Akşam iyiden iyiye inmişti, sularda gölgeler gitmiş yalnızca kandillerin ışıkları kalmıştı. Kıyı şeridi sirenlerle yankılanıyordu. Çekilin, diyorlardı, açılın! Çığlıklar peşe peşe yükseliyordu. Ben çığlık atamadım biliyor musunuz? Ben öylece kalakaldım. İhbar varmış, vurulup denize atılmış. Canlı bulmak için acele ediliyormuş, ceset de olabilirmiş, herkes kıyıdan uzaklaşmalıymış. Vedat, diye bağırıldığını duyunca taş oldum, sesim çıkmadı.
"Ölü zamanın dışında olandır." yazdı deftere.
Oysa o ölü değildi, güneşin doğuşu ve batışının onun için bir anlamı vardı. Hiç olmazsa gece ve gündüzü gösteriyorlardı ona. Zamanı da işte bunlar belirliyordu, bir doğup bir batanlar... Devam etti yazmaya.