Hayatım boyunca kendimden kaçmış olduğum gerçeğiyle yüzleşmekti. Hep başkaları için yaşamak, onların beklentilerine uymak, onların mutluluğunu kendimin önüne koymak… Sanki yıllardır kendimi ikinci plana atmak bir erdemmiş gibi gelmişti. Oysa Serdar Vatansever’in satırlarında, ilk kez şu cümle içimde yankılandı: “Artık kendin için yaşa.”
Kitabı okuduğum anlardan birinde, çocukluk yıllarım gözlerimin önüne geldi. Hep başkalarını memnun etmeye çalışarak büyüdüğüm anılar… Öğretmenimin gözüne girmek için kendi sevdiğim şeylerden vazgeçişim, ailemi gururlandırmak için kendi isteklerimi susturuşum, dostlarım için susarken kendi canımı acıtışım… Belki de tüm bunlar “iyi insan” olmanın gereğiymiş gibi öğretilmişti bana. Ama aslında öğrendiğim şey, kendimden biraz daha uzaklaşmaktı.
Kitabın cümlelerinde ilerlerken, içimde yavaş yavaş bir ışık yanmaya başladı. İlk kez kendime şu soruyu sordum: “Ben ne istiyorum?” Bu soru basit görünebilir ama cevaplarını bulmak, belki de yılların ağırlığını üzerimden atmak gibiydi. Çünkü fark ettim ki, kendi mutluluğunu hiçe sayan bir insan, başkasına da gerçek anlamda mutluluk veremez.
Hayat bazen insanı öyle bir noktaya getiriyor ki, başkalarının gözünde değer kazanmak için kendini tüketmeye başlıyorsun. Ama kitap bana şunu hatırlattı: değer, zaten içinde var. Başkasının bakışıyla ölçülen değil, kendi iç sesinle anlam kazanan bir değer… Ve ben bunu fark ettikçe, üzerimdeki zincirler yavaş yavaş çözülmeye başladı.
Bir gece kitabı elimde tutarken, içimden kendime bir söz verdim: “Kendi hayatımı ertelemeden, kendi mutluluğumu yarına bırakmadan yaşayacağım.” Çünkü asıl cesaret, başkaları için değil, kendi varlığın için ayağa kalkabilmekmiş.
Ve ben anladım ki, insanın en büyük borcu kendisine. Çünkü insan, kendisi için yaşamayı öğrenmedikçe,