Dağın şeyhi kardeşin paylaştığı bilgilere ve okuma tavsiyelerine ek olarak yazmak isterim.
Farklı din mensuplarına davet, tebliğ gibi girişimler için en kötü zamanların, dini bayram gibi özel günleri olduğunu düşünüyorum.
Hiçbirimiz dini duygularımızın yükseldiği bu gibi günlerde, falanca dinden birilerinin kendince doğrularını dinlemek istemeyiz.
Samimiyetlerinden şüphe etmediğimiz bu kardeşleri, empati yapmaya çağırmak gibi küçük hatırlatmalarla doğruya yönlendirmek yeterli olabilir.
Bu kardeşleri provokasyon gibi kötü niyetli girişimlerde bulunmakla suçlayanlarımızın irşad ve tebliğe muhtaç olduklarını da not etmeli. Bu kesimin hali daha endişe verici gibi.
İslamiKitapÖzet Hocam Allah sizden razı olsun, görüşleriniz her zaman baş tacı. Ancak aklıma bir husus takıldı. Mekke dönemi ve İslam’ın tebliğ edilmeye başlandığı ilk günleri düşününce şu olay geliyor zihnime: Abdullah b. Mesud (ra), müşriklerin Mekke’de en güçlü olduğu bir dönemde, Kâbe’nin hemen yanında Rahman Sûresi’ni yüksek sesle okumamış mıydı? Üstelik bu yüzden neredeyse ölesiye dövülmesine rağmen geri adım atmamıştı. Yanlış hatırlamıyorsam, kendisi güçlü ve nüfuzlu bir sahabe de değildi. Buna rağmen son derece vakur ve tavizsiz bir duruş sergilemişti.
Bu olay, konuştuğumuz meseleye bir delil olarak değerlendirilemez mi? Yani Müslümanlar sayıca az ve güçsüz oldukları bir ortamda bile, korkmadan ve taviz vermeden imanlarını açıkça ortaya koymuşlardı…
1000 Kitabın Selefi Ablası Estağfurullah hocam. Amin, Rabbimiz cümlemizden razı olsun.
Rahman'ı kabul etmeyen müşriklere Rahman Suresini okumak eski bir köle olan İbni Mesud için çok cesurca bir tavırdı. Sonucu belli bu girişimi bir tebliğ yöntemi değil de bir meydan okuma gibi almak gerekir sanki.
Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.