Asiye: Nedir bu?
Rıfat: İçinde yaramın kabuğu var.
Asiye: Yaranın kabuğu mu?
Rıfat: Senle ilk buluştuğumuz gün düşmüştüm, kanamıştı. Sonra yara kurudu, ben de kabuğunu sakladım. İkimizin yarasıdır diye. Esasen çok saçmadır değil mi? Ama olsun düşündüm ki fotoğraf vermekten iyidir, fotoğrafa bakar bakar alışırsın. Ama yara öyle değildir. Etimden bir parçadır. Ne zaman baksan acırsın.
**Vizontele, Yılmaz Erdoğan, 2001

Yapayalnız çaresiz titriyor avuçlarım
Neresinden başlasam hayatın
Boynumda yağlı bir urgan gibi yaşayamadıklarım
bıktım bu Medcezirden
Uzun bir tren yolu gibi nereye gittiği belirsiz olan hayatıma
Hastalara şifa gibi geldi gülümsemen
İlkbaharın o en taze güneşini
Ilık bir rüzgar ile odama sızdırdı penceremden gözlerin
Şimdi o kadar kifayetsiz ki kelimelerim
üstad Yılmaz Erdoğan ın da dediği gibi sen içimde böyle cennet kaygısı iken sana şiir yazmak ahmaklık tır
Çünkü sana bakmak Allah a inanmaktır...

Elma Attım Yuvarlandı
Yönetmenliğini Nuri Bilge Ceylan’ın yaptığı Bir Zamanlar Anadolu’da filmini seyrederken, cinayet zanlısı Kenan’ın (Fırat Tanış’ın) muhtarın kızını görünce afallamasından ve kandilin şavkında parıldayan bu güzellik karşısında dayanamayıp sarsıla sarsıla ağlamasından evvel, elmanın yuvarlanış ânı çakıldı benim zihnime. Elma en eski semboldür hiç kuşkusuz, yeryüzüne fırlatılış maceramızın başlangıç noktasıdır; dolayısıyla bizi alına alır, Âdem ile Havva’nın hikâyesine götürür. Oradan da ister istemez Habil ile Kabil’in hikâyesine… Yokuş aşağı yuvarlanıp deredeki suya bata çıka ilerleyen elmanın durduğu nokta ile Arap Ali (Ahmet Mümtaz Taylan) arasındaki uzaklık kaç metreyse, insanın başlangıçtan bu yana kat ettiği mesafe odur. Evet, hepi topu odur; filmin ilk sahnesinde çilingir sofrasının başında sohbet ederken gördüğümüz üç insandan biri, dışarıdan gelen köpek havlamasını duyunca kalkıp hayvana yiyecek veren kişi öldürülmüştür çünkü. Şimdi devlet görevlileri gecenin karanlığında, Kabil olduğunu düşündükleri insanı yanlarına almış, Habil’in gömüldüğü yeri aramaktadır. İnsan, hâlâ Habil ile Kabil hikâyesinin içinde debelenip durmaktadır bir bakıma. Bu da, elmanın birkaç adım ötesidir. Karısıyla telefonda konuşan komiser Naci (Yılmaz Erdoğan), “Bitmeyecek bu,” derken bir yanıyla o geceki arayışı, bir yanıyla da farkında olmadan, Habil ile Kabil hikâyesinin bitmeyeceğini kastediyordu belki de. Yani, hayat bilinçaltına sızıp onun ağzından konuşuyordu. Gidip deredeki öteki elmaların yanında duran elma, her şey benzerinin kaderini yaşar gerçeğini de işaret ediyor elbette, suyu da işaret ediyor ama daha da önemlisi, öteki elmaları işaret ediyor. Üç elmanın yanında durmuştur yuvarlanan elma, derdi dördüncü olmak değil, ötekileri göstermektir; bu yüzden biraz uzaktır onlardan. Hatta durduktan birkaç saniye sonra hareketlenip azıcık daha uzağa çekilir ve bu hareket, onun öteki elmalara doğru uzanan işaret parmağıdır. Gösterdiği elmalar da hiç kuşkusuz vaktiyle gökten düşen, masalların sonunda gördüğümüz üç elmadır. Sayfada yer kalmadı, Yazıköy sakinlerinden Hulki Dede’nin cümlesiyle bitireyim: “Biliyor musun, tabiat bir şey söylemez aslında, biz de onu bu yüzden işitiriz.”

-Altyazı Dergisi, Şubat 2015/ Hasan Ali Toptaş

Tacdin, bir alıntı ekledi.
21 Eyl 11:34

Türk tiyatrosunun en şahane tiratlarından biri olsa gerek.
yalnızlık
her kimliğe doğuştan yazılı tek uğraşıdır insanın bir yaşama sırasında.
tek sermayesi, sahip olduğu tek şeydir
kıymetini bilmelidir, dedi.
yalnızdır insan
hep kalabalıklara karışma telaşı bundandır.
kalabalık yalnızlıklar, yalnız kalabalıklar oluşur, şehir şehir ülke ülke.
kalabalık arttıkça artmaktadır yalnızlık da.
insan bir ölümü istemez, bir de ondan beter bir yalnızlığı
ama ikisi de muhakkak gelir başına bir yalnız yaşama sırasında.
ölümün değil ama yalnızlığın bir tek çaresi var, dedi.
tek çaresi aşktır bir yalnız yaşama sırasında nefes almanın
aşk da zaten iki yalnızın ortak bir yalnızlıkta buluşmasıdır, dedi
aşık olun!
gösterin birbirinize yalnızlıklarınızı
nasılsa ayrılık insanın tek kişilik yalnızlığını özlemesi.
sade ölüm değil, ayrılık da yaşamın emri.

Bana Bir Şeyhler Oluyor, Yılmaz ErdoğanBana Bir Şeyhler Oluyor, Yılmaz Erdoğan
Ekrem Akdemir, bir alıntı ekledi.
21 Eyl 09:25 · Kitabı okudu

batıl' a ne zaman
itikat etse kalbim,

sahici nedenlere
sahte amaçlar ekliyorum.

yelkensiz,
rüzgarsız,
denizsiz,

Sahiler Düş Düşler Sahi, Yılmaz Erdoğan (Sayfa 40 - Sel Yayıncılık)Sahiler Düş Düşler Sahi, Yılmaz Erdoğan (Sayfa 40 - Sel Yayıncılık)
Ekrem Akdemir, bir alıntı ekledi.
 19 Eyl 21:14 · Kitabı okudu

bu nehrin kaynağı yalan,
senin kendin diye bildiğin
hep başkasınca tasarlanan.

büyütsün diye değil inat
bilirim
onarmaz
incitir bazen edebiyat

Sahiler Düş Düşler Sahi, Yılmaz Erdoğan (Sayfa 15 - Sel Yayıncılık)Sahiler Düş Düşler Sahi, Yılmaz Erdoğan (Sayfa 15 - Sel Yayıncılık)
sagkasta5ak, bir alıntı ekledi.
16 Eyl 01:40

Etrafınıza bakın, en heyecan verici, en eğlenceli insanlar hep sahtekarlardır. Hepsi paldır küldür konuşan, ağız dolusu gülen insanlardır. Çünkü sahtekar, sempatik olmak zorundadır. İyinin böyle bir mecburiyeti yoktur. İyi, sıkıcıdır. Kadınlar “iyiler”e değil, güvenilmez erkeklere aşık olur bu yüzden. Zaten aşk denen altüst oluşla ancak bir üçkağıtçı başa çıkabilir. Aşkın tadını çıkaramaz iyiler. Onlar sarılıp sessiz bir uzanmayı aşk zanneder. Tekdüzedirler. yavaştırlar. kadınlar da dertlerini onlarla paylaşır ama gidip bir güvenilmezle sevişirler. Tutku kötülerin işidir.

Hijyenik Aşklar, Yılmaz ErdoğanHijyenik Aşklar, Yılmaz Erdoğan
Büşra Alkışlar, bir alıntı ekledi.
15 Eyl 12:30 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Bu sıradan, bu sürprizi bulunmayan, bütün günleri birbirinin aynı olan hayatın aslında hayat değil, gerçek bir hayat için kaba bir prova olduğunu düşünüyorum! Böyle olunca televizyonda da herhangi biri şaşırtıcı bir şey söylediği ya da yaptığı zaman herkes o adama yöneliyor. Yoksa neden bir insan saçını kırmızı boyasın ki! Belli ki sıkılmış adam! Herkesin içindeki herkes gibi biri olmaktansa " şu kırmızı saçlı adam " olmayı seçmiş!

Haybeden Gerçeküstü Konuşmalar, Yılmaz Erdoğan (Sel Yayıncılık)Haybeden Gerçeküstü Konuşmalar, Yılmaz Erdoğan (Sel Yayıncılık)
emre özcan, bir alıntı ekledi.
14 Eyl 10:30 · Kitabı okudu · 6/10 puan

Zor günler değil mi? Kaba saba günler.. Sen, sana söylenen cümlelerin her virgülünde bir nakış zarafeti ararken, sinir sistemi olan hiçbir canlıyı yemezken sen, ne zor günler değil mi?

Hijyenik Aşklar, Yılmaz Erdoğan (Sayfa 65)Hijyenik Aşklar, Yılmaz Erdoğan (Sayfa 65)