Annem bir şiirinde şöyle diyordu:
'Ne sonsuz gece siler aydınlığı
Ne de sonbahar öldürür ağaçları
Belki yapraklar düşecek
Ama bahar yeniden gelecek
Karanlık güneşi boğduğunda
Bu kez yıldızlar görünecek'
Sabret Lilah,bu karanlık gecelerin sonunda var her şeyi değiştirebilecek güçte bir sabah. Ben de şiirler yazabilmek isterdim ama benim konuşturabildiğim bir tek silahlar var.
İnsanlar,mantık ve duygu savaşını çoğunluk kaybediyorlardı ve sonra bile bile kandıkları -kanmayı tercih ettikleri- yalanlar yüzünden yalan söyleyen insanları suçluyorlardı. İnsanlar birbirlerine yalan söyleyebilirlerdi ama karşısındaki de o yalana inanmak zorunda değildi. İnanmak bir seçimdi ve yanlış kişiye inanmak da inanan kişinin problemiydi.
Çok büyük bir oyun oynuyordu. İki tarafa da doğrulttuğu ihanet okları şu an için hedefe odaklanmıştı,ancak her an şiddetli bir rüzgar dengeleri sarsabilirdi ve kendini okların ucunda bulabilirdi. Aşırı dikkatli olmalıydı. O zaman bu oyunu kazanabilirdi. 'Bu ihanet güncelerinde rolüm kukla olmak gibi görünebilirdi,ancak ipler başlangıçtan itibaren bendeydi,' diye yazdı zihnindeki günceye. 'Yalnızca asıl kuklalar,olanlardan haberdar değil.' Babasının ezberlettiği bir yemin,Lilah'ın rehberiydi. İçinden bunu tekrarladı durdu:'İnsanları seni yönettiklerine inandı,yapacaklarının sorumluluklarını onlara yükle. Bedelleri karşı tarafa ödet,kendin dışındaki her şeyi feda et. Kukla gibi hareket et,Tanrı gibi yönet.'
Gücünü belli edenlerin çok fazla düşmana sahip olduğu,ne kadar güç ve mevki sahibi isen onu korumanın da o derece zor olduğu bir dünyadayız ve bu dünyada,insan en güçlü darbeyi en yakınındakinden alır. Çünkü muhtemelen kendine rakip olabilecek tek kişi,onun etrafındadır. Onu izler,onun zayıf anını gözler.