• Bariz telaşım, saydam yaralarımla
    Senden saklanmadım, yol arkadaşım
    Şimdi yollar daralır çıkmaz sokaklarında
    Tutma bırak içinde kalmayayım.
    Geçiyor bir ömür düşüne düşüne
    Kalmıyor hiç birşey benden yetmiyor birine
    Biz hep sustuk yol almadık
    Ve öyle güzel kalmadık
    Tutmayın yol verin gidene gidene
    Cevap da vermem artık gücüme gidene
    Yoktur tavsiyem bile beni kaybedene
    Doldu sığmaz içime
    Tutmayın yol verin gidene gidene
    Cevap da vermem artık gücüme gidene
    Hiç mi soru sormadın yüzüne gülene
    Doldur sığmaz içime
    Geçiyor bir ömür düşüne düşüne
    Kalmıyor hiç birşey benden yetmiyor birine
    Biz hep sustuk yol almadık
    Ve öyle güzel kalmadık
    Tutmayın yol verin gidene gidene
    Cevap da vermem artik gücüme gidene
    Yoktur tavsiyem bile beni kaybedene
    Doldu sığmaz içime
  • Arkadaşım, hangi felaketin beni bu hale getirdiğini sormuyordu. Hayat böyleydi. İnsanlar ayrı ayrı yollara dağılırlardı. Kiminin tuttuğu yol; insanı bu Cevdet gibi, muvaffakiyete götürür, kimininki de benim vardığım şahikaya çıkarırdı! Bu, bir talih, tesadüf meselesiydi. Niçinini, nasılını sormak beyhudeydi.
  • Bundan 2 sene önce deli dolu dolaştığım yerlerde şimdi mahsunum. Sebebi sensin.
  • Birinci Dünya Savaşı’nda, dört buçuk sene, Kafkaslarda cepheden cepheye koştuktan ve bu felâketlerle dolu savaşın bütün sefalet ve sıkıntısını çektikten sonra, nihayet İstanbul’da terhis edildim.

    Terhisimin ilk haftalarında müthiş bir aylaklık ve kararsızlık içinde kaldım. Ne yapmalı ve hayatta nasıl bir yol tutmalıydım? Yarım kalan öğrenimime devam mı etmeliydim; yoksa terhis edilen birçok arkadaşlarım gibi, öğrenim hayatından vazgeçip iş hayatına mı atılmalıydım? İçimi kemiren bu kararsızlığı yenemiyor, bir türlü karar veremiyordum. Görüp konuştuğum kimseler beni hep öğrenim hayatından soğutuyor ve bir iş tutmaya teşvik ediyordu.

    Bir aralık, Sirkeci kahvelerinden birinde genç bir tüccar hemşerime rastladım. Mal almaya gelmiş. Bana ne yapacağımı ve ne iş tutacağımı sordu. Ben de kararsız olduğumu, fakat gönlümün öğrenim hayatına dönmeye aktığını söyledim. "Şaşarım aklına, okuyup da kütüphane faresi olacağına, benim gibi iş yap da para kazan" dedi. Sonradan hırsının kurbanı olup genç yaşında ölen bu tüccar hemşerimin sözleri, zaten sallanan içimi, bütün bütün alt üst etti. Adeta şaşkına dönmüştüm.

    Sonunda, bilgisine ve olgunluğuna derin bir hürmet beslediğim ve kendisinden çok şey öğrendiğim, Şevketi Efendi isminde eski profesörlerden bir kişi vardı. Bu kişiyi ziyaret edip fikrîni öğrenmeye karar verdim ve kendisini Çarşıkapı’daki evinde ziyaret ettim. Biraz sohbet ettikten sonra, Hoca bana ne yapacağımı sordu. Ben de kendisine kararsızlığımı anlattım. Bana şunları söyledi:

    "Kararsızlığı bırak ve tahsiline devam et. İnsan ihtiyarlığına kadar ömrünün her çağında iş hayatına atılabilir ve az çok başarılı olur. Fakat okuyup öğrenmenin belirli bir çağı vardır. Sen bugün bu çağdasın. Bu çağı geçirirsen ona bir daha dönemezsin ve yeteneğini heder etmiş olursun. Okuyup öğren de, sonra istersen tüccar ol. Bunda bir zararın olmaz."

    Bu bilgelik dolu sözler üzerine kararımı verdim vepişman olmadım. Gariptir ki, merhum Şevketi Efendi Hocanın bu güzel nasihati, yalnız benim değil, benim gibi kararsızlık içinde bocalayan diğer birinin de yoluna ışık tutmuştur.

    Gerçekten, benden biraz sonra, terhis olunup İstanbul’a gelen Kemal Galip Balkır ile buluştuk. Çok aziz ve kıymetli bir insan olan bu arkadaşım da, tıpkı benim gibi şaşırmış kalmış, öğrenim hayatı mı, iş hayatı mı kararsızlıkları içinde bunalmıştı. Kendisine, merhum hocanın nasihatim anlattım ve kendi kararımı söyledim. Gözlerinin önündeki belirsizlik perdesi kalktı, yolu aydınlandı ve öğrenim hayatına döndü. Kendisi halen Türkiye’mizin varlığı ile iftihar edeceği yüksek bir hukuk adamıdır. Ve bu sıfatla Ankara’da Siyasal Bilgiler Fakültesi İdare Hukuku Profesörü ve Devlet Şûrası Başkanının sözcüsüdür.

    Allah; Şevketi Efendi merhumu nur içinde yatırsın.