• "Müzikten söz ediyorum. O bütün başka sanatlardan kopuk, tek başına durur. Müzikte dünyadaki yaratıkların ideasının taklidini, yeniden üretimini saptamayız. O, büyük, parlak bir sanattır. Müziğin insanın en derin doğası üzerindeki etkisi çok çok güçlüdür. Yetkin, evrensel bir dil olarak, insanın en derin bilincinde derinlemesine, tam olarak anlaşılır. Öyle ki onun açıklığı algılanır dünyanın kendisini bile geçer."
    -Arthur Schopenhauer

    Søren abiiiiiiii! Søren ağabey! Abi, beni sev! Müzikal Erotik adlı kitabını okuduğum için çok sevindim be abi. İçindeki duygu ile düşünceleri çok güzel dile getirmişsin. Seni anlamak, daha doğrusu anlamaya çalışmak gerçekten eşsiz denemelerdi. Zekânın inceliği ve içinin güzelliğine en içten saygılarımı ve sevgilerimi sunuyorum. Şimdi de kitaptaki seni, kitaptaki konuyu ve kitaptaki beni anlatmaya çalışayım.

    Herkese merhaba arkadaşlar! Yeni bir evlilik programıyla sizlerle birlikteyiz. Bu sezonda... Bir dakika ya! Bir dakika! Yanlış yerden girdim. Kafam karıştı. Bu erotizm, o erotizm değildi. Pardon, ayol! Müzikal Erotik bambaşka bir şeydi. Søren abimin kıyıda köşede kalmış, hayranlıkla bütünleşmiş ve Mozart tarafından oluşturulmuş arzusal ile estetik dünyasına bir yolculuk bu. Mozart'ın ünlü eseri Don Giovanni'nin sarsıntıya uğrattığı ruh ile aklın dışa yansıması bu. İçindeki zelzelerin sebep olduğu yıkım ve yıkımdan sonra ayakta kalan özsel yapıların sunuluşu bu. Şeffaf bir anlaşılma ve paylaşılma isteği, içten ve yüce bir hayranlık ile bir araya gelerek ortaya çıkan bir sonuç bu. Müziğin kusursuz ve muazzam tesirinden etkilenen öznenin, başka bir özneye dokunma çabası bu. Søren abimiz için her şeyin başlangıcı olmasa bile, onun için sanatın son zirvesiydi bu. Don Giovanni, Søren Kieerkegard'ı içine alarak kendi benliğinde kaybedişiydi bu. Ve tüm bunlar ile daha niceleri son olarak gelip beni vurdu.

    Søren abim, bu kitapta, Mozart'ın ölümsüz eseri olan Don Giovanni adlı yapıtına ve Mozart'a duyduğu hayranlığını dile getirmiş. Dile getirmeye çalıştığı duygu ve düşünce durumlarını belli bir mahçubiyet ile sarhoş eden hayranlıkla yapmış. Ki bana göre kitabın en eşsiz yanı buydu. Çünkü yaptığı işlere ve dehasına hayran olduğum birisi, başka bir deha tarafından etkilenişini anlatıyordu. Bu konunun ve ifade ediliş şeklinin, benim üzerimdeki tesirini az çok anlayabilirsiniz. Bu tıpkı boyu kısa olduğu için buzdolabının üzerindeki çikolataya ve onun hayaline erişemeyen bir çocuğun, oraya yetişen ve çikolatayı ona veren ebeveynine duyduğu hayranlığın; içeri odaya gittiklerinde diğer ebeveynin getirdiği başka bir çikolata ile ilk ebeveyn üzerinde hayranlık uyandırmasına tanık olması gibi. İstemsizce o çikolataya ve ebeveyne duyacağı duygusal yoğunluk muazzam oluyor. Søren abi bu hayranlığını dile getirirken naçizane bir giriş kısmı yapmış. Bu kısımda müzikle olan bağlantısını -daha doğrusu uzman olmadığını yani teknik bağlantısını olmadığını-, yapacağı yorumlamaların bu bağlamda değerlendirilmesi gerektiğini ve üzerine vazife olmasına bile her şeye rağmen kendi anladıklarını anlatmak istediğini dile getirmiş. Klâsik kelimesinin anlamına değinerek, sanat dallarına ve bu dallardan çıkan büyük eserlerin bir kaçını anlatmış. Tabii bunların hepsi Don Giovanni adlı müzikal başyapıt etrafında dönmüştür. Kendisi klâsik eserlerde bir sıralama olmayacağını, yani hangisi daha iyi ya da kötü değerlendirme olamayacağını düşünmesine rağmen, bir sıralama yapılması kaçınılmaz olacaksa eğer ilk sıraya koyacağı eserin Don Giovanni olduğunu söylemektedir. Bu durumu da kitabın içinde bulunan giriş kısmı ve üç evre diye böldüğü kısımlarda ifade etmiştir. Evre kelimesine yüklediği anlam ise art arda gelen basamaklar değil, iç içe geçmiş ve birbirinden ayrılmadıkları gibi birbiriyle bütünleşmiş olarak düşünülmesi gerektiğini söylemektedir. Don Giovanni'nin anlaşılabilirliği için evre evre düşünülmüş ve aktarılmıştır, ancak evrelerin ayrışmazlığı düşünceden önce geldiğini de belirtmiştir. Müziği ve Mozart'ı çok farklı bir yere koyan Søren abim, daha sonra dışarıdaki bu olgunun algılanması üzerine konuşmalar yapmıştır. Dolaylı ve dolaysız ruhsal -bu kısım bana göre mental- anlamalar ile özsel duyumsama olayını yine Don Giovanni üzerinden anlatmıştır. Açıkçası, bu kısımlar genelleşen nadiren kısımlardan biriydi. Yani sadece eseri anlamaya değil, genel olarak dışarıda da kullanılabilecek türden yorumlamalar içeriyordu. Bu anlayış kısımlarını kendime göre anlatayım. Duyu organlarımızın dışarıdan yansıttıkları algıları geri plana itmeye çalışarak, nesneyi veya olguyu saf bir şekilde duyumsamaya çalışmaktan bahsediyor. Örnek: Bir kuşun sesini duyumsarken, onu kelimelerden uzak tutmak. Sesi olduğu gibi kendi içinde algılamaya çalışmak. İnsansı bir kalıba sokmamak. Başka bir örnekte ise ağaca dokunduğumuz zaman dokunma duyusu ile gelecek olanları bilgiyle değil, duyumsama ile bırakabilmek. Yani yine kelimeleri içeren katı, soğuk, pürüzlü vb. gibi sıfatlarla ya da düşüncelerle değil, ağacın ağaç oluşunu duyumsamaya çalışarken, içindeki etkiyi anlamak. Duyumsama kısmını az buçuk bir şekilde kendime göre söyledim. Kitapta daha açık -belki size kapalı ve karmaşık da gelebilir- bulabilirsiniz. Düşünceleri birbiri ardına en derine getirerek anlatması odaklanınca anlamayı kolay bir hâle getirmiş. Bana göre kitap güzeldi. Sıkıntı çektiğim bir kısım vardı. Ancak bu da büyük bir sıkıntı oldu. Don Giovanni adlı eserin müzikal operasını bilmiyordum. O yüzden önce internetten biraz araştırma yapmam gerekti. İzlemedim, ancak bir kaç bilgi edindim. Sonrası da Søren abimin anlatımı ve hayal gücümle birleşerek bir şeyler oluşmaya başladı. Fakat bu cahilliğim yüzünden kitaptan çok faydalanamadım. Dediğim gibi, kitap tamamen Don Giovanni etrafında dönüyor. Tıpkı müzikalin kendisi gibi. O yüzden, bu kitabı okuyacak arkadaşlara öncelikli tavsiyem Mozart'ın Don Giovanni adlı eserini araştırması ve mümkünse eğer izlemesini ve dinlemesini tavsiye ederim. Aksi takdirde kitabı anlamak ve okumak hem zor hem de anlamsız gelebilir. Sanırım, söyleyeceklerim kısaca bunlar. Søren abim, adamdır!

    http://i.hizliresim.com/PDj2Lb.jpg
    http://i.hizliresim.com/X6Z8Aj.jpg

    Søren Kieerkegard etkinliği (#34128416) düzenleyen
    arifsahin sayesinde bu kitabı okudum. İyi ki de okumuşum. Çünkü öncesinde okuduğum kitaplardaki Søren abi tasavurrumda çok fazla boşluk doldu. Onu okumuş ve/veya okumak isteyen biriyseniz eğer, bir kaç eserinden sonra bu kitabı tavsiye edebilirim. Bu yüzden, okumama vesile olmasından dolayı arifsahin Bey'e teşekkür ederim. İncelemeyi okuyan herkese de teşekkür ederim. Saygılarımı ve sevgilerimi sunuyorum. Søren Kieerkegard, adamdır!
  • Ben bir çobanım...
    Kitap okuyan, sık sık kendini dinleyen meraklı bir çoban işte... Ha birde koyunlarımı dinlerim. Hatta dinlemekle kalmaz, onlara kitap bile okurum.
    Kitaplarımın ve koyunlarımın yanında bir de dünyayı gezmek gibi bir hayalim var. Dünyayı gezmek ve onu tanımak, diğer insanların değer verdiği şeylerden daha mühimdir benim için...Günlerin sonundaki gecelerden birinde, bir rüya gördüm. Rüyamda bir çocuk Mısır piramitlerindeki bir hazineden bahsetti. Ve bu rüyayı üst üste iki sefer görünce kendimi hazineyi bulmak için yola düşmüş bir halde buldum. İnsan yola çıkmaya niyetlendiğinden itibaren o yol şekillenmeye başlar yolcu için... Yolcunun niyetine ve dahî yüreğine göre davranacaktı yol, yolcunun... Belki de inancımdan ibaretti bu benim bilemiyorum. Ama inancına göre yaşamaz mı insan bu dünyada. Yaşar elbette hem yaşar hem de dünyasını değiştirir bu sayede. Değişen dünya ise iyiliğine veya kötülüğüne göre ifade bulur bütün insanların yaşantısıyla... Bazen bir dost bulursun o yolculukta şansın varsa, iyi bir dost... O ana kadar bilmediğin "sen" i tanıtır sana, unuttuğun kalbini hatırlatır. Öyle zamanlar olur ki, "beni benden daha iyi biliyor, nasıl olur bu? " sorusuyla karşı karşıya gelmene neden sözleri... Bazen nasihatleriyle bir babanın güvenini yansıtır sağlam duruşuyla dost, yolculuk sırasında... Aslında; yardımcı olarak bir de dost ayarlamıştır kendini bulmam yolunda, o yol , sana. Eğer bu yolda; ne aradığımın farkindaysam ve kalbimi hiç hezimete uğratmaz onu dinlersem, dostunun kalbim olduğunu fark edecektim yakında. Yalnız söylediğim gibi kalbime dürüst ama bir o kadar da sorgulayıcı olacaktım bu yolda başarılı olmak istiyorsam. Sorgulamamdaki sebep ise kendimi daha iyi anlamak. Şayet benim içimde oluşan ikilem, kalbimin canını yakacaktı ve çıkmaz sokaklarda yolumu kaybedebilirdim. Yollarda ayağıma takılan bazı işaretlerde vardı, sanki "beni çözersen doğru yolu sana açarım" der gibi gözüme gözüme sokuyordu. Ben zaten meraklı, yol merakımdan daha gizemli... yol almaya-yol vermeye devam ediyoruz işte böyle...

    Yazar Mehmet Ali Birand —pardon— Paulo Coelho'nun okuduğum ve beğendiğim ilk kitabı. Sanırım her gördüğümde ünlü yazarımız _—nur içinde yatsın— aklıma geldiği için daha aklımda kalacak bir yazar Coelho. Mistik tarzı ve samimi anlatımı esere renk katmış. Alıntılardan ve kişiye özel olan incelemelerden dikkatinizi çekiyorsa okunması gereken bir kitap derim sizin için. Fikren ve ruhen de farklı bir boyut kazandırdığına inanıyorum kendi açımdan. Yalnız kitabı okurken normalden biraz daha yavaş okunması taraftarıyım çünkü yaşamak da lâzım, okuduklarımızı. Her kitap için bunu söylemiyorum ama böyle kalbe hitap eden kitaplar için daha anlaşılır olması yanında okuyucuyu daha çok tatmin edeceğini umuyorum.

    Son söz; dostun dosta bir çift lafı var, o da söylenmese bile o anlar. Dost, dostundan bundan başka ne arar.
    Kalbimizin en iyi dostumuz olması dileğiyle sevgi ve dua ile kalın... Teşekkür ederim.
  • Sevgili arsız ölüm
    Geçmişe bir yolculuk adeta. Bir çok kültürel motifi bir arada vererek yerellik kokuyor. Kişisel yaşantıların toplum üzerindeki etkisi ve toplumu kişiye yön verişini anlatan güzel bir eser
  • Ve yaşam yalnız rüzgar, yalnız gökyüzü, yalnız yapraklar ve yalnız hiç değil mi.
  • Doğayı taşa dönüştürmüşler. İnsanı, yalnız eliyle biçimlendirilenin içine kilitlemişler.
  • Bazı insanlar sabır, bazıları sabırsızlık dolu.
  • Bu kahrolası yeryüzünün o büyük yalnızı.
    Onu ne denli seviyorum.