• Gerçeğe ulaşmak, artık ölümden korkmamak demektir. Her
    ikisiyle de yüz yüze gelmek büyük bir cesaret gerektirdiğinden, ölümle gerçek
    birbirlerine benzer. Gerçekler de insanı öldürdüğü için, ölüm gibidir. Ben bir
    insanı öldürdüğüm zaman, onu bıçakla değil, gerçekle öldürdüm. Bu yüzden
    korkuyorlar; beni yok etmek için bu yüzden acele ediyorlar. Bıçaktan
    korkmazlar. Onları korkutan gerçeğimdir. Bu korkutucu gerçek bana büyük bir
    güç veriyor. Beni ölümden, yaşamdan, açlıktan, çıplaklıktan ya da yılgınlıktan
    koruyor. Beni hükümdarlarla polisin zalimliğinden koruyan da bu korkutucu
    gerçektir
  • "Bir kültürü yok etmek için kitapları yakmak zorunda değilsiniz.Sadece insanların kitap okumasını durdurmanız yeterlidir."
  • Kendime Not1
    Hayatta herşeyin kıymetli olduğu yerler var. Cimlerilerin içinde çömertin, savrukların içinde hesabını bilenlerin, hatta çok güzellerin içinde çirkinlerin bile bir farkı oluyor yeri oluyor hani. Ama kafamda şöyle şuan elimdekilerden hangisi değerli bilemiyorum. Nereyi seçsem mutsuz olacağım sanki. Hangisi olsa çeken ben olacağım. Çünkü doğru yok biliyorum. Keşke doğrunun bir tane olmadığına bu kadar inanmasaydım. Bu kadar yaşamasaydım ya da ne bileyim öğrenmeseydim. Hayatta herşey öğreniliyorda kabul etmek kadar çabuk öğretmiyor sanırım hiçbir şeyi. Yani kaçarım yok. Yani öyle de olsa bana bir yerden vurur. Yani mutluluk yok. Varsa da ondan kaçarım yok. Yani sen varsın için var düşüncelerin doğrultusunda hissettiklerin var. Kıymetli olan yaşaman değil gibi tercihlerimizmiş gibi ama. Mutlu olsan hertürlü kıymetli olan sensin. Kıymetli olan sensin unutma kendim. Geldiğin, gittiğin, tuttuğun, bindiğin, at da olsa sensin BMW olsa da sensin. Yaşamayı öğren artık. Kıymetli olan sensin.
    S.S
  • Lizzie, omzuna sardığı ince taşlı şalı çıkarıp Patrick’in eşyalarını koyduğu yatağın üzerine doğru bıraktı. Şal, yatağa düşünce bir ses çıkardı. Lizzie, bu karşılaşmayı kaybetmek istemiyordu.

    Patrick’in ateşli bakışları, Lizzie’nin teninde geziniyordu —özellikle de göğsülerinin üzerinde. Patrick’in bakışları, Lizzie’nin meme uçlarının sertleşmesine neden olmuştu. Patrick’in gözleri alev alevdi. Boynundaki damar tehlikeli bir şekilde atıyordu.

    Bu elbise gerçekten çok açıktı. Patrick’in teninde dolaşan gözlerine baktığında, bunu daha iyi anlayabiliyordu. Alys haklıydı. Lizzie, hiçbir zaman kuzeni Flora kadar güzel olamayacaktı ama bu, güzel yerlerini sergileyemeyeceği anlamına gelmiyordu.

    “Bu konuyu nasıl çözmeyi öneriyorsun?” Patrick’in sesi çok derinden geliyordu.

    Lizzie gülümsedi. Gözlerinde şeytani bir ışıltı vardı. “Ah, eminim bir şeyler buluruz.” Patrick’in pantolonundaki kabartıya baktı.

    Yüce Tanrım.

    Lizzie’nin dudakları kurudu. Cesareti birden yok olmuştu. Aslında kendine çok güvenemiyordu.

    Lizzie, farkında olmadan alt dudağını yaladı. Yeterince büyük değilmiş gibi o büyük kabartı, bunun üzerine biraz daha büyümüş gibi göründü. Patrick acı çekiyordu ama Elizabeth, söz konusu olan Patrick olduğunda, gayet acımasız olabileceğini fark etti.

    Ona ağır ağır yaklaştı. Bedeninin kasılması, yoğun ve yırtıcı bakışları hoşuna gidiyordu. Lizzie içinin ısındığını hissetti. Hayatında ilk kez, arzulanan bir kadın olmanın gücünü hissediyordu. Bu da ona devam etmesi için gerekli gücü veriyordu.

    Patrick’e doğru gidip, bedenini bedenine sürttü. Bedenleri birbirine değdiği anda hissettikleri ikisini de şaşırtmıştı. Pat-rick’in sert bedeninin kendisine değmesi çok hoşuna gitmişti. Sert kaslarını tamamen hissediyordu. Lizzie’nin bedeni, birbirlerine değdikleri anda alev alev yandı.

    Patrick, hafifçe inledi —sesinde yarı zevk yan acı vardı. “Ne yaptığını bilmiyorsun.”

    Sesi gergindi —çok gergindi. Patrick’in içindeki baskıyı hisedebiliyordu. Kollannda ve omuzlanndaki kaslar iyice gerildi.

    Lizzie başını yana doğru eğdi. “Ne yaptığımı çok iyi biliyorum.”

    Patrick ona dikkatle baktı. Sıcacık ve tutku doluydu bakışları. “Geri dönüşü olmaz. Benim olduktan sonra, bir daha gitmene asla izin veremem.”

    Patrick’in sesindeki sahiplenen o tını, Lizzie’nin kalbini acıttı.

    Ellerini Patrick’in boynuna doladı ve parmak uçlarında yükseldi —boyu çok uzundu— ona doğru uzandı. Aralannda-ki arzu giderek yükseliyordu. Lizzie’nin sertleşen meme uçlan ve Lizzie’nin kamına değmekte olan Patrick’in sertliği bunun kanıtıydı. Ve aralanndaki ateş. O kuvvetli ateş. Birlikte eriyor gibiydiler.

    “Güzel,” dedi Lizzie. “Geri dönmek istemiyorum. Sadece seni istiyorum.” Patrick’in çenesine küçük öpücükler kondurdu. Teninin tadını hissedebiliyordu. Onu içine çekmek istiyordu. Onu tamamen hissetmek... Mükemmel bedeninde dilini gezdirmek...

    Patrick’in kalbi gergin bir şekilde atıyordu ve Lizzie, onun kendisine zorlukla hâkim olduğunu fark edebiliyordu.

    Lizzie, kulağının hassas noktasına gelene kadar onu öpmeye devam etti. Sonra da diliyle küçük daireler çizmeye başladı.

    Patrick titremeye başladı ama hala ona dokunmuyordu. İradesi çok kuvvetliydi ama Lizzie’ninki de gayet kuvvetliydi — ve Lizzie sonunda bu çelik zırhın altındaki zayıf noktayı bulmuştu. O anda Patrick’e merhamet etmek gibi bir niyeti yoktu.

    Lizzie, ona biraz daha sürtündü. Göğüslerini onun göğüslerine sürtüyordu. Bu temas, midesinde bir şeylerin kıpırdamasına bacaklarının arasında bu hissin yoğunlaşmasına neden oldu. Lizzie, gözlerini kapattı ve içindeki ısrarcı arzuyu hissederek anın tadını çıkardı.

    Patrick’in sertliği ona değiyordu. Lizzie’nin dudakları, Patrick’in kulağındaydı. Lizzie şeytani düşüncelerini dile getirdi. “Seni içimde istiyorum.”

    O anda zincirler koptu. Patrick sert bir şekilde inledi ve “Lanet olsun Elizabeth,” dedi.

    Lizzie’yi sert bir şekilde öpmeye başladı. Lizzie’nin ruhuna ulaşan ve ona tamamen sahip olduğunu hissettiren bir öpücüktü bu. Patrick hiç zaman kaybetmeden onu kucakladı ve boş yatağa doğru götürdü.
  • Bizler, biz insanlar ölümü yok etmek için mi yaşarız? Hayır, yaşamamızın nedeni ölümden korkmamız, sonra da onu yine sevmemizdir; özellikle ölümün varlığından dolayı elimizdeki birazcık yaşam bazen kısa bir süre işte öylesine ışıldayıp durur.
  • ŞARKIM

    Hey benim koca kafam.
    Tadlar ağzımın içindedir,
    Duramaz.
    Sesler kulaklarımın derinliğindedir,
    Uçamaz.
    Kelimeler dilimin ucundadır,
    Kalamaz.

    Hey benim koca kafam.
    Altmış iki santimlik başım..
    Saçlar sakallar içinde,
    Erkek omuzlar üstündedir.
    Bir bedenim var ki,
    Merd sevgiler peşindedir.
    Aşklar içimde,
    İnsanlar yanımdadır.
    Hiç biri uzaklaşamaz.
    Demir gibiyim onlarla.
    Yok etmek isteyen yıkamaz.

    Bak yüzüme, bak sözüme,
    Dünya kaçtı gözüme;
    Çıkamaz.
  • Herkese Merhaba...
    Dış dünyayı arkanda bırakıp, kitapların sesine yönelmek çok güzel bir duygu. Bunu her seferinde yaşamaksa apayrı bir tad.

    Uzun zamandır sadece kitaplığımdaki okunmamış kitaplarımı bitirmeye çalışıyordum. Ve bu süreçte baya da bir ilerleme kaydettim. Ve kitaplığıma tekrar yeni kitaplar eklemeye başladım.

    Kendi kültürümüzü anlatan, yaşatan, bu toprağın yazarlarına karşı da ayrı bir sempatim var aslında. Daha gerçek, daha samimi, daha içten geliyor çünkü onların anlattıkları. Orhan Kemal de uzun süredir aklımda olan bir yazardı. Ve açılışı bu hafta ''Cemile'' kitabıyla yaptım.

    Cemile 150 sayfalık, Çukurova'ya göç etmek zorunda kalmış Boşnak bir ailenin, oradaki diğer yerli yoksul kesimdeki insanlarla birlikte fabrikada ve işçi evlerinde, nasıl yaşam mücadelesi verdiğini anlatıyor. Aşk, dayanışma, düşmanlık, dostluk gibi temalarla harmanlanmış ''Cemile'' bize her ne kadar çevremizde kötü niyetli ve çıkarcı insanlar olursa olsun iyiliğin ve umudun her zaman kazanacağını hatırlatıyor. Ben Orhan Kemal in üslubunu çok beğendim. Size de mutlaka tavsiye ediyorum.

    Kitaptan Alıntılar:
    ''... Okumasınlar efendim,'' diye bağırmıştı, '' benim çocuklarım da okuyup yüksek tahsil görmeyiversinler, kıyamet kopmaz ya! Hem okuyup da ne olacak? Gözleri açılıp, hisleri incelip, etrafın çirkinlikleri karşısında adım başı üzülmektense, neme lazımcı birer küçük meslek sahibi olup çoluk çocuklarının ekmeğinden başkasını düşünmeyi bilmesinler daha iyi!''

    Ölümlü bir dünya bu. Bir varmış bir yokmuş!

    ''...Fakir olsun, fakirlik ayıp değil, biz de fakiriz. Yeter ki damadım namuslu olsun.''

    ''İnsan insana lazım olur.''

    İnsanı insan eden paradır. Paran yok mu? Senden rezil, senden adi kimse yok.

    Bu dünya öyle bir dünyaydı ki...