• 2001 Eski Türkiye’nin Son Yılı

    O zamanlar bahsi geçen konuların hemen hepsini gerek televizyondan gerek gazetelerden izlediğim ve okuduğum kadarıyla hatırlıyorum.Kitap Siyaset,Emniyet,Mafya,İş dünyası,Ordu hatta Futbol ve gazeteleri konu alıyor,yakın geçmişte yaşanan bir çok olay Mirgün CABAS'ın kalemi ile kitapta yerini bulmuş.

    Özellikle şu andaki iktidar partisinin nasıl olup ta bu günlere bu kadar hızlı ve güçlü bir şekilde gelebildiği,iktidar olmadan önce ve sonra verdikleri (ve tutmadıkları sözleri),Fetö terör Örgütü'nü,Ergenekon'u ve devlet içindeki yapılanmaları ayrıntıları ile anlatıyor tabi bunu yaparken tahmin yürüterek değil,gazete haberlerini kaynak alarak ve bu haberlerde bahsi geçen kişilerle röportajlar yaparak taçlandırıyor.

    Kitap çok ilginç 16 yılda ülkemizin siyasilerinin nasıl evrimleştiğini çok yakından inceleme sansı veriyor.Sizin bilmediğiniz,eksik kalan kısımları da dedim ya röportajlarla tamamlıyor.

    Bilgilendirici,eğitici (eğitici derken sakın ola bir siyasetçinin yanında bir şeyinizi düşürmeyin,hadi düşürdünüz almak için hiiiç zahmet etmeyin,bırakın düştüğü yerde kalsın,benden tavsiye ;) )

    Bu kitaba inceleme yazmak için bayaa bi düşünmek lazım ,okumak lazım bu kitabı,o kadar çok alıntı yapılacak yer var ki kitapta,sanırım kitabın pdf. formatını buraya atsak alıntı diye yeridir.

    Bu türde okuduğum ilk kitap olma özelliğini taşıyor bu arkadaş,siyaseti ve siyasetçiyi zaten sevmezdim ama bu kitapla birlikte fikrim değişti,artık siyaset ve siyasetçiyi sevmemek değil bildiğin mide bulantısı yapıyor.

    Bence bu kitap her özel-tüzel her kütüphanede mutlaka bulunmalı,ne edin edin bu kitabı okuyun.


    TANITIM ;
    -----------------------------------------

    “Türkiye nasıl değişti? Bazı şeyler nasıl da hiç değişmemiş? Her şey başka türlü olabilir miydi? Ve tabii asıl soru: Biz buraya nereden geldik?”Mirgün Cabas, 2001’in, Eski Türkiye’nin son yılının hikâyesini anlatıyor. Önce iktidarın, sonra düzenin, nihayetinde rejimin değiştiği bir sürecin sıfır noktasında ne vardı?Masadan havalanıp krize konan anayasa kitapçığı…

    *Başbakanlık önünde sıraya giren protestocular…
    *Banka enkazları vardı. First class kaçıp ekonomi sınıfında polislerin arasında geri getirilen işadamları…
    *İsimlerinden fal tutulan yolsuzluk operasyonları…
    *Piyasaların görevden aldığı bakanlar…
    *“Başbakan sağlıksız mı yoksa sadece bakımsız mı?” tartışmaları vardı. TÜSİAD’ın her konuda fikrinin olduğu ve bunları açıklayabildiği günler…
    *“Tek kişi partisi olmayacağız,” diyen AKP’nin Anayasa Mahkemesi sayesinde “normal doğum”la dünyaya gelişi…
    Askerlerin siyasetçilere bitmeyen kini…
    *Tüm bunların arasından uzaylıya taş atan köylü, İtalya’ya Fiorentina biletiyle gidip Milan üzerinden dönen Fatih Terim, “profesör” lakaplı kapkaççılar, konuklarına, “Efendim siz şarlatan mısınız?” diye soran anchorman’ler, mallarını karılarıyla paylaşmak istemeyen ama dondurulmuş embriyoya miras bırakma peşindeki milletvekilleri, Öcalan’ı İmralı’dan kaçırma teklifini reddeden PKK’lılar, cezaevin de kafa kesen çeteciler bize bakıyor.
    Aktörlerinin ve tanıklarının da katkılarıyla 31 kısım tekmili birden, Eski Türkiye’nin yoğun bakımdaki günlerinin hikâyesi…
  • Türkler maruz kaldıkları haksızlıklara, gettolarda yaşamak zorunda bırakılmalarına, işsizliğe, baskıyla adlarının değiştirilmesine isyan etti. Eski fabrikalar çalışsa da dükkanlar bomboştu; ebedi sistemin ancak yolsuzluk ve kaçakçılıkla ayakta durabildiğini bir çocuk bile görebilirdi.
  • İlk defa Pepper'ın bir kitabına 4 puan verdim..
    Evet.
    Sebebi çok açık.
    Kill, kıza tekme attı.
    O tekmenin hiçbir bahanesi yok, olamaz, olmayacak...
    .
    .
    .
    Kitabı tamamen anlatacağım, okumayı düşünüyorsan yazdıklarımı okuma. Kitabı tamamen anlatmamın nedeni Sin & Suffer kitabını uzun bir süre okumayacağım ve unutursam başka bir yerden detayları bulamayacağım. Ve kitabı okumayacak olan Melike için yazıyorum.
    .
    .
    .
    Kim olduğunu, kaç yaşında olduğunu, nasıl göründüğünü, ailesini, adını ve aklına gelebilecek her detayı hatırlamayan bir kız anlatmaya başlıyor kitabı.
    Bir yerde tutulduğunu, gözlerinin bağlı olduğunu, tek başına olmadığını ve başka kadınların da yanında olduğunu fark ediyor.
    Etrafındaki kavga seslerini duyup bir anlam veremiyor. Nereye getirildiğini bilmiyor.

    En sonunda, birisi göz bağını açıyor.
    Görmeye başladığında, karşısında duran kişiyi tanıyormuş gibi hissediyor. Onun hakkında bir şeyler hatırlamaya çalışıyor ama karşısında duran yeşil gözlü adam hakkında hiçbir hatırası yok.
    Şimdilik.

    Kız, beş kadınla birlikte Pure Corruption adı verilen motorsiklet kulübüne ait artık. Satılacak. Altı kadını da satmak için kaçırmışlar.

    Pure Corruption (Saf Yolsuzluk?) kulübünün başkanı Kill, kadınların beş olması gerektiğini söylüyor. -Kızın gözünü açan adam Kill oluyor.-
    Kitabı anlatan kız, fazlalık.

    Neyse, kızlar satılacakları için kontrolden geçmeliler. Bizim hiçbir şey hatırlamayan kızımız üzerindekileri çıkarınca fark ediyor ki vücudu dövmelerle kaplı. Ve kızıl.

    Bir sebebi olmadan, zaten kız fazladan gelmiş,
    Kill, sebepsiz bir şekilde kıza bir tişört verip atıyor motorsikletine, evine götürüyor.
    Şu an bunları yazarken bile aşırı klişe geliyor, biliyorum.
    Ama alakası yok. Klişe kim, bu kitap kim...

    Kill, o kavgada yaralanmış.
    Kız veteriner olduğunu hatırlıyor,
    içgüdüsel olarak ona yardım edebileceğini söylüyor,
    'eğer uzanmazsan, bayılabilirsin' diye diye en sonunda Kill'i yarasını temizlemesi ve bakması için ikna ediyor. Zaten Kill bir ara bayılıyor.
    Bu yara temizleme olmadan önce, Kill, kıza kaçmasını söylüyor.
    Bunun son şansı olduğunu, kendine geldiğinde gitmesine izin vermeyeceğini söylüyor.
    Buraları geçeyim, gereksiz tartışmalar yaşanıyor.
    En sonunda kız kaçmak yerine Kill'e yardım etmeyi seçiyor.
    Sorularına cevap vermesini istiyor.
    Zorla Kill'in ağzından laf almaya çalışıyor.
    'Beni tanıyor musun? Birbirimizi tanıyor muyuz?' sorularına kocaman bir 'hayır birbirimizi tanımıyoruz' cevabını alıyor. Ama yılmıyor.

    Şimdi...
    Kill'in kızı alıp eve getirmesinin nedeni 8 yıl önce ölen, sevdiği kıza aşırı derecede benzemesi.
    Benziyor ama o değil. Sevdiği kızın dövmeleri yok, vücudu yanık izleriyle kaplı değil.
    Yine de kızın hafızasını geri kazanabilmesi için yanında tutuyor bir kaç gün. Satmıyor.
    En sonunda şu asla dilimden düşürmediğim tekme sahnesi geliyor.
    Kız, parça parça hatırlarını hatırlıyordu zaten. En sonunda Kill'le beraberken bir anı geliyor. Bunu Kill'e söylüyor. Kill, deliriyor.
    'SEN O DEĞİLSİN! SEN O OLAMAZSIN! CART CURT' inanmak istemiyor, oyunlarına daha fazla göz yummayacağım, seninle işim bitti diyor. Kızın yaklaşmasına izin vermeden kaburgalarına basıyor tekmeyi. Şerefsiz.
    Kıza, onu satacağını söyleyip çekip gidiyor evden.

    Zaten ondan sonra birkaç gün kız Kill'i görmüyor. Kulübe getiriyor üyelerden biri olan Grasshopper onu.
    Kız orada adını hatırlıyor.
    Ve bugün satılacak.
    Grasshopper'dan Kill'i çağırmasını, son kez bir şey söylemek zorunda olduğunu söylüyor.
    Kill geliyor,
    kız adının Sarah olduğunu söylüyor.
    Kill, gülüyor. 'son kez soruyorum, adın gerçekten Sarah mı?' diyor.
    Kız, evet diyor. Hatırladığı bu.
    Kill, 'Onun adı Cleo'ydu ve o öldü. Onu ben öldürdüm.' diyor.

    Bu sahneden sonra kızı satmaya götürecek kişi olan Grasshopper'a, kızı kendisinin götüreceğini söylüyor. Yol boyunca kız onu ikna etmeye çalışıyor. Kill, ikna olmuyor. Yolda bir ara sarılıp özür diliyor ama kızı satmaya götürüyor.
    (Gerçekten okuması çok zordu, şu an yazması da aşırı zor.)

    Kızı satın olacak adam p*için teki. Kill'in de ondan aşağı kalır yanı yoktu burada üzülerek söylüyorum ki. Kızın çırpınışları, tehditleri, kustuğu nefreti ve neredeyse çırılçıplak edilişinin arasında Kill bey bir anda. 'kız satılık değil. satmıyorum. vazgeçtim.' diyor. Biraz tartışmadan sonra kızı alıp tekneden çıkıyor.

    8 yıl sonra en sonunda çocukluk aşkına, öldüğünü gördüğü, öldüğüne inandığı Cleo'ya kavuşuyor. Az kalsın onu satacak olması da nasıl bir ironiyse sen düşün.

    Bir anda nasıl oldu da, o kadar inanmayıp tekme(-ler, çünkü o tek tekme gözümde milyonlarca oldu.) attığı kıza inandı ben anlamadım orayı. Nedenini söylemedi, sanırım karnının oradaki bir şeyden dolayıydı, bak orayı gözden mi kaçırdım? Bilmiyorum. Her neyse.

    Şimdi şu kadın satma konusuna açıklık getireyim.
    Kadınları sattığını düşünmek zaten Kill'den aşırı nefret ettirmişti. Tekme de cabası...
    Mantıklı bir açıklama var ama önce şunu anlatmalıyım;

    Cleo ve Kill çocukluklarından beri birlikteler. Aileleri çok yakın.
    Cleo'nun babası başka bir motorsiklet kulübünün başkanı.
    Cleo, Kill'in babasına amca diyor.
    Kill'in babası Cleo'nun anne ve babası öldürüyor.
    (burayı açacağım)

    Şimdi şu kadın satma işi şöyleymiş,
    bu kadınlar ilk ve sonmuş,
    çünkü bu beş kadın Kill'in babasının fahişeleriymiş.
    Kill, bu kadınları çalıp başka kulüp başkanlarına satacakmış.
    Şerefsiz babasını kudurtmak için.
    Kill'in babasının Cleo'nun babasını, ailesini öldürmesinin nedeni kulübün başına geçebilmekmiş. Cleo'yu da başka bir başkana satacakmış ama Cleo kaçmış.

    Bu Kill'in şerefsiz babası, Cleo'nun ailesinin öldürüldüğü gece
    gelip Kill'e diyor ki, gidip onları vuracaksın, kafalarına kurşunu sıkacaksın yoksa gidip o çok sevdiğin küçük sürtüğe tecavüz ederim. (of varya gözlerim yaşardı)
    Kill, gidip ne yapıyor bilmiyorum.
    'Yaptığım şeyi Cleo'ya söylersem arkasına bile bakmadan kaçar. Benden kaçar. Onu daha yeni buldum, söyleyemem' diyor ve o gece tam olarak ne olduğu diğer kitaba sarkıyor.

    O gece ne olduysa, Cleo yandı
    yandığı halde kaçmayı başardı,
    birileri onu buldu,
    yeni bir kimlik, yeni bir aile, ülke, okul, isim verdi.
    Cleo artık Sarah oldu yani.
    Zaten o gece nasıl bir vahşet yaşandıysa beyni onu korumak için yaşadığı her şeyi kapatmış. Hatırlayamıyor.

    Kill'e dönersek,
    Kill, cinayeti işlediğini kabul ediyor. Cleo'ya bir şey olur korkusundan sanırım, suçlu olmadığı halde suçu üstleniyor. Hapishaneye düşüyor. Babası suçlunun o olduğunu söylüyor.
    Şerefsiz işte. Adi.

    Kill, hapishanede Wallstreet diye bir adamla tanışıyor. Adamın eli kolu uzun, Kill hakkında her şeyi öğrenmiş. İş teklif ediyor. Saygı, sadakat ve güven istiyor. Karşılığında ona artık başında olamadığı kulübü, güç ve parayı teklif ediyor.

    Kill'in aklındaki tek şey intikam.
    İntikamını alabilmesi için gücünün, parasının olması gerekiyor.
    Teklifi kabul ediyor.

    İşte böyleeeee.
    En son bölümde Kill'in kafasına sıkıp kızı kaçırıyorlar.

    İlk bölümlerde o beş kadınla birlikte Cleo nasıl geldi?
    nasıl kaçırdılar sorusu kafalarda kalıyor..
    onun cevabı sanırım şöyle,
    Sarah olarak İngiltere'de yaşarken bir mektup alıyor Cleo. Geçmişi hakkında bir şeyler bildiğini söylüyor mektup.
    Cleo, ikinci ailesini kız kardeşini bırakıp uçağa atlıyor. Sonuç; Kill'in yanı...

    Offf
    12 gün
    bazen okumadım ama çoğu gün okudum
    464 sayfa
    gerçekten korkutucu
    böyle buraya yazarken bile beynim yandı


    *kafana takılan bir yer olursa yaz.
  • SEDEF KABAŞ: Türkiye Cumhuriyeti'nin en büyük yolsuzluk ve rüşvet operasyonu olarak değerlendirilen 17-25 Aralık sürecine dahil olanların ifade vermesi, delillerin ciddiyetle değerlendirilmesi, sürecin her açıdan araştırılması gerektiğine inanıyorum. Oysa sanki hiçbir şey olmamış gibi soruşturmaya takipsizlik kararı verildi... Bu karar şu demek; hırsızlık, yolsuzluk, rüşvet, hukuk dışılık söz konusu değil... Ayakkabı kutuları, para sayma makineleri, tapeler, görüntüler hiçbir şüphe içermez... Bu konuları sormayın, sorgulamayın, araştırmayın... Soruşturmaya bile gerek yoksa, 4 bakan neden istifa etti? Bu karar kamu çıkarını gözeten bir karar mı oldu? Peki, bu karar kamu vicdanını rahatlattı mı? Tam tersine yolsuzluk algısı tavan yaptı...
    Uğur Dündar
    Sayfa 102 - Halk Kitabevi
  • ... Zira hayattaki bütün kötülükler bir “hayat anlayışı”ndan ileri gelir. Olgunlaşmış bir siyaset adamı, eski Sofistler’in çalışmalarını derinleştirmeli ve şan dersleri almalıdır; bir de yolsuzluk dersleri...

    Fanatik ise yolsuzluğa kapılmaz: Bir fikir uğruna öldürüyorsa, onun için pekâlâ ölebilir de; her iki durumda da, tiran veya Şehit de olsa, bir canavardır.

    Bir inanç için acı çekmiş olandan daha tehlikeli varlık yoktur: En büyük zalimler, kafası kesilmemiş mazlumlar arasından çıkar.

    Acı, güç iştahını azaltmak şöyle dursun, onu azdırır; zihin de kendini bir soytarının meclisinde bir kurbaganınkinden daha rahat hisseder; onu, bir fikir için ölünen gösteriden daha fazla tiksindiren hiçbir şey yoktur...

    Yücelik ve kan dökmeden bıkıp usandığı için, evrenle eş düzeyde bir taşra sıkıntısının; şüphenin bir olay ve ümidin bir musibet gibi görüneceği değişmezlikte bir Tarih’in hayalini kurar...
  • Para kazanma merakı ve yolsuzluk insanoğlunun üniversal bir kusuru...
    İlber Ortaylı
    Timaş Yayınları- 2.baskı, Nisan 2014