Norşîn

Norşîn
Var olmak zamana karşı yarış ya da bitimsiz bir koşu...
kpssde 93 puan alıp 2027de adli psikolog olarak atanıyorum
Mihemed isimli okura yanıt verildi
Norşîn
Ejî 93 û ez hevîdarim eze bistenim
Reklam
Bakın, kadın cinayeti gündeminde istisnasız gördüğüm şey "Sesimizi Duymuyorlar" sloganı. Ya hu güldürmeyin beni.😂 Kim sesinizi duymuyor? Herkes duruyor. Herkes. En alçaktan en zirveye herkes duyuyor. Sorun sesinizi duymamaları değil, sorun sizin yanlış ifade edişiniz. Sorun, sizin anladıkları dilden konuşmayışınız. Sorun, sizin "sorun"u değil "acı"yı haykırışınız. Sokaklarda bir 20 yıl daha bu şekilde protesto etmeye devam edin; imzamı atarım ki değişen tek bir şey olmayacaktır. Lakin bir şeyleri değiştirebiliriz, inanın bana buna gücümüz yetebilir. Yeter ki silahımız zeka olsun. Yenemeyeceğimiz ne bir topluluk ne de "iktidar" kalır. Bir şeylerin değişmesini istiyoruz, adalet istiyoruz, hak istiyoruz, hukuk istiyoruz, yönetimin ses çıkarmasını istiyoruz. Kusura bakmayın, yönetim bu tür haykırışlara ses çıkartmaz, kulak tıkarlar ki öyle de oluyor. Siz de kulaklarını isteseler de tıkamayacakları şeyleri bağırın. Bakın, kadın ve çocuk cinayetlerine karşı yapılan protestoların amacı, tek tek olayların vahşetini sergilemek değil, bu ölümlerin neden tekrarlandığını görünür kılmak olmalı. Cinayetlerin işleniş biçimine odaklanmak, sorumluluğu faillerin bireysel kötülüğüne indirgerken, bu suçları mümkün kılan siyasal ve hukuki zemini geri plana itiyor. Oysa mesele "nasıl öldürüldükleri" değil, neden korunamadıklarıdır. Belki de şu düşüncem için linç yiyeceğim, pek de umurumda değil: Bana göre bir kadının zehirlenerek öldürülmesiyle, 100 yerinden bıçaklanarak öldürülmesi arasında fark yoktur. Bir kadının nasıl öldürüldüğü değil, öldürüldüğü gerçeği utançtır; yöntemi değiştirmek acıyı azaltmaz. Adalet istiyorsanız acıya değil hükmüne bakın. Ölüm ölümdür, şekli hükmünü değiştirmez. Bu cinayetlerin temelinde bireysel canilikten çok daha fazlası var, caydırıcı olmayan yasalar,
1000Kitap
Norşîn
Yazdıklarının çoğuna katılıyorum. Kadın cinayetlerini sadece bireysel vahşet olarak görmek yerine, “neden korunamadı?” sorusunu sormak gerçekten daha doğru. Ama “Sesimizi duymuyorlar” sözü de bence, fiziksel değil siyasal olarak dikkate alınmamayı anlatıyor. Aslında duygu ile strateji birlikte yürüyebilir; hem acıyı görünür kılmak hem de sistemi doğrudan sorumlu tutmak mümkün. Sonuçta hepimiz bu ölümlerin önlenebilir olduğunu kabul eden bir düzen istiyoruz.
YOLCU ya dair...
Kendinizi anlatmanıza gerek yok.. Etrafınızda bakmasını, duymasını ve görmesini bilenler varken içiniz rahat bir şekilde yazabilirsiniz. Yazdıklarınıza gerçek anlamı katan, okuyucunun ona verdiğiyle sınırlıdır...

Norşîn

@yigit_N
·
Yolcu
“Hiçbir yol bir başkasıyla örtüşemez; kesişir, çakışır ama asla örtüşemez.” S. İlvan’ın Yolcu romanı, tam da bu cümlenin omurgasında yükselen bir anlatıdır. Roman, klasik anlamda bir yol hikâyesi değildir; daha çok bir hafıza yürüyüşü, bir iç sürgün haritası ve en çok da insanın kendine doğru yaptığı sancılı yolculuğun kaydıdır. Yolcu, sonsuzluğun peşine düşmekten ziyade, sınırlı bir ömrü anlamlandırma çabasıdır. Yazar, yaşamı bir “kayıt düşme” eylemi olarak ele alır; bu kayıt, ne bir kahramanlık anlatısıdır ne de romantize edilmiş bir direniş destanı. Aksine, ölüm bilinciyle yoğrulmuş, ölümlü olmanın çıplak farkındalığıyla yazılmıştır. Bu yönüyle roman, okuru hem tarihle hem de kendi iç zindanlarıyla yüzleştirir. Romanın en güçlü damarlarından biri, toprakla kurulan kadim bağdır. Ataların kendini buğday başağıyla tanımlaması, Til Xelef kültürüne yapılan göndermeler ve toprağın kadın bedeniyle özdeşleştirilmesi, metni yalnızca politik değil, aynı zamanda mitolojik ve antropolojik bir zemine taşır. Kadın ve toprak; ikisi de doğurur, yenilenir, kabuk değiştirir. S.İlvan’ın anlatısında bereket, yalnızca tarımsal bir kavram değil, kültürel ve varoluşsal bir sürekliliktir. Yolcu, Diyarbakır’ın karanlık dönemlerinden süzülen bir fragmanla başlar. Kimliği tanınmayan bir halkın, ağır adam dönemlerinde onurunu koruyarak büyümeye çalışan gençlerinin hikâyesi, romanın politik arka planını oluşturur. Ancak bu arka plan hiçbir zaman anlatının önüne geçmez; aksine, karakterin iç dünyasında yankılanan bir uğultu gibi varlığını sürdürür. Çocukluk, güneşsiz odalarda kömür tozuyla uyunan gecelerle; gençlik, illegal büyüyen sevdalarla ve sürekli bir firar haliyle tanımlanır. Romanın en sarsıcı bölümleri, işkence ve zindan anlatılarıdır. Burada mekân yalnızca fiziksel değildir; zaman
1000Kitap
Norşîn
Okurken karakterlerle bütünleşip onların duygularını kendi bedenimde yaşadım; bulunduğum mekândan kopup bambaşka bir dünyaya geçtim. Kitabı büyük bir sevgiyle okudum. Ayrıca eser, yalnızca bir anı ya da biyografi değil; felsefi, sosyolojik ve hayata dair güçlü sorgulamalarla insanın kendini gerçekleştirme dürtüsünü uyandırıyor. Tekrardan yüreğinize sağlık . Böyle güzel bir eser için .
Yolcu
10/10
·272 syf.··
2026 1. kitabı
·
58 günde okudu
·
Okunma: 01 Ocak 2026 00:00
“Hiçbir yol bir başkasıyla örtüşemez; kesişir, çakışır ama asla örtüşemez.” S. İlvan’ın Yolcu romanı, tam da bu cümlenin omurgasında yükselen bir anlatıdır. Roman, klasik anlamda bir yol hikâyesi değildir; daha çok bir hafıza yürüyüşü, bir iç sürgün haritası ve en çok da insanın kendine doğru yaptığı sancılı yolculuğun kaydıdır. Yolcu, sonsuzluğun peşine düşmekten ziyade, sınırlı bir ömrü anlamlandırma çabasıdır. Yazar, yaşamı bir “kayıt düşme” eylemi olarak ele alır; bu kayıt, ne bir kahramanlık anlatısıdır ne de romantize edilmiş bir direniş destanı. Aksine, ölüm bilinciyle yoğrulmuş, ölümlü olmanın çıplak farkındalığıyla yazılmıştır. Bu yönüyle roman, okuru hem tarihle hem de kendi iç zindanlarıyla yüzleştirir. Romanın en güçlü damarlarından biri, toprakla kurulan kadim bağdır. Ataların kendini buğday başağıyla tanımlaması, Til Xelef kültürüne yapılan göndermeler ve toprağın kadın bedeniyle özdeşleştirilmesi, metni yalnızca politik değil, aynı zamanda mitolojik ve antropolojik bir zemine taşır. Kadın ve toprak; ikisi de doğurur, yenilenir, kabuk değiştirir. S.İlvan’ın anlatısında bereket, yalnızca tarımsal bir kavram değil, kültürel ve varoluşsal bir sürekliliktir. Yolcu, Diyarbakır’ın karanlık dönemlerinden süzülen bir fragmanla başlar. Kimliği tanınmayan bir halkın, ağır adam dönemlerinde onurunu koruyarak büyümeye çalışan gençlerinin hikâyesi, romanın politik arka planını oluşturur. Ancak bu arka plan hiçbir zaman anlatının önüne geçmez; aksine, karakterin iç dünyasında yankılanan bir uğultu gibi varlığını sürdürür. Çocukluk, güneşsiz odalarda kömür tozuyla uyunan gecelerle; gençlik, illegal büyüyen sevdalarla ve sürekli bir firar haliyle tanımlanır. Romanın en sarsıcı bölümleri, işkence ve zindan anlatılarıdır. Burada mekân yalnızca fiziksel değildir; zaman
1000Kitap
YolcuS. ilvan · Payiz Kitap · 20252 okunma
Lilith isimli okura yanıt verildi
Norşîn
Böyle bir okuma ve bu incelikli geri dönüş için çok teşekkür ederim.🔆
Bir tek ben miyim bilmiyorum ama okuduğum her kitapta geçen yerleri hemen araştırıyorum. Sonra onları, kafamda canlanan hâliyle karşılaştırıyorum. Roman bana kelimelerden bir beyaz perde kuruyor, ben de onu keyifle izliyorum.
1000Kitap
Lilith isimli okura yanıt verildi
Norşîn
Biliyordum🫂
Reklam