• Doktor Nafız Bey, savcıya söyledi, ihtiyar yörüğü tutuklattırdı. Suç belliydi: Diplomasasız icra-yı tababet! Sorguda kasabanın üç doktoru bulunuyordu: Heybeden ... bir de tülbentte sarılı acayip bir nesne çıktı. Peynir küfüymüş. Kendisine bu nedir? Diye sorulunca söyledi. Dolamalara, çıbanlara,yaralara basarmış. Adamcağız mikrop nedir bilmiyor ki...Ama ortada bir başka gerçek vardı: Adam iyileştiriyordu. Ve yapılacak şey açiktı: Küf ile yaranın, berenin ve mikropların ilişkisini araştırmak! Bilim anlayışı öyle istiyordu, bunu gerektiriyordu......koca yörük kodesi boyladı........ Ne var ki, aradan ancak iki yıl geçiyor ve bir ingiliz bilgini peynir küfünden penisilini çıkarıyordu.
  • Bu kavinler içinde en kudretlilerinden birisi Kıyatlardır. Bunlardan bilhassa Urenkay’lar, yani Beyaz Kaylar olmuş. Kay'lara çoğul halde Kıyat denmiştir. Bunlar 4 kabile imişler: Yörikin, Yörük ?. 2-Yasar, 3-Çenkşiyut, 4-Börçegin Kıyatları. Çenkşi, hükümdar müşaviri anlamında Çince bir kelimedir. Kıpçaklarda da müstameldir. Harezmşah’ın annesi Türkan Hatun'un babası ”Cenkşi” idi. Harezmlilerde ayrıca "Munlu" yani "Bunlu"
    Kıyatlar da olmuştur.
    Zeki Velidi Togan
    Sayfa 28 - e-kitap
  • Nazilli Belediyesi tarafından düzenlenen ''Nazilli konulu şiir yarışmasında'' 1. Olan Savaş Sarıkaya'nın şiiri aşağıdadır;

    BAŞKENTİDİR NAZİLLİ...

    İnsanları beslenir incir, zeytin, kaymakla

    Menderes denen nehir aktıkça milli milli

    İncirin faydaları biter mi hiç saymakla

    İncir, zeytin, pamuğun başkentidir Nazilli.

    Osmanlı zamanında Arpaz’da yaşar beyler

    Yıllar yılı tarımda öndedir bütün köyler

    Alem ne derse desin istatistikler söyler:

    İncir, zeytin, pamuğun başkentidir Nazilli.

    Narenciye doludur yolların solu, sağı

    Dağlarda ve ovada mevcuttur üzüm bağı

    Tüm dertlere devadır zeytin ve zeytinyağı

    İncir, zeytin, pamuğun başkentidir Nazilli.

    Nazilli’ye girdiler düşmanlar sinsi sinsi

    Beş eylülde gittiler gelen düşmanın hepsi

    Nazilli yetmiş altı özel bir pamuk cinsi

    İncir, zeytin, pamuğun başkentidir Nazilli.

    Horasan Yörükleri burda kurdu otağı

    Demirci Mehmet Efe burdan yaptı atağı

    İncir, zeytin yiyenin pamuktandır yatağı

    İncir, zeytin, pamuğun başkentidir Nazilli.

    Fabrika kurulmazdan insan çıplak, üşürdü

    Yörük Ali, Demirci düşmanla dövüşürdü

    Pamuklar Fabrikada basmaya dönüşürdü

    İncir, zeytin, pamuğun başkentidir Nazilli.

    Nazilli işgalinde düşmanlar kudurmuştu

    Burada fabrikayı Atatürk kurdurmuştu

    Sümerbank Fabrikası göçleri durdurmuştu

    İncir, zeytin, pamuğun başkentidir Nazilli.

    Acı çeken bu millet unutur mu dünleri

    Pamuk, zeytin ve incir ihracat ürünleri

    Yayılmıştır dünyaya bu üçlünün ünleri

    İncir, zeytin, pamuğun başkentidir Nazilli.

    Yirmi sekiz mayısta işgal etti düşmanlar

    Zulmeden bu zalimler normal üstü şişmanlar

    Yardımcı olan Rumlar sonradan çok pişmanlar

    Hürriyet severlerin başkentidir Nazilli.

    İşgalci kuvvetlere milletçe kin kusarak

    Vatan hainlerini acımasız asarak

    Otuz üç karakolu bir gecede basarak

    Kurtuluş Savaşını başlatandır Nazilli.
  • Ey koca Çukurova,
    Dertli insanı aşık edersin, ağıtlar, türküler yaktırırsın, taşın toprağın altın olsa da kıymat mı bilirsin... Ne fayda!
    ...
    Dilim döndüğünce, bir yerli köylünün ağzından Yörükleri ve de kitabı anlatayım.

    Çukurova'nın altını üstünü, her dağını her taşını öğrendiğim annemden,

    " Babamın ebesi derlerdi, bir Paşa Karısı varmış, adı Fatma'imiş. Ta bu Paşa karısının çocukluğu zamanlarında, Aydınlı Yörükleri buralara göçerlermiş Çukurova'dan yaylamaya, buradan da Kiraz, Obruk, Çatak yaylalarına...
    Benim küçüklüğüm zamanlarında da gelirdi kızım aha şu gördüğün yazıya, yazı kapkara davar olurdu bir geldiler miydi. Develerinden korkar kuyuya suya gidemezdik bir koca olurlardı. İşte kızım bu babamın ebesi dediğim Paşa Karısı'nın da bir kardaşı, daha çocuğken bu Aydınlı Yörüklerine karışmış gitmiş neye gitmiş niye gitmiş bilen yok. Ne izini gören, ne sanını bilen, ne de bir arayan çıkmış, aradan yıllar yıllar geçmiş Paşa Karısı yaşlanmış epeyce... Yine bir yaz mevsiminde Aydınlı Yörüklerinin yaylak zamanında bir adam gelmiş evine, (dedemin şimdiki evi) vardan yoktan çok şeyler istemiş bulgur, yarma, setik, soğan, papates, pekmez, sarı kabağa varıncaya kadar. Paşa Karısı da Allah Rızası, adamın istediğini, elinde olduğunca vermiş.
    Adam koymuş çuvala aldığını, sırtlamış, düşmüş yola evden aşağı, uzaklaşınca biraz, dönmüş arkadı bir izleyivermiş Sahancık dağının başını, Mıklı yollarını, Tekeç'in çamlarını, meşelerini... Paşa karısı evden ırak bunu görünce anlamış o adamın kardaşı olduğunu 'kardaşım' demiş yekinmiş ama yetişememiş ardından. Bir ağıt bir gözyaşı kalakalmış öylece... "

    Daha nice nice yaşanmışlıklar, nice olaylar...

    Annem çok anlatır bunu, her yaz Aydınlı Yörükleri gelip de konunca bizim ekin yerlerine, şimdilerde tabii deve yok, eşek yok, at yok, kara kıl çadırları yok. Eskilerden kalan bir tek at kadar büyük çoban köpekleri var. Onların yerine bir traktör bir römork öyle geliyorlar.
    Eskiler anlatılınca yeniler gibi olmuyor benim gördüklerim gibi olmuyor daha ilginç geliyor daha güzel geliyor. Okudukça okuyayım dinledikçe dinleyeyim. Hele bir de bu kadar yazmışken, bizim köylerin bir Aşığı da vakti zamanında bir Yörük kızına sevdalanmış, sevda bu yol mu bilir yordam mı bilir. Almış sazını eline, vermiş sözünü ağzına söyleyivermiş bir türkü...

    https://youtu.be/GyHpfqS_S_s

    Kitap dedim adını yazmadım daha, Binboğalar Efsanesi de bir Yörükler kitabı, acısıyla tatlısıyla, Hıdırelleziyle, ve daha her şeyiyle bir Yaşar Kemal mükemmeli... Ta Horasan'dan gelip buralarda kök salan kültür, gelenek, görenek...

    Bir de ithafım var buraya kadar okuyup gelenler için :)
    Canım Hemşehrim, ben kadar Çukurova kokan, biricik Liliy'im (Liliyar) bu incelemem senin için...
  • Saygıyla sevgiyle anıyorum... 💖💖💖 🌹🌹🌹

    27 Ağustos 1922 sabahı Mustafa Kemal Paşa'ya telefonda kuşattıkları tepeyi yarım saat sonra alacaklarını bildirmesine rağmen bunu başaramayınca intihar ederek hayatına son veren Miralay Reşat (Çiğiltepe)’nin ;

    Özellikle cephenin biraz gerisinde yüksekçe bir yere oturup tabancalarını dizlerine koyarak "Geri çekileni vururum" mesajı vermesi ve birkaç sefer geriye kaçan askerler üzerinde bunu bizzat uygulamasıyla “Deli Halit” lakabını alan Mirliva Halit (Karsıalan)’ın ;

    Kütahya'nın Emet ilçesinden kendisi, Emet halkı ve süvarileri tarafından kaçırılan Yunan ordusunu kovalayarak İzmir’e giren ilk süvari birlikleri komutanı Ferik Fahrettin (Altay)’ın ;

    Demiryollarının kesiştiği yer olan Eskişehir'e bir üs kuran ve savaş boyunca derme çatma trenlerle cepheye asker, cephane, malzeme nakleden; ray döşeten; gerektiğinde ray ve vagonlardan çelik söktürüp kılıç yaptıran miralay Behiç Bey’in ;

    İstanbul'dan bizzat kendisine gönderilen ve Mustafa Kemal Paşa'yı tutuklamasını emreden telgrafa rağmen “Ben ve kolordum emrinizdedir Paşam!” sözünü söyleyerek Mustafa Kemal Paşa'nın emrine giren Birinci Ferik Musa Kâzım (Karabekir)’in ;

    İzmit ile Adapazarı'nı geri alıp, Sakarya Meydan Muharebesi'ne katılarak üstün başarılar kazanan Birinci Ferik Kazım Fikri (Özalp)’ın ;

    Birlikleri ile İzmit ve adapazarı üzerinden Bilecik ve Eskişehir istikametine ilerleyen İngiliz kuvvetlerine Geyve yakınlarında ateş açarak onları durdurup geri püskürten ve Türk Kurtuluş Savaşı'nı fiilen başlatan ilk komutan olan Mirliva Ali Fuat (Cebesoy)’un ;

    Bahriye Nazırlığı’ndan ayrılan ve Anadolu'daki Milli Mücadele hareketine katılan albay Hüseyin Rauf (Orbay)’ın ;

    İstanbul'dan Anadolu'ya silah ve mühimmat kaçıran, İtalyan işgalindeki Antalya depolarında bulunan silah ve mühimmatı Kuva-yı Milliye'ye kazandıran Mirliva İbrahim Refet (Bele)’nin ;

    İstanbul Hükümeti tarafından ulusal hareketin önderlerinden biri olarak rütbesi kaldırılan, nişanları geri alınan ve idamına karar verilen Müşir Mustafa Fevzi (Çakmak)’ın ;

    Harbiye'de Askeri Taktik ve Strateji Öğretmenliği yapması nedeniyle başta Mustafa Kemal Paşa olmak üzere Kurtuluş Savaşı'ndaki üst düzey komutanların büyük çoğunluğu tarafından "Hocam" diye hitap edilen, Büyük Taarruz'dan önce taarruz stratejisinin belirlenmesi için yapılan toplantılarda, tedbirli ve titiz karakteri nedeniyle, taarruz planını çok riskli ve tehlikeli bulduğu için şiddetle itiraz eden, ancak yine de verilen emirleri, biri hariç, harfiyen yerine getiren Orgeneral Yakup Şevki (Subaşı)’nin ;

    Yaptığı konuşmaları ile zihinlerde yer etmiş usta bir hatip olan, Kurtuluş Savaşı'nda cephede Mustafa Kemal'in yanında görev yapan, sivil olmasına rağmen rütbe alarak bir savaş kahramanı sayılan Onbaşı Halide (Edip Adıvar)’nin ;

    Kağnıyla cepheye silah taşıyan Fatma Nine’nin ;;

    İnebolu'da bulunan cephanelerin Ankara'ya götürülmesinde çocuğu ve kağnısıyla yer alırken, kış şartları nedeniyle cephane ıslanmasın diye battaniyesini cephaneye saran, bebeğine de sarılıp onun donmaması için uğraş verirken donarak ölen Şerife Bacı’nın ;

    Onbaşı olduğunda neredeyse sadece kadınlardan oluşan birliği ile düşmanın cephe gerisine bir saldırı düzenleyen ve aralarında bir Yunan subayı dahil toplam 25 esir askerle geri dönen Erzurumlu Kara Fatma (Seher Erden)’nın ;

    Kocayayla baskınında geri çekilen silah arkadaşlarına cesaret vermek için hızla öne atılınca başından vurularak şehit olan Gördesli Makbule’nin ;

    Çanakkale’de ölen kocasından kalan tek hatıra elmas küpelerini bozdurup kendine bir tüfek alıp dağa çıkan ve Yörük Ali Efe’ye katılan Emir Ayşe’nin ;

    Düzenli ordu kurulana kadar yirmi aylık bir sürede düşman kuvvetlerinin Aydın kanadından Anadolu içlerine ilerlemesi engelleyen Yörük Ali Efe’nin ;

    Bekir Ağa Bölüğü`ne baskın düzenleyerek tutuklu bulunan vatansever ve aydınları kurtarıp Anadolu`ya geçmelerini sağlayan Yahya Kaptan’nın ;

    Bir Fransız gemisini kaçırmayı başarınca ona layık görülen istiklal madalyasını geri çevirerek "Ben madalya için değil milletim içim savaştım" diyen İpsiz Recep’in ;

    Kumardan hileyle kazandığı 45 bin frank ile kendi deyimiyle İzmir'deki vatan görevine başlayan İngiliz Kemal lakabıyla anılan Türk ajan Ahmet Esat (Tomruk)’ un ,

    Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın gizli örgütü Karakol’un yöneticisi Naciye Faham’nın ;

    İşkence görmesine rağmen Karakol’un adresini vermeyen Topkapılı ebe Şahende’nin ;

    Felah Grubu’na saraydan bilgi taşıyan V. Murat’ın kızı Fehime Sultan’nın ;

    İşgal protestolarında on binlere konuşan Şükufe Nihal’e;
    Sebahat’ın ;
    Zeliha’ın ;

    Darülfünunlu Saime’in ;

    12 yaşında İnönü muharebelerinde savaşan Nezahat’ın ;

    “Muharebe bana düğündür Paşam” diyen Mustafa Kemal’in askeri Sivaslı Fatma Seher’in ;

    Çerkez kadınları örgütleyen Hayriye Melek’in ;

    Alaşehir’deki zulmü dünyaya çektikleri telgraf ile duyuran Makbule’nin;
    Nebile’nin ;

    Yunan işgaline elinde silahla karşı koyan Turgutlulu Çavuş Ayşe’nin ;

    Ödemişli Fatma’nın ;

    Köpekli Nuri Çetesi’ne katılan Aydınlı -namı diğer Binbaşı- Ayşe’nin

    Yörük Ali Efe’nin 1. bölüğünün 4. mangasında nişancı olarak savaşan Emire Aliye’nin ;

    Elinde balta ile Menderes Köprüsü’nde düşman bekleyen Arşın Teyze’nin ;

    Sarayköy’e gelen İngilizci Nasihat Kurulu’nun üzerine silahla yürüyen Adöv Ayşe’nin ;

    Başındaki yırtık örtüsünü erkeklerin yüzüne atıp, “alın bunları örtünün, verin silahları ben savaşırım” diyen Kezban’nın

    Mavzeri hiç susmayan şehit eşi Senem Ayşe’nin ,

    Düğünde takılan altınları Ankara’ya bağışlayan Kastamonulu 17 yaşındaki Hatice’nin ;

    Üç kızını Mustafa Kemal’e emanet edip Sakarya Cephesine koşan ve yaralanan Ayşe Çavuş’un ,

    Düşmanla işbirliği yapan oğlunu vurup dağa çıkan Domaniçli Habibe’nin

    Erkek kılığında savaşan ve sonra kadın olduğu anlaşılan Halime Çavuş’un ....

    Soyadını İnönü meydanında çarpışa çarpışa alan Mustafa İsmet’in

    “Geldikleri gibi giderler” deyip, geldiklerinden biraz daha hızlı gitmelerini sağlayan Mustafa Kemal’in

    Kutlu Tini şad , uçmağı Tanrı Dağları olsun ...
  • İsmini cazip bulup okuduğum bir kitap "Beyaz Önlüklü Göçebe ". Konya ve Aydın kırsallarında göçebe daha doğrusu Yörük yaşayan bir ailenin kızının çadırlardan veterinerlik Fakültesine uzanan doğal ve bir o kadar gerçekçi hayatını anlatan güzel bir otobiyografi denilebilir. Kitabın bizzat yazarı olan Yörük kızının yaşamını okumak renkli ve keyifliydi. Kitabı okurken okuru bir koyunların, keçilerin sürüsünün peşinden koşturan, kimi zaman çadırın içinde Yörük sofrasında yemek yediriyor, kimi zaman da yokluğun ve fakirligin azimle zafere giden yolda hırs yaptığına tanık oluyorsunuz. Güzeldi, ben sevdim.