Madde + Zaman = Her Şey olarak formüle edilebilecek inanç, yeterince zaman tanındığında maddenin her şeyi yaratabileceği varsayımına dayalı. Bu, bir mağaranın ortasında görkemli bir heykel bulan bir insanın, bunun bir heykeltraşın eseri olduğunu kabul etmektense “bu mağara kim bilir kaç milyon milyon yıldır var, bu heykel zamanla bir şekilde tesadüfen ortaya çıkmış olmalı” demesine benziyor. Oysa elbette bir heykeltraşın varlığını kabul etmek çok daha mantıklı. Bu felsefe maddeden başka bir varlığı kabul etmeyi baştan yasakladığı için geriye madde + zamanın yaratıcı gücüne inanmaktan başka çareleri kalmıyor.
İngiliz matematikçi ve astronom Fred Hoyle: “Bir hücrenin tesadüfen oluşması, bir hurda yığınının kasırgaya tutulup Boeing 747 haline gelmesine benzer.”
Akıllı Tasarım karşıtı bilim adamları maddeden başka bir gücün var olmadığına, maddesel dünyanın kendi içinde kapalı bir sistem olarak işlediğine ilk baştan iman ettikleri için, bunun dışında kalan bir açıklamayı tartışma gereği bile duymaksızın reddediyor ve hatta susturmaya çalışıyorlar.
Yaşamın kökenini tartıştığımızda milyonlarca yıl önce yaşanmış olayları ele alıyoruz. Yeryüzündeki ilk hücrenin, ilk balığın, ilk kuşun kökenini irdeliyoruz. Bunları gözlemlemek de, test etmek de imkansız. Tek yapılabilecek şey, eldeki kanıtlara bakarak “tasarım” veya “doğal süreçler” açıklamalarından hangisinin daha tutarlı olduğuna karar vermek.
Evet, canlıların evrim yoluyla da yaratıldığı savunulabilir ve nitekim böyle düşünen Müslüman ilahiyatçılar vardır. Ancak böylesi bir “yaratılışçı evrim” ile Darwinizmi paralel sanmak büyük bir yanılgı olur. Darwinizm herhangi bir evrim teorisi değil, doğal seleksiyon yoluyla evrim teorisidir. Doğal seleksiyon ise kör ve amaçsız bir mekanizmadır. Bunu kabul ettiğinizde neyi kabul etmiş olacağınızı Darwinist teorinin 20. yüzyıldaki en büyük isimlerinden biri olan George Gaylord Simpson’ın ünlü sözünden görebilirsiniz. “İnsan,” der Simpson, “kendisini hiç de hedeflememiş olan amaçsız ve doğal bir sürecin ürünüdür.”