Yorum

Rüveyda isimli okurun asıl gönderisini gör
Hayatımın bir döneminde kitapları hayatımın merkezine koydum. O kadar çok okuyordum ki, özellikle dünya klasiklerini, bu beni inanılmaz ölçüde empatik birisi yaptı. İnsanların mimiklerinden anlamlar çıkarmaya bir insanı en ufak bir sözümle yaraladım mı diye kendi kendimle vicdan muhasebesi yaparken buluyordum kendimi. Ve hayal dünyam beni duygusal bir bombardımana tutuyordu. Resmen okuduklarımı yaşıyor roman kahramanının duygularını en derinden hissediyordum. Bu ileri derece de insanı yalnızlaştıran ve anlaşılmamak düşüncesini ya da kısaca varoluş soruları sormama neden oluyordu. O dönemler bana çok okuyan mı yoksa çok gezen mi deseler kesinlikle cevabım okuyan olurdu. Çünkü hiçbir araç kullanmadan Victor Hugo'nun sizi Sefiller adlı eseriyle 1876 yılındaki Waterloo Savaşı'na gidiyor yeri geliyor onun verdiği harita ile Fransa'nın kanalizasyon şebekesinde bile geziyordunuz. Aradan zaman geçti şimdi 37 yaşındayım. Aynı soruyu şimdi bana tekrar sorsalar çok okuyan mı çok gezen mi diye, cevabım şu olurdu: %70 gezen %30 okuyan derim. Bunu şunun için söylüyorum. Bir kitabı okuyunca bir şehire aşık olabiliyorsunuz ( Ahmet Ümit- Bir İstanbul Hatırası gibi bu kitap için İstanbul'a gitmişliğim var ama sonuç: Bir tutam hayal kırıklığı.) Kısaca şunu söylemek istiyorum bazen sadece okumak yetmiyor, yaşamak dokunmak ve hissetmek de gerekiyor. Bizim özendiğimiz o karakterlerin eminim ki bir çoğu yazarların bizzat kendisi idi. (Martin Eden'in gerçek Jack London olması gibi) Yazımı sonuna kadar okuyan genç kardeşim, lütfen ama lütfen yaşamayı es geçme! Hayatını olabildiğince dolu dolu yaşa çünkü dolar milyarderi de olsanız geçen bir saniyeyi bile geri alamazsınız. Önceliğiniz sağlığınız, aileniz, dostlarınız ve size değer veren insanlar olsun. Bunlara sahipseniz her gün şükredin 😊
Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.