yapısına uygun düşen bir ezgi olursa güzel bir şarkı çıkıyor ortaya. Çağdaş şiirlerin bestelenmesi, kitlelere ulaşması anlamında olanak sağlıyor.

    --Peki bugün şiir ölüyor mu? Bugünün gençliği "şiir yazıyorum" dese dalga konusu olur.

    --Dil ölür mü? Dilin en yoğunlaşmış, en derinleşmiş biçimidir şiir. Günlük dile şiirin nasıl zenginlik kazandırdığını görürüz. "'Gün olur alır başımı giderim"'i şöyle de diyebiliriz "Bazen deniz kenarında balıkçıların ağlarını koklayarak yürürüm"'. Hangisi daha güzel? Şiirin içindeki metaforların nasıl bir derinlik kattığını, nasıl bir ihtiyacımız olduğunu görürsünüz.

    --Neden ihtiyacımız var buna?

    --Çünkü daha fazla insan oluruz. Masadan farkımız olur!

    --Şiir insana ne yapar?

    Hayat dediğimiz şey bir süreç. Bunun bir formulü de yoktur. Derinleşmek önemlidir. Yaşamın daha anlamlı olması gerekiyor. Her yeni doğan daha güzel bir dünyaya gelmeli. Heyecan duymalı varoluşdan. Derinleşmek ölüm korkusunu azaltabilir. Şiir duygularda, sezgilerde derinleşmedir. Kendini ifade etmede zenginleşmedir.

    --Neden eskisi kadar şiir kitabı alınmıyor?

    --Hala alan neden alıyorsa o neden, diğer insanlarda olmadığı için.

    --Ama hayatın şiiri kaybolmadı değil mi?

    --Asla!

    --Genç kuşaklar şiir okumuyor ama artık. Şiir demode bir şey gibi görülüyor.

    --Bu bir eğitim konusu. Gençler bilimi seviyor mu? Yok.. Genel bir yaşama karşı ilgisizlik var. Gençler basit veya moda şeyleri seviyorlar. Çağımızın sorunu bu. Sistemlerin dayattığı her zaman doğru değildir. İnsan mutluluğu sadece tüketimde değil, kendini, zihnini, duygularını da araştırarak bulur. Bundan yoksun olma temel bir yoksulluktur

    --Türkiye’de şiire ilgi çok mu vahim?

    --Tam tersine. 20 yıldır ülkede şiirlerimi okuyarak gitmediğim yer kalmadı. Gittiğim her yerde salonlar dolu, Hakkari'den Mardin'e. Sizin okuduğunuz şiir ruha dokunmuyorsa insanların etkilenmeme ihtimali yok. İnsanların şiire kesinlikle ihtiyacı var. Şiir artık geniş kitlelere gitme potansiyeli taşıyor. "Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var" akla zarar derecede paylaşılıyor. Romanı paylaşamıyorlar ama şiiri paylaşıyorlar internette.
  • Kadın ancak bizim kültürümüz tarafından "öteki cins" haline getirilmişti Beauvoir'a göre. Bu kültürde sadece erkek, özne olarak ortaya çıkabiliyordu. Kadın ise erkeğin nesnesi yapılmıştı. Böylece kendi yaşamına yönelik sorumluluğu da elinden çekip alınmıştı.
    "Öyle mi ?"
    Kadın bu sorumluluğu yeniden ele geçirmeli diyordu Simone de Beauvoir. Kendini geri kazanmalı, kimliğini erkeğin kimliğinden bağımlı kılmaktan vazgeçmeli. Çünkü kadını baskı altında tutan yalnızca erkek değildir, yaşamın sorumluluğunu ele almayan kadın kendi kendine de baskı uygular.