• Gerçekten bizim toplumumuzda ahlâk dendiğinde artık sadece cinsi münasebetle, yasak ilişkilerle ilgili kurallar anlaşılmaktadır. Yalan söylemek, yakın aile dışındaki toplumu düşünmemek, yolsuzluk yapmak, hırsızlık yapmak, hak yemek ahlâksızlık sayılmamaktadır. Hele bunlar, siyaset veya ticaret yaparken icra ediliyorsa çoğunluğun aklına bunlara, ahlâksızlık demek bile gelmez.
    | Prof. Dr. İskender Öksüz
  • Gerçekte bugün bizim toplumumuzda din; güzel ahlâk gibi, vicdan ve adalet gibi temel nitelikleriyle algılanmıyor. Din, halkın ne anlama geldiğini bilmediği ritüellere ve sihirbazlığa benzer merasimlere hapsolmuştur. O ritüel ve merasimleri yerine getirirseniz bunun dışındaki zamanlarda yalan söyleyebilir, hırsızlık ve yolsuzluk yapabilirsiniz. Hele mesleğiniz siyaset veya ticaretse yapmak zorundasınız.
    | Prof. Dr. İskender Öksüz
  • Derleme-sözlü tarih yazan biri olarak kendi yakın akrabalarım olan Avşar, Farsak, Hınıs ve benzeri öz be öz Türkmen oymaklarından dinlediklerimle, Ermeni Sarkis Çerkezyan’ın anlattıkları bire bir aynı ve bir birini tamamlar niteliktedir.
    Bu da bize gösteriyor ki, bir ülkede, hukuk, adalet yok edilir, ülke tek adamların insafına kalırsa, etnik ve dini ayrımcılık, hırsızlık, yolsuzluk, yağma, talan, zorbalık da başlıyor. Ve sonuç herkes için felaket oluyor…
    Zira Çerkezyan’ın bilmediği veya yanıldığı bir nokta var ki, o da şu: Çerkezyan sanıyor ki, o zulümler, öldürmeler, yağma, talan, haksızlık, hukuksuzluklar yalnızca Ermenilere ve Gayri Müslimlere yapıldı.
    Oysa benim derleme yaptığım ve Osmanlı’ya, Cumhuriyete körü körüne, şartsız itaat eden Türkler’de bu topraklarda bin yıldır aynı zulümlere, ölümlere maruz kalmışlardır.
    Hatta kötü, zorba yönetimleriyle Osmanlı’nın tabutuna son çiviyi çakan II. Abdulhamid, İttihatçılar ile sürgüne gönderilen bütün Hanedan mensuplarının da Çerkezyan’la aynı akıbete uğradıkları, kendi hatıraları ve tarih önünde de sabittir.
    Kötü yönetimden kaynaklanan ve iç burkan, koca İmparatorluğun yıkılmasına sebep olan bu kıyımların, zulümlerin bir daha yaşanmaması için, Çerkezyan’ın tarihe birinci ağızdan ışık tutan bu değerli hatıralarının okullarda ders olarak okutulması taraftarıyım.
    Zira biz bu acı ve kanlı tarihimizi yeteri kadar bilip, değerlendirebilseydik, şu içinde bulunduğumuz dipsiz ve korkunç çukurun içinde yuvarlanıyor olmaz, bölünmenin, iç savaşın eşiğinde, yoksulluğun, yolsuzluğun, cehaletin altında ezilen, çağın yüzyıllarca gerisinde debelenip duran bir toplum olmazdık.

    Haçin'de (Saimbeyli) onlarca Ermeni öldürmüş köyümden bir eşkıyanın Tehcir'den sonra Sis'e (Kozan) inip yatacak yer ve yiyecek bulamaması üzerine: "Neredesiniz ey Ermeni dostlarım, siz burada olsaydınız, Göğoğlan böyle aç ve açık, ortada kalır mıydı?" demesi ve Çerkezyan'ın da bununla örtüşen bir Ermeni Türk ilişkisinden söz etmesi beni derinden etkiledi.
    Ne yazık ki, kötü yönetim, Osmanlı ve Türk halkının eli, kolu olan, eğitimli, aydın ve en kadim dostlarıyla arasının açılmasına sebep olmuştu.
  • Erzurum Kongresi hakkında bilgi verildikten sonra kongreye katılan delegelerin kısaca biyografileri sunulmuş.Erzurum'dan 20, Trabzon'dan 18, Sivas'tan 13, Bitlis'ten 4, Van'dan 2, Erzincan'dan 6 delege var.Toplamda 63 delege iştirak etmiş.Van'dan seçilen delegeler gelemediğinden onay alınarak yerlerine Erzurum'dan iki kişi katılıyor.
    Kitapta birbirinden renkli simalarla tanışıyorsunuz.Tevfik Fikret'in talebesi şair Muhsin Elgen'den, Mustafa Necati Güner'e,Şeyh Hacı Ahmet Fevzi Efendi'den Paşazade Mehmed Celaleddin Bey'e birbirinden ilginç kıymetli şahsiyetlerin varlığından haberdar olduk.
    Yazarın kendisi Atatürkçü olmasına rağmen muhalif olanları, bilhassa Erzurum Kongresi'ni imzalamayan bazı Trabzon delegelerini aşağılamaya kalkışmaması ve oldukça seviyeli bir üslupla,bilimsel metodla yazması kitabın kayda değer yönlerinden birisi. Yazar, oldukça fazla emek vermiş ve delegelerin her birinin ya yakınlarıyla mektuplaşarak belge ve bilgi temin etmiş ya da valilik, kaymakamlık ve nüfus müdürlüklerine dilekçe göndererek bilgi almış.Hangi delegeyi anlatmışsa dipnot bölümünde kimlerle iletişim kurup bilgi aldığını açıklamış.Kaynakça olarak özellikle Fahrettin Kırzıoğlu'nun Bütün Yönleriyle Erzurum Kongresi adlı eserden çokça yararlanmış, hatıratlara pek başvurmamış.Hatta bilindik olanların isimlerini dahi zikretmiyor.
    Şimdi iki Bayburtlu delegemizi de anmasak olmaz.Birincisi Zahit Bey (Pekindağ) Bayburt'un Türkiye cumhuriyeti tarihindeki ilk Belediye başkanıdır kendisi.Hayatı hakkında ilk kez bu kitaptan bilgi edinebildim.Kendisine Bayburt'a çok büyük hizmetin oldu gel milletvekili ol diyenlere "Biz Allah rızası için hizmet ettik vatan sevgisi karşılıksızdır." diyerek milletvekiliğini reddetmiş.Diğer delegemiz olan Tevfik Çoruh uzun yıllar belediye başkanlığı yapmıştır.Bir belediye personelinin belediyenin parasıyla et alması üzerine kendi evine götürdüğü düşünülüp yolsuzluk dedikoduları yayılır.Tevfik Çoruh benim yönetimdeki belediyede nasıl yolsuzluk yapılır diye bu hatayı kabullenemeyip siyanür içerek intihar eder.Tevfik Bey'in ölümünden sonra söz konusu işçinin evine değil belediyeye et aldığı,söylentilerin iftira olduğu anlaşılır.Bayburt halkının Tevfik Bey'in ahını aldığından olsa gerek sonradan gelenler yüzümüzü güldürmediler hiç.
  • Nasıl bir ailede yetiştiğiniz çok önemli bence. Gelecekteki yolunuzu belirlemede, temel atanlar onlar oluyor çünkü.

    Aamir Khan, film sektörünün içinde olan bir ailede yetiştiğinden, ilgi alanlarının başında sinema geliyor doğal olarak. Fakat öyle hemen zirvelerde yer almıyor. Bu konuda gerçekten emek harcıyor ve adım adım ilerleme gösteriyor. Kamera önünden önce, arkasındaki ekipte yer alması onu her alanda deneyim sahibi yapıyor ve tabi yeni, sempatik bir yüze sahip olması bu yolda ilerlemesinde çok daha etkili oluyor.

    Bu ay yeni bir filmi vizyona girmişken kitabı elime almış olmam güzel bir tesadüf oldu. Daha Türkiye'de vizyona girmedi fakat eminim yine güzel şeyler yaptı. Merakla bekliyorum, çünkü okurken, filmini izlediğiniz kişinin hangi zorluklardan sonra böyle bir ürün ortaya çıkardığını görmek, bence filmi bilinçli izlemekle eş değer oluyor. Görünen dışında arka planda çok daha hummalı bir çalışma olduğu aşikar. Sadece göze hitap etmesi önemli değil. Göze, kulağa, akla ve en önemlisi kalbe hitap etmeli bir film. Bazı Hint filmlerini bu yüzden çok seviyorum. Süre olarak çok uzun belki ama altında hep bir mesaj var ve sonunda sizin kalbinize dokunmayı başarıyor.

    Bu sektörde adını duyuran üç Khan'dan biri de Aamir. Ülkesinde, yolsuzluk, eğitim sistemi, cinsiyetçilik, çocuk istismarıyla mücadele, insan hakları gibi meselelerde örnek bir kişi. Duyguları mükemmel bir şekilde yansıtıyor olması, filmi kendi içinde yaşamasından kaynaklı. İçine sinmeyen hiç bir filmde oynamıyor. Seviyorsanız ben gibi okuyunuz ve izleyiniz... :)
  • Demirel'lerin mobilya yolsuzluğunu ortaya çıkaran Anka haber ajansı kapanmış... Sahibi o zamanlar Altan Öymen'di, bir hukukçu olarak Uğur Mumcu dosyaları dikkatle inceleyerek Süleyman Demirel'in 24 yaşında büyük işletmeci oluveren yeğeni Yahya Demirel'in hayali ihracat yaptığını ortaya çıkarmışlar, o dönemin ANKA Haber Ajansı çalışanları. Ama ne var ki, bunca delilden sonra yargı olayın üzerine gidememiş. Daha doğrusu gitmemiş! İktidarlara, siyasetçileri bağlı olduğu için, dizginleri siyasetçilerin elinde olduğu için... Ne zaman yargı bağımsız oldu ki şu memlekette! Hiçbir zaman! Acı, ama gerçek bu! Ve yaptıkları yolsuzlukla Süleyman Demirel ve ailesi de köşeyi dönmüş, daha Türkiye'de nicelerinin döndüğü gibi. "Devlet malı deniz" derler, "kullan kafayı dön köşeyi", "işini bilen kaptan"v.s. yolsuzluğu, yolsuzluk yapanı aklayan sözler icat edilmiştir Türkiye'de. Hırsız ev sahibi bastırır misali, ANKA Haber ajansına bu yolsuzluğu ortaya çıkardığı için maliye müfettişleri gönderilmiş, güya açıklarını bulacaklar ve kendi ayıplarını kapatacaklar! Ve seneler sonra ANKA haber Ajansı kapandı. Ama Türkiye'de nice yolsuzluk dosyaları açık bekliyor. Yahya Demirel, Süleyman Demirel hayatta değiller, onlar da yargı önünde hesap vermediler. Uğur Mumcu köşesinden, "Süleyman Demirel bir gün yüce divana gidecek..." diye... Ama ne yazık ki! İşte adalet (!) Güçlünün, zenginin yanında! Yasalar ve cezalarsa fakirler için...
  • Hükümdar her daim müteyakkız olmalıdır: “Yanı başında yahut uzağında kalmış ordu ve raiyyetin durumlanı araştırıp onlardan haberdar olmak padişahlığın gereklerindendir. Hükümdar böyle yapmaz ise şanına noksan gelir ve halk bunu onun gafil, ihmalkâr ve gaddar biri olduğuna yorarak: “Memlekette yolsuzluk, bozgunculuğun alıp başını gitmesi padişahın umurunda değil.” der.
    “Şayet padişah, olan bitenden haberdar da tedbir almıyorsa zulme rıza gösterip zalimlere ortak olur; yok eğer haberdar değilse ahmak, aymaz, kara bir cahildir. Bu iki itham da hoş değildir.”
    Nizamülmülk
    Sayfa 85 - Kültür