"Şeytanımı hep bekledim, günahlarımım celladı gibi kapıdan,camdan hatta belki bir gece ansızın damdan gelmesini.Böyle olsa tıpkı bir Amerikan filmine benzerdi,hani şu Noel Baba'nın bacaya sıkıştığı türden olanlar ama benim celladım o kadar tatlı görünmezdi herhalde veyahut kırmızı bir don giymezdi.Bekledim,bekledikçe korkum ve kederim arttı.Günahların sınırını çizemedikce tasvir ettiğim şeytanımın görüntüsü de arsızlaştı.Katran renginde benzer bir ruhun aniden önüme çıkmasını bekler,korkudan pörtliycek gözlerimi,aralık durucak ince sinsilik uyandıran dudaklarımı yüzümün an ve an korkudan çarpılmasını tahayyül eder ama içten içe asla bunun olmuycağını bilirdim çünkü hiçbir şeyin beklediğimden korkunç olmuycağını düşünürdüm veyahut beklediğim şeyin gelmiş olması bende korkudan çok bir rahatlama hissi yaratıcak gibi gelirdi ne yazık ki ikisi de olmadı,bir sabah pis su akan lavobonun önünde dişlerim macunla kaplıyken bir anlığına mahsus bu eski döküm evi aldığımdan beri yapmadığım bir şey yaptım, dolabın yanındaki kırık belki dört parmak genişliği geçmeyecek olan kırık bir ayna parçası ile göz göze geldim.Ah!O katran gözler,o katran bakışlar...O içime yayılan küf kokusu ve iğrenmenin ağzımda bıraktığı o yavan tat...Tahamül edemiyorum, tahammül edemiyorum, kaçmam gerek ama nereye?"
L.